Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

RTÜK orta yolu tercih etti...

RTÜK üyeleri öylesine bir baskı altında kaldılar ki büyük bir bölümünün farklı düşünme lüksleri kalmamıştı. Sonunda ifrat ile tefrik arasında bir orta yol buldular ancak, kavga henüz bitmedi. Peki, bu kavgayı kim kazandı? Muhteşem Yüzyıl bundan sonra ne yapacak?

MUHTEŞEM KAZANDI, RTÜK YARA ALDI...

RTÜK üyelerini gayet iyi anlıyorum.

Bir yandan, ülkeye hakim yönetici kesiminden, bir yandan da kamuoyundan öylesine bir baskı altında kaldılar ki bir şeyler yapmak zorundaydılar. Muhteşem Yüzyıl dizisine bir şeyler denmesi  gerektiğini düşünmeye itildiler. İçlerinde, mutlaka ve sert ceza kesilmesini isteyenler de vardı. Ancak, orta yolu tercih ettiler.

Muhteşem Yüzyıl, uyarılmakla yetinildi.

Keşke, ilk görüşmede karar alamamış olup, birkaç defa daha tartışsalar ve sonunda kerhen “uyarılsaydı”. O kadarcığı dahi yeterli olabilirdi.

Yapamadılar. Tolerans gösteremediler veya baskıya dayanamadılar.

Kamuoyuna ve muhafazakar kesime karşı bir duruş sergileyemediler. Üye  Hülya Alp’in son derece doğru bakış açısını dahi görmezden geldiler.

Ben, daha da sert bir tepki, hatta ceza bekliyordum. Allhatan, daha ilk aşamada o noktaya kadar gitmediler. Orta yolu tercih ettiler.

Dizinin akıbeti bundan sonra yapımcıların tutumuna bağlı.

Aslında, uzun vadede, bu tip dizi yapacak olanlar kaybetti. Ya ellerini yakmamak için dokunmayacaklar ya da nabza göre  şerbet verecekler. Yaratıcı-farklı düşünce artık yasak.

Kısa vadede Muhteşem Yüzyıl kazandı. Eminim, dün akşam reyting rekoru kırmıştır. Bundan sonra, hemen altın makas çalışacak ve yeni bir düzenleme yapılacak. Yine de tüm drikkatler üstünde olacağından dolayı, reyting akışı sürecek. Hani o çok tepki gösterip, binlerce telefonla RTÜK’ün kapısını  zorlayanlar var ya, asıl onlar ekrana yapışıp keyifle izleyecekler.

İşte böylesine garip bir toplumuz vesselam.

*   *   *

SİGARAYA GÖZ YUMANA AĞIR CEZA GELİYOR...
 
Sağlık Bakanlığı sonunda patladı.
 
Büyük bir iş yapılmış, sigara yasağı TBMM'den geçirebilmiş ve uygulamaya sokulmuştu. Kapalı alanlarda sigara, kesinlikle yasaklanmıştı. Lokantalar, kahveler çok direndiler. Kahveler birleşti ve Anayasa Mahkemesi’ne başvurdular; ancak kaybettiler. Restoranlar ise, kaldırımlara ısıtıcılar koyup müşteri kaçırmamaya çalıştılar.
 
Sigara yasağı ilk aylarda çok sıkı şekilde uygulandı.
 
Denetlemeleri, Sağlık Bakanlığı Tütün Denetleme yapıyordu. Denetim kadrosu 7.500 kişiye çıkarılmış, iş ciddiye alınmıştı. Sigara içilmesine izin verenlere hemen zabıt tutuluyor ve  cezaya dönüştürülmesi için zabıt, tutulan mekanın bağlı olduğu belediyelerin encümenine yollanıyordu.
 
Bu durum çok uzun sürmedi. Bir süredir, yine Türk usulü yaklaşımlar ortaya çıktı.
 
Belediyeler garip biçimde ayak sürümeye başladılar.
 
Cezalar yazılmamaya, zabıtlar kaybolmaya başladı. Ya da bazı mekanlar için “farklı” uygulamalar hayata geçti. Örneğin belediye zabıtası yollanıp, aynı mekan denetlemeden geçiriliyor ve temiz kağıdı veriliyordu. Hele bir defasında, 11 kez sigara içildiğine dair zabıt tutulmuş olan bir yere tek bir defa dahi ceza yazılmaması dikkatleri çekmişti.
 
Belediyeler esnaf ile araları bozulmasın diye bu gidişe göz yumuyor veya belediyeye gelir sağlamak adına, cezaları rafa kaldırıyorlardı.
 
Şikayetler giderek arttı.
 
Sorun daha çok İstanbul, Ankara ve İzmir'den kaynaklanıyordu. İstanbul’un sosyetik zenginleri sigara içmeye başlayınca restoran sahipleri de göz yumar oldu.

Yasağın diğer mecralarından biri olan taksiler özellikle büyük şehirlerde  müşteri kaybetmemek için zaten başından beri yasağı göz ardı ediyordu. Arabasında sigara içen ya da içilmesine göz yuman taksici suçu hep bir önceki müşteriye attı ve “içirtmek zorunda kaldım” dedi.  “Cezası neyse öderim kardeşim” diyen müşteriyle kavga eden de oldu ama bunlar da çok az. Taksiciler iki şeyi unutmamalı: Polis arabasında sigara içeni gördüğü taksicinin plakasına ceza yazabiliyor. Tabii daha da önemlisi kışın pencereler de kapalı olduğundan içinde sigara içilmiş bir taksi ahırdan farklı kokmuyor. Hangisi daha fazla müşteri kaybettirir sizce?

Tüm bunlar düşünüldüğünde Sağlık Bakanlığı sonunda, sigara savaşını kaybetme tehlikesinin doğduğunu gördü ve İçişleri Bakanlığı’yla birlikte iki önemli adım attı.

1. Yayınlanan bir genelge ile tutulan zabıtlara rağmen ceza kesmeyen belediye encümenlerine suç duyurusunda bulunulacağı ve mahkemeye verilecekleri bildirildi.

2.  Bu haftadan itibaren tartışılmaya başlanacak olan Torba Yasa taslağına yeni eklenen bir madde ile cezaların tahakkuk işlemi belediyelerden alınıp valiliklere veriliyor. Yani otomatiğe, bağlanıyor.

Cezaların da arttırıldığını düşünürsek, bundan sonra sigara içilmesine göz yumanlar yandı demektir. Belediyelerin laubali tutumuna da bir son verilmiş olacak. Aslına bakacak olursak, anahtar sizin, bizim, elimizde. Sigara içenleri uyarmadığımız, restoran sahiplerine gözdağı vermediğimiz sürece, yani sadece resmi denetlemecileri beklersek, pek ileri gidemeyiz.
 
Kendi sağlımıza kendimiz sahip çıkmalıyız.
 
Bir defalığına, bir işi doğru dürüst uygulayalım.

*   *   *

TOPBAŞ' DA KOLLARI SIVADI VE UYARDI...
 
Bu köşeyi izleyenler , sık sık İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Topbaş'a yaptığımız çağırıları okumuşlardır.
 
Başkan duruma el koydu. Durumun giderek kontrolden kaçtığına görmüş olacak ki, tüm ilçe belediyelerine bir yazı yazarak uyarıda bulundu.
 
Sigara yasağına uymayan ve içilmesine göz yuman iş yerlerinde tutulan zabıtların cezaya dönüştürülmesini istedi.
 
Biliyorsunuz , en büyük şikayet , sigara içilen yerler hakkında tutulan zabıtların , belediye encümenlerinde rafa kaldırılması ve gözmezden gelinmesinden kaynaklanıyor.
 
İstanbul Büyükşehir Başkanlığının bu tepkisine rağmen , ilçe belediyelerinin yine de oralı olmayacaklarından eminim.
 
Esnafla sürtüşmeye girmek istemeyeceklerdir.
 
Neden böyleyiz ?
 
Neden böylesine vurdumduymazlıkla davranıyoruz ?
 
Neden kendimizi ayağımızdan vuruyoruz?

X