« Hürriyet.com.tr

Rocky’nin nadide elmasları

Kanada’dan ABD’ye uzanan 5 bin kilometrelik Rocky Sıradağları 80 milyon yaşında bir doğa harikası. Zirveleri, aralarına elmas gibi saçılmış gölleri, ormanları soluk kesici. Kanada’ya yolu düşen okurumuz Filiz Üskül, Calgary çevresinde bir hafta yürüdü ve izlenimlerini yazdı.

Seyahat mektupları- seyahat@hurriyet.com.tr
X

Kayalık Dağlar hep ilgimi çekmişti. Dağlara çıkıp buzullara uzanmak, fotoğraflarını görüp hayran olduğum göllere ayaklarımı sokmak, harika ormanları seyretmek hayalimdi hep. Ama “ne kadar uzak, dünyanın öteki ucunda” der dururdum. Ulaşılması çok zor gelirdi. Öyle ya, Kuzey Amerika kıtasının batısında, güneyden kuzeye uzanan geniş bir dağ silsilesi Kayalık Dağlar. Benim gezmeyi istediğim bölümü taa Kanada’da, üstelik batı ucundaki British Columbia ile Alberta eyaletlerinin arasında. Burası ormanları, gölleriyle daha görülmeye değer bölüm.

SINAVDAN GEÇTİM

Yolum bir gün Kanada’ya, Toronto’ya düşünce hayallerim yeniden canlandı. Kayalık Dağlar’a nasıl çıkardım? Tur arayışına girdim. Olanaklarımın elverdiği bir tur buldum ama sırt çantalarına her şeyi sığdırabilen gençler için düzenlenmişti. Konfor minimumdaydı, ciddi bir enerji ve dayanıklılık gerektiriyordu. Belirli bir yaşın üzerindekiler için zordu. Olsun, ben razıydım. Ama kendimi gruba kabul ettirmem çok kolay olmadı. Neredeyse tam teşekküllü hastaneden doktor raporu isteyecekler! Sonuçta anlaştık.

MUHTEŞEM ORMANLAR

Toronto’dan uçakla Vancouver’e uçtum. Orada gruba katıldım. Artık bir hafta dağda, taşta, göl kıyılarında ormanların içinde gezinecektim.
Önce Calgary’ye gittik. Calgary, Kayalık Dağlar’ın arasında bir kayak merkezi. Daha önce Kış Olimpiyatları’nın yapıldığı bir kent. Çok yakın çevresinde birçok kayak merkezi var. Hemen yükselen dağların görünümü çok etkileyici. Çevreyi dolaşmaya bu kentten başladık. Altımızda minibüs, rehberimizin önderliğinde 12 kişilik ‘genç’ gruptuk.
O çevrede Kayalık Dağlar 4000 metreye kadar yükseliyor. Zirveler buzul kaplı. Ama yukarılara çıkarken her yer önce Kanada çınarlarının, biraz yükselince araya çamların karıştığı karma ağaçların, daha yükseklerde ise çamların kapladığı muhteşem ormanların içinden geçtik. Sonbaharda çınar yaprakları sararmış, kızarmış, tüm araziyi kaplamıştı. Bu muhteşem orman görüntüleri ve renk cümbüşü içinde elbette sık sık ormanın sakinlerine de rastlıyorduk: Dağkeçileri, ayı aileleri, karacalar, geyikler, sincaplar…
Dağların arasında inci gibi dizilmiş çok sayıda göl var. Ama gölleri sonraya bırakalım. Buzullara dokunmak için sabırsızım.

Rocky’nin nadide elmasları

BUZULUN GÖZYAŞI

Belirli bir yüksekliğe ulaşınca orman örtüsü ortadan kalktı. Artık çıplak tepelere doğru gidiyoruz. Bir süre sonra, buzullardan aşağıya doğru sarkan buzul dillerine ulaştık. Koştum ve buzul diline dokundum. Ne muhteşem duyguydu benim için. Buzulların küresel ısınmayla eridiğini biliyoruz. Buzul dilleri de en uç kısımlarında damla damla eriyor, gözyaşlarını akıtıyorlar sanki. Çok üzücü ama eriyen bölümde gördüğünüz şey de olağanüstü: Düşünebiliyor musunuz, eriyen buzulun altında ortaya çıkan kara parçası daha önce günyüzü görmemiş bir arazi parçası. İlk kez çıkıyor güneşi görmeye, yeni doğuyor. Kendi kendime, “Allahım, aklıma mukayyet ol” dediğimi hatırlıyorum.
Buzulların eridiği bu yerler, buzulların sıkıştırıp kırdığı, donup çözülme ile ufalanan kaya parçalarıyla kaplı. Henüz toprak da oluşmamış, ısı da düşük. Bu nedenle bitki örtüsü yok. Bu dağlar genç, çok genç.

VE ELMASLAR

Dağlar, ormanlar, ormanların eteklerine değdiği göller, milli parklar… Bu göllerden birkaçından söz etmeden geçmek olmaz:
Peyto bir buzul gölü. İçinde ve tabanında, buzulların kayaları un-ufak etmesi sonucu ortaya çıkan ‘kaya unu’ oluşumu var. Camgöbeği rengini güneş ışınlarının bu ‘kaya unu’na vurmasından alıyor. Muhteşem. Hele bir de dağların gölgesi göle vurunca seyrine doyum yok. Orada kalmalı ve zaman durmalı.
Bir başka güzellik, zümrüt parçası gibi duran, berrak, yeşil ile mavinin birbirine sarıldığı, kıyısında lüks konaklama tesisleri bulunan St Louise Gölü.                                   
O civardaki bir başka göl de Moraine. Buzulların bisküvi gibi kırdığı kaya parçalarının (morenlerin) arkasında biriken pırıl pırıl suların oluşturduğu bir moren gölü. Su buz gibi. Ormanlar gölün kıyısına kadar inmiş. Yaban hayvanları bu temiz, soğuk sularda sulanıyor. Seyrine doyum olmayan manzaralar…
Evet, bu gezi belki biraz yorucu oldu benim için. Ama hayallerimin bir bölümünü gerçekleştirmem için değdi. Ayrıca, yorgunluk dediğiniz nedir? Biraz çınar şurubu alıp uzanırsınız, geçer gider.

Eski vagonlardan pansiyon

Bu gezide nehir kıyısında bir tesiste konakladık. Bahçenin bir yanında vagonlar görülüyor ama demiryolu yok. İşletmeci, Doğu Kanada’yı batıya bağlamak üzere inşa edilen, artık kullanılmayan demiryolunda hizmet vermiş ve tren görevlilerinin yemekhane ve yatakhane olarak kullandıkları eski vagonları satın alıp buralara yerleştirmiş, pansiyon haline getirmiş. Geceyi bu vagonlardan birinde geçirdik. Bir başka yanda açık bir mutfak var. Ortalıkta aşçı, garson yok. Geziye katılanlar aralarında işbölümü yaptı. Kimi ateş yaktı, kimi hamburgerleri pişirdi, kimi bulaşıkları yıkadı, kimi de kuruladı. İşletmeci ne yaptı? Fiyatın içindeki yiyecek malzemelerini verip ardından çevrenin temiz tutulmasını denetledi.

Kızılderili usulü sauna

Akşam yemekten sonra bir sürpriz bekliyordu bizi. O yokluk içinde sauna keyfi. Bahçede, içine volkanik taşların doldurulduğu ve taşların üzerinde ateşin yakıldığı bir çukur. Öte yanda, üç metre çapında bir beton yapı. Üzeri ağaçlarla örtülmüş, kapı olarak bırakılan boşluğa bir battaniye gerilmiş. Ortası yine çukur olan bir beton zeminin çevresinde oturulacak daire şeklinde bir beton seki. Sekiye dizildik, dışarıda kızgın hale gelen volkanik taşlar saunamızın ortasındaki çukura dolduruldu. İşletmeci bir kova su ve kocaman bir taze nane demetiyle geldi. Nane demetini kovaya daldırıp suları kızgın taşların üzerine serpti. Her yanı naneli sıcak bir buhar kapladı. Bu işlemi birçok kez tekrarladı. Hepimiz terlemiş, yorgunluğumuzu, atmış, rahatlamıştık. Ter içinde saunadan çıkıp hemen yandaki nehrin soğuk sularına dalmak ritüelin bir parçasıydı ve insanı kendisine getiriyordu.Bunun aslında bir Kızılderili âdeti olduğu anlatıldı. “Kızılderili kadınlar, özellikle âdet günlerinden sonra, beden ve ruhlarını bu yöntemle temizliyorlardı” denildi. Kızılderilileri topraklarından, yaşam biçimlerinden edip zor işlerde çalıştırmaları yetmemiş, onların geleneklerini de satıyorlar!

Kaynak: Seyahat mektupları- seyahat@hurriyet.com.tr

Seyahat HaberiSeyahat Haberi
36 saatte Şanghay
GezginGezgin
Noel Baba, Anadolu’nun selamını getirdim
GezginGezgin
Dünyadaki 197 ülkenin tamamına ayak bastı
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Avrupa’nın gece hayatı en iyi 10 şehri
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Haftanın kaçırılmaması gereken seyahat ve gezi fırsatları