Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

RTÜK’ten sağduyulu bir karar çıktı…

RTÜK’ün nasıl böylesine özgürlükçü ve sağduyulu bir karar alabildiğine herkes çok şaşaırdı. Hep kısıtlayıcı yüzünü gördüğümüz bu kurumun, Kürdistan kelimesinin kullanılmasını cezalandırmaması ve bunu ifade özgürlüğünün bir parçası olarak görmesi son derece önemli bir mesaj içeriyor.

Eminim Pazartesi günkü Akşam Gazetesi’nin manşetini görmüş veya duymuşsunuzdur.

          

RTÜK, bir yerde devletin, özel radyo ve televizyonları denetlettirdiği, hatta jandarmalığını yaptırdığı kurum, bence tarihi bir karar almış.

          

Çiğdem Anat’ın NTV’deki başarılı Doğrudan Siyaset adlı programında bundan bir süre önce, katılımcılar bölgeyi “Kürdistan” diye adlandırmışlardı. “Ayrı devlet kurulabileceğinden” söz etmişlerdi. “ Özerklik”demişlerdi.

          

Bizim kahraman seyircilerimiz, RTÜK’ü hemen şikayet yağmuruna tutmuş, bu sözlerin “Devletin ve milletin bölünmez bütünlüğüne aykırılık yarattığı ve cezalandırılması gerektiriğini” belirtmişlerdi.

          

RTÜK, işte burada herkesi şaşırttı.

          

Genelde muhafazakar bir yapısı olan kurul, suç duyurusunu reddetti.

          

Bu sözcüklerin sarfedilmesinin, ifade özgürlüğü çerçevesinde doğal olduğuna ve cezalandırılmaması gerektiğine karar verdi.

          

Son derece doğru ve soğukkanlı bir karar.

          

Hem de cesur bir karar.

          

RTÜK’ü birçok kararından dolayı eleştiririz, şimdi ise hakkını verelim.

          

Bu tutumu, iktidarın seçim sonrasında Kürt sorununa yaklaşımıyla ilgili bir ipucu da verdi ve ümitlerin yeşermesini sağladı.

          

Bunun yanında kararın, RTÜK’ün artık çağdışı uygulamalara sırt dönmesi, diğer konulardaki yaklaşımında da daha özgürlükçü olacağının işaretini vermesinden de, ayrıca memnun olduk.

NAMUS  BEKÇİSİ İSTEMİYORUM KARDEŞİM...

 

İktidar partisinin giderek yaygınlaşan bir “namus bekçiliği” merakı var.

          

Kim konuşursa konuşsunahlak dersi vererek başlıyor ve arkasını getiriyor.

          

Çıkartılan yasalara bakacak olursanız, maddelerin arasına daima bir iki tane  namus bekçisi yerleştiriliyor.

          

Genelde, derinden derine muhafazakar bir toplum oluşturma çabası var. Müstehçenlik ile pornoyu eş değerde tutan, en basit öpüşmeyi ahlak dışı görebilen genel bir yaklaşımdan söz ediyorum.

          

Şimdi de başımıza, BTK (Bilgi Teknolojileri Kurulu) çıktı.

          

İnternette nereye bakabileceğimizi, nerelere bakamayacağımızı belirlemeye çalışıyor. Hem de bunu “Çocuk pornosunu önlemek- çocuklarımızı korumak” adına yapıyor.

          

BTK bizi henüz ikna edemedi.

          

Hazırladığı uygulamanın sansür olmadığını anlatabilmiş değil. Milyonlarca internet kullanıcısını karşısına aldığının da hala farkında değil. Bu tutumuyla iktidara da zarar veriyor.

          

Belediyelerin uygulamalarına bakın.

          

Aynı namus bekçiliğini oralarda da görebiliyorsunuz.

          

İşte beni çıldırtan da bu  bekçilik  merakı.

          

Size ne kardeşim?

          

Benim namus anlayışım size uymayabilir. Etrafımı rahatsız etmediğim sürece bana karışma hakkınız yok. Daha doğrusu, hakkınızın olmaması gerekiyor, ancak siz burnunuzu sokmakta kararlısınız.

          

Şunu bilmenizde yarar var:

          

Burnunuzu sokturmamak için elimizden geleni yapacağız.

 

Sizin istediğiniz gibi değil, hepimizin paylaşabileceği ve keyif alacağı bir Türkiye’de yaşamak istiyoruz.

100 BİN ECZACI AİLESİ ÇIĞLIK ATIYOR...

 

Türkiye’de 24 bin eczane var.

          

Sahipleri ve çalıştırdığı ortalama kişi sayısını hesapladığınızda, yaklaşık 100 bin aile eczanelerden para kazanıyor, buradan kazandığı parayla ayakta tutuyor.

          

Ve bu 100 bin aile giderek artan şekilde çığlık atıyor.

          

Sesini duyurmak istiyor.

          

Ancak kulak veren yok.

          

Seçim öncesinde, Ak Parti eczacılardan hiç umutlanmasın.

          

Ateş püskürüyorlar.

          

Size burada ayrıntılı olarak, sorunlarını sıralamaya kalksam, başınız döner.

          

Cumartesi günü Eczacılar Günü’ydü  ve Eczacıların amiral gemisi sayılan İstanbul Eczacı Odası’nın düzenlediği sempozyuma davetliydim. Karşımda birden bire, hemen her gün sorunlarımızı çözmeye çalışan, güler yüzleriyle, zamanında hem doktorumuz, hem de dostumuz olan insanları buldum.

          

Şikayetleri, devlet bürokrasisinin onlara sürekli şekilde kuşkuyla bakmasıyla başlıyor ,Ak Parti’ nin ilaç satışı ve dağıtımı politikalarına kadar uzanıyor. Eğer bu uzun listeyi çok özetlemem gerekirse “Ak Parti eczacıyı ortadan kaldırmak istiyor”  şeklinde formüle edebilirim.

          

Eczacılar, belki kamuoyu pek farkında değil, ancak bu ülkenin en sağlam ve en iyi organize olmuş sivil toplum örgütlerinden biri. Özgürlüklerden ve cumhuriyet değerlerinden hiç ödün vermeyen bir yapıları var. Bundan dolayı da iktidar ile zaman zaman ters düşüyorlar. Ancak, laflarını da hiç yutmuyorlar. Miğdelerinden konuşmuyorlar.

 

Korkusuzlar.

 

Sağlık Bakanı Akdağ’ı seslerini hiç duymadığından dolayı suçluyorlar. Ben bakanın yerinde olsam, hele şu seçim öncesinde, biraz kulağımı açardım. Zira bu eczacılar tekin insanlar değiller. Üstelik bu toplumun ihtiyacı olan, bu toplumun en iyi nabzını tutankesim... İyi organize olurlarsa, insanı fena çarparlar.

X