"Osman Müftüoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Osman Müftüoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Osman Müftüoğlu

Ruh bedenden kopunca ne olur?

Gençlik sırları peşinde koşup ottan, çöpten şeylerden medet umarken beden-ruh birlikteliğini de ruhu beslemeyi de ihmal ediyoruz. Bu bazen öyle noktalara varıyor ki ruhumuz bize darılıyor, alıp başını gidiyor, bizden kopuyor.

Hayat sonsuza yolculuksa eğer ki öyledir, ömür Ataol Behramoğlu’nun dediği gibi “hayatın bize ayrılan zaman dilimi” gibidir. Hayatın, gençlikten yaşlılığa, yani bahardan sonbahara geçişinin yavaşlığından mı, yoksa aklın sağlıklı bedeni idrak etmeyi becerememesinden mi bilmiyorum ama araya giren hastalıklar ve ölümler olmasa ruhun önemini fark etmiyor, edemiyoruz. Ve böyle durumlarda çoğu insan daha yaşarken ölüp gidiyor! Size iyi bir haberim var: Bu güzel ve aydınlık bahar günleri bedenle ruhu yeniden bir araya getirmenin barıştırıp seviştirmenin en iyi zamanlarıdır. Değerlendirin!
Ruhu bedene yeniden yaklaştırma yolculuğuna Prof. Dr. Toksöz Karasu ile başlayalım. Çünkü huzurlu yaşama sanatı kitabıyla “kabuğu soyup ruha inmenin” ve “hayatı bir huzur bahçesi haline getirmenin” yollarını en güzel anlatanlardan biri Toksöz hocadır. Sizi onunla baş başa bırakıyor, iyi pazarlar diliyorum: “Herkesin arzulamakta olduğu o ‘şey’, olağan ve geçici mutluluktan ziyade olağanüstü ve kalıcı, keyifli bir huzurdur. Psikolojik bir ifadeyle ruhlu ve manevi bir varlığa demir atmış tam bir yetişkinlik halidir. Bu ruh halinin kapısını ancak hem ruhu hem de maneviyatı içeren birleşik bir anahtar açabilir. Bu anahtar ruhu sevgi vasıtasıyla içerir: Başkalarını sevmek, çalışmayı sevmek ve ait olmayı sevmek. Maneviyatı ise inanç vasıtasıyla içerir: Kutsala inanmak, birliğe inanmak ve dönüşüme inanmak. Hepsi de Tanrı’ya inançta ve Tanrı sevgisinde zirveye ulaşır. (Huzurlu Yaşama Sanatı/Boyner Yayınları)

Aerobik egzersiz ne anlama geliyor?

EGZERSİZ

Egzersiz çalışmaları genelde iki gruba ayrılıyor. Bir; kalp damar sistemini güçlendiren ve kondisyon sağlayan egzersizler. İki; güç idmanları. Birinci gruptaki egzersizler genel olarak aerobik egzersizler olarak tanımlanıyor. Temel özellikleri ortalama bir yoğunlukta yapılmaları. Bu egzersizleri yaparken yanınızdaki biriyle nefes nefese kalmadan rahatlıkla konuşabilirsiniz. Bu egzersizlerin tümü büyük kas gruplarını kullanır, ortalama otuz, otuz beş dakika sürer. Yürümek, yüzmek, makul bir hızla bisiklet sürmek ya da kürek çekmek bu egzersizlerin en güzel örnekleri. Aerobik tam anlamıyla “oksijen kullanan” demek, bu nedenle sizi nefes nefese bırakan, zorlayan, soluk alıp vermenizi güçleştiren, sıklaştıran egzersizler aerobik değil. Mesela yürümek yerine tempolu koşarsanız nefes sıklığınız artar, nefes almakta zorlanmaya başlarsınız ve artık yoğunluk düzeyi yüksek bir egzersiz aşamasına geçmişsiniz demektir. Prensip olarak sağlıklı yaşamı sürdürmenin en etkili yollarından biri haftada en az beş gün aerobik egzersiz yapmaktan geçer. Süreyi otuz dakikadan az tutmamaya, sıklığını haftada üçün altına düşürmemeye özen göstermenizde yarar var.

Diyabet neden patladı?

DİYABET

Tip 2 diyabet neden yaygınlaşıyor, şeker hastalarının sayısı neden artıyor? Bilim çevrelerinin en önemli kaygılarından biri haline gelen bu soruya en doğru yanıtı Harvard’lı diyabetolog Dr. David M. Nathan veriyor: “Eğer tüm insanlık tarihi bir günün yirmi dört saatine sığdırılabilseydi 19. ve 20. yüzyıllar o günün son iki dakikası olurdu. Buna rağmen bu göz açıp kapama süresinde yaşam tarzımız önceki yüz bin yıl içinde olduğundan çok fazla değişmişti. Şimdi yaşam tarzlarımızdaki bu kötü/olumsuz değişimlere uymanın sonuçlarına tanık oluyoruz. Basitçe ifade edecek olursak vücudumuzu eskisinden daha az hareket ettiriyor, eskiye oranla daha çok yiyor ve çok fazla miktarda yanlış yiyecekler tüketiyoruz”. Dr. Nathan bu saptamaları yalnızca yaşadığımız diyabet salgınının değil, kilo sorununun, hatta kanser patlamasının da nedenleri. Dünyanın küçük bir bölümü hariç ihtiyacımız olandan fazla yiyoruz, yaktığımızdan fazla kalori alıyoruz, yanlış ve kötü şeylerle besleniyoruz. Yiyip içtiklerimizin çoğu sağlıklı şeyler değil. İçlerinde hücrelerimizin hiç tanımadığı binlerce yeni kimyasal madde var. Her gün avuçla şeker, kaşıklar dolusu yağ tüketiyor, cipsti, burgerdi, pizzaydı, sosisti, ekmek içi dönerdi ucuz veya pahalı ne bulursak midemize indiriyoruz. Keyfinizi kaçırmak istemem ama geleceğimizi tehdit eden en önemli sağlık sorunlarından biri haline gelen şeker hastalığını ve kilo sorununu, kalp krizlerini, felçleri, kanserleri- önlemenin yolu “boğazımıza sahip olmak” ile yakından ilgili.

Batılılaşma diyabet riskini arttırıyor mu?

YAŞAM TARZI

İstatistiksel veriler diyabetin yaygınlığı düşük olan ülkelerde “Batılılaşma”nın (yani beslenme ve yaşam tarzı değişikliklerini batılı toplumlara benzetmenin) diyabet riskini arttırdığını gösteriyor. Birkaç yıl önce yapılan büyük bir çalışmanın sonuçları şaşırtıcıydı ve bu gözlemi doğrulayan en önemli örneklerden biri oldu. Çin halkı diyabetin oldukça düşük olduğu bir toplumken son yıllarda benimsedikleri yeni yaşam tarzı (batılılaşma!) %1,2 olan diyabet sıklığını yirmi yıl içinde dört katına % 4,5’e yükseltti. Benzer tehlikenin bizim için de söz konusu olduğu kesin. Türkiye’de seksenli yılların sonunda %3’ler civarında olan diyabet sıklığı son araştırmalara göre %8’lere ulaşmıştır. Sebepler bizde de aynı. Yanlış beslenme bilinen beslenme alışkanlıklarımızı değiştirip batı tipi yiyeceklere (fast food besinler, pizza ve benzerleri, unlu, şekerli diğer yiyecekler) ve içeceklere (meşrubatlar, gazlı kolalı içecekler) ağırlık vermek ve aktivite düzeyimizi düşürmek.

Düşük kalorili diyetler neden tehlikeli?

DİYET

Bu soru aslında şöyle de sorulabilir: Kilo vermede en doğru yol hangisi? Sağlıklı olan uzun süre içinde kilo vermek. Düşük glisemik indeks yükü olan ve genelde karbonhidrat miktarı makul seviyelerde tutulan bir beslenme planıyla uzun vadeli bir zayıflama programı uygulamak sağlığı iyileştirerek kilo vermenin en doğru yolu. Hayatın çoğu noktasında geçerli olan “hızla giden hızla gelir” deyimi kilo probleminin çözümünde de geçerli. Açlık grevleri veya şok diyetler, hatta daha da tehlikeli olan açlık oruçlarıyla yapılan detoks diyetleri şu nedenlerle zararlıdır: Bir; yağ dokusu yanında kas dokusu kaybına da sebep olurlar. İki; vücudun metabolik dengesini altüst eder, metabolizma hızını düşürürler. Üç; kalp için zararlı olabilecek maddelerin kanda birikimini hızlandırırlar. Dört; özellikle Atkins diyeti gibi düşük karbonhidrat ve bol yağ içeren beslenme planları kalp krizi ve felç riskini arttırırlar. Beş; hızlı kilo kaybı sırasında karbonhidratlarla birlikte depolanan sıvı kaybı beraberinde sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum gibi minerallerin de kaybına yol açar. Baş dönmesinden bacak kramplarına, kabızlıktan yorgunluğa, hatta böbrek taşları oluşumundan kemik erimesine kadar ciddi sağlık sorunlarına yol açar. Altı; hızlı kilo kaybının safra kesesi taşı oluşumunu hızlandırdığı da biliniyor. Yedi; saç dökülmesi, kansızlık ve uyku bozuklukları da bu tür diyetlerde sık ortaya çıkıyor. Sekiz; hipoglisemi nöbetleri kalp ritmi bozuklukları hızla kilo kaybedenlerin karşılaşma ihtimali olan problemler arasında gösteriliyor. Bu nedenle sizi hızla zayıflatacağını söyleyen hiçbir diyet önerisine ya da diyet planına kulak asmamanızı öneriyorum.

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI