"Doğan Hızlan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Doğan Hızlan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Doğan Hızlan

‘Rosenbergler Ölmemeli’ ama...

ROSENBERGLER Ölmemeli ama “McCarthy”ler yaşadıkça, onlar her zaman ya elektrikli sandalyede kavrulup ölecekler, ya idam sehpasında can verecekler ya da ömür boyu hapiste çürüyecekler...

Pazartesi akşamı Alain Decaux’nun yazdığı Orhan Alkaya’nın yönettiği Rosenbergler Ölmemeli oyununu, Şehir Tiyatroları Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde seyrettim.
Adalet tarihinin yanılgılarını, toplumsal karalama çılgınlığını gösteren Rosenbergler Olayı’nı okurlarıma anımsatayım.
Ethel Rosenberg, şarkıcılık yaptı, bir nakliye şirketinde çalıştı. Julius Rosenberg ile evlendi.
Julius Rosenberg, elektrik mühendisiydi, casusluk suçundan tutuklandı.
Suçlamaların nedeni, karı-kocanın atom bombası sırlarını Ruslara sattıkları iddiasıydı.
Oysa onlar demokrat, insan haklarından yana, ezilmişlerin savunmasını yapan, iki çocuklu aydın bir karı-kocaydı.
Bütün bu yapay belaların kaynağı, senatör Joseph McCarthy’nin komünizm histerisine tutulmuş kampanyasıydı. Ona göre, sağcı olmayan herkes komünistti.
Bütün Amerika’yı etkiledi, konuşmalarıyla akıl ve mantığı yok etti. Dünyaya bile tesir etti...
Rosenbergleri karalayarak onları ölüme kadar takip etti.
Herkes bir muhbirdi, muhbir olamaya zorlanıyordu, herkes kendini kurtarma telaşına düşmüştü.
O dönem, bence Amerikan demokrasisinin, adaletinin en karanlık günleriydi, lanetli ismi de McCarthy idi.
Çevresindeki bütün adlar baskıyla, resmi tehdit ve şantajla itirafa/iftiraya zorlandılar.
Rosenbergler, işlemedikleri suçtan mahkûm olup, elektrikli sandalyede, adalet tarihinin iki kara lekesi olarak kaldılar.

YÖNETMEN Orhan Alkaya, Rosenbergleri Seyircimize Emanet Ederken yazısında müzik hakkında bilgi veriyor.
Melih Cevdet Anday’ın ‘Anı’ şiirini Tarık Öcal bestelemişti; şimdi aramızda yok, partisyonunu da Timur Selçuk yapmıştı.
İcraları Esin Afşar gerçekleştirecekti, o da aramızdan ayrıldı.
Alkaya’nın yazısını alıntılamalı:
“O ilk günden bir Timur kalmıştı bir de ben. Timur aramızdaki adı ‘Kod Adı Milonga’ olan şiirimi besteledi. Şaşırtıcı ama ikimiz de hâlâ yaşıyoruz ve ‘dışarıda’yız.”
Oyunun mesajını da Alkaya’dan okuyalım:
“Hepimize, yargının siyasallaştığı bir ülkede adalet nasıl sağlanır sorusunun peşine düşmemizi salık veriyor.”
Her dönemde McCarthy ya da McCarthy’ler vardır, toplumu zehirlemeye kalkacaktır.
İşte adalet tarihi bizi bu olaylarla, onlara inanmamamız konusunda uyarıyor.
Yazımı, Melih Cevdet Anday’ın onların ölümüne bir ağıt niteliği taşıyan Anı şiiriyle bitiriyorum:

Bir çift güvercin havalansa
Yanık yanık koksa karanfil
Değil bu anılacak şey değil
Apansız geliyor aklıma
(...)
Sevdiğim çiçek adları gibi
Sevdiğim sokak adları gibi
Bütün sevdiklerimin adları gibi
Adınız geliyor aklıma

Rahat döşeklerin utanması bundan
Öpüşürken o dalgınlık bundan
Tel örgünün deliğinde buluşan
Parmaklarınız geliyor aklıma
(...)
X