Rıza Tevfik’i Sevr’den mi yoksa şiirlerinden mi tanırsınız

Rıza Tevfik Bölükbaşı’nın bütün şiirleri Seráb-ı Ömrüm ve Diğer Şiirleri başlığı altında yayımlandı.

Kitabı; daha önce Rıza Tevfik hakkında yazdığı değerli çalışmalarından tanıdığımız Abdullah Uçman hazırladı.

Bu, Seráb-ı Ömrüm’ün üçüncü baskısı. İlk olarak 1934’te, ikinci olarak da 1949’da basılmıştır. 56 yıl sonra yapılan yeni bir baskı, aradan uzun bir zamanın geçtiğini gösteriyor. Zaman diliminin büyüklüğünün gerekçesini doğrusu merak ediyorum.

Önümde Seráb-ı Ömrüm’ün ikinci baskısı duruyor. Birinci sayfada; kitabın ‘mesárifi’ni üstlenen Hıdiv Abbas Hilmi Paşa merhumun kerime-i nebileleri Prenses Şevket Hanım Efendi Hazretleri’neTahdis-i Nimet ve Arz-ı Şükrán yazısı alıyor.

İlk baskının ikinci sayfasında bir ithaf var: ‘Bu şiir mecmuasını, vefakár ve sevgili refikam Nazlı’ya ithaf ediyorum. Ömrümün şu son hicran senelerinde gurbet ellerini bana ana vatan kadar sevgili ve cennet kadar güzel ve sevimli gösteren, onun fedakárlığı ve muhabbetidir.’

İkinci baskıda, eşinin yaptığı hastabakıcılık hizmetini de zikrediyor.

O baskının sonunda da, ‘Aziz dostlarıma ve muhterem okuyucularıma bazı maruzatım var’da sağlığına kavuşturan doktordan matbaa sahibine kadar birçok kişiye teşekkür ediyor.

Gene 1949 tarihli baskının başında ‘Bir şiiri iyi anlamanın şartı’nın ölçütünü veriyor:

‘Şi’ri iyi anlamanın şartı, ancak şáir ile

Cán u dilden bilişmektir - ya’ni hemhal olmaktır’

Seráb-ı Ömrüm’
ü hazırlayan Abdullah Uçman; ‘Güldüm... O Gülüş Benden Eziyet Gibi Geçti’ Bir Şair Olarak Rıza Tevfik’in Portresi’nde şairin dönemlerini, poetikasını, ardındaki felsefeyi, Türk şiirindeki yerini, dilde sadeleşme içindeki etkisini ayrıntılarıyla incelemiş.

Rıza Tevfik’in şair olarak, halk şiirini, etkilenmeden çok esin kaynağı olarak alışı, dilin arılaşmasını sağlaması önemlidir.

Antolojilere baktığımda sadece iki şiirine rastladım.

Biri Uçun Kuşlar, diğeri de Fikret’in Necib Rûhuna.

Oysa başka çok iyi şiirleri de vardır, belki onlarda Osmanlıca kelimelerin fazlalığı, antolojilere alınmasını önlemiştir.

Rıza Tevfik Bölükbaşı’nın adının ve şiirinin gölgelenmesi, büyük ölçüde siyasal tercihi yüzündendir. Şiirlerinin birçoğundaki özlem, onun yabancı ellerdeki ruh halini yansıtır.

Ben her zaman şairlerin, edebiyatçıların, sanatçıların siyasal kimlikleriyle edebi kimliklerinin ayrı değerlendirilmesi gereğini savunduğumdan, bu genel ilkem elbet Rıza Tevfik Bölükbaşı için de geçerlidir.

Abdülhak Hámid Tarhan, en çok onun Gelibolu şiirini beğenirmiş. Bir antoloji düzenlediğinde onun konulmasını istemiş.

Gelibolu’da Hamza Bey Sahili ve Oradaki Ayazma şiirinin altındaki açıklamayı okursanız, tarihe, geçmişe övgünün, şehitlere saygının, anıların nasıl iyi bir şiiri oluşturduklarını fark edersiniz. Şiirin bireysel haritası, şairin bütün ruh değişimlerini deniz kavramıyla tasvir eder.

Sanırım bugünkü kuşak bir sözlüğe bakarak, o şiirin zevkine varır, bu çabaya da o şiir değer.

Gelibolu’nun önemini, onun üzerindeki etkisini Uçman şöyle yazar:

‘Rıza Tevfik’in şiire karşı ciddi şekilde asıl ilgisi, henüz küçük yaşta İzmit’te annesinin ölümü üzerine ailesiyle birlikte gelip yerleştikleri Gelibolu’da uyanır. Büyük bir tarih, kültür ve medeniyet mirasıyla birlikte zengin bir tabiat güzelliğine de sahip bulunan Gelibolu ve özellikle oradaki Hamzabey sahili, öksüz çocuk için, ádeta hayatın acı dolu gerçeklerinden kaçıp sığındığı bir mekán olur.

Bir münakaşa sırasında gerek dili kullanış, gerekse üslûp bakımından Servet-i Fünun şiirini de tenkit eden Rıza Tevfik’e göre, Türk edebiyatı sadece ‘aristokrat dili’ ile şiir yazanların meydana getirdiği bir edebiyat değildir.’

Siyasi hayatıyla şiirini birbirine karıştırmamasına okurun dikkatini çekmek gerekir. Zaten 1942/1943 yılında Türkiye’ye döndükten sonra da bugün diğerleri gibi okunurluk kazanan şiirler yazmamıştır.

Rıza Tevfik’in Tevfik Fikret (önümüzdeki günlerde yayımlanacak bu kitaptan alıntılar yapmamız konusunda yazarı müsaade ettiği için teşekkür ederim) kitabını da hazırlayan Abdullah Uçman’ın Kitap Üzerine Birkaç Söz’ünden bir bölümü okuyalım:

‘Sis, Doksanbeşe Doğru, Tárih-i Kadim gibi şiirlerde açıkça görülen dinden sapma ve tarihi-milli değerlerden uzaklaşma temayülünün entelektüel bir buhran sonucu ortaya çıktığı kanaatindedir.’

Şaire bir hücum yüzünden onu savunan Tevfik Fikret’in Yegáne Feylesofumuz şiiri aradaki sevgi bağlantısını yeterince göstermektedir. Rıza Tevfik Bölükbaşı’nın Seráb-ı Ömrüm’ü ve Abdullah Uçman’ın çalışmalarını okuduğunuzda, Türk şiirinde ihmal edilmiş bir şairi tanıdığınız kanaatine varacaksınız.

RIZA TEVFİK İÇİN DİĞER OKUMA TAVSİYELERİ

- Rıza Tevfik’in Şiirleri ve Edebi Makaleleri Üzerinde Bir Araştırma, Abdullah Uçman.

- Rıza Tevfik’in Sanat ve Estetikle İlgili Yazıları I, Hazırlayan: Abdullah Uçman.

- Bir 150’liğin Mektupları, Ali İlmi Fáni’den Rıza Tevfik’e Mektuplar, Hazırlayanlar: Abdullah Uçman-Handan İnci.

- Şiir ve Sanat Anlayışı Üzerine Rıza Tevfik’ten Ali İlmi Fáni’ye Bir Mektup, Hazırlayan: Abdullah Uçman.

- Edebiyat-ı Cedide’ye Dair Ali Ekrem’den Rıza Tevfik’e Bir Mektup. Hazırlayan: Abdullah Uçman

Tavsiye kitapların tümü Kitabevi Yayınları tarafından yayınlanmıştır.

KİTAPTAN


Uçun Kuşlar (Sevgili oğlum Mehmed Said’e)



Uçun kuşlar uçun! Doğduğum yere;

Şimdi dağlarında mor sünbül vardır.

Ormanlar koynunda, bir serin dere,

Dikenler içinde sarı gül vardır...

*

O çay ağır akar yorgun mu bilmem?

Mehtábı hasta mı, solgun mu bilmem?

Yaslı gelin gibi mahzun mu bilmem?

Yüce dağ başında siyah tül vardır..

*

Orda geçti benim güzel günlerim,

O demleri anıp bugün inlerim;

Destán-ı ömrümü okur dinlerim,

İçimde oralı bir bülbül vardır.

*

Uçun kuşlar uçun!. Burada vefa yok!.

Öyle akar sular, öyle hava yok!

Feryádıma karşı aks-i sadá yok!

Bu yangın yerinde soğuk kül vardır.

*

Hey Rıza, kederin başından aşkın,

Bitip tükenmiyor elem-i aşkın!

Sende -deryá gibi- dáima taşkın,

Dáima çalkanır bir gönül vardır...


Fikret’in Necib Rûhuna



Dediler ki ıssız kalan türbende

Vahşi güller açmış; görmeye geldim

O cennet bağının hákine ben de,

Hasretle yüzümü sürmeye geldim!.

*

Dediler ki sana emel bağlayan,

Kabrinde diz çöküp, bir dem ağlayan,

Ber-murád olurmuş!. Ben de, bir zaman

Ağlayıp muráda ermeye geldim!

*

Şu hicran yılının son baharında

Jáleler titrerken çemenzárında,

Gün doğmazdan evvel, ben mezárında

Mátem çiçekleri dermeye geldim!.

*

Seni andım bütün gam çekenlerle,

Aşk-ı hak uğruna yaş dökenlerle.

Sarı gonca veren şu dikenlerle

Taşına bir çelenk örmeye geldim!

*

Yádın ölüm gibi bir sırr-ı mübhem!..

Neş’e-i sevdá mı bu hiss-i elem?!?..

Rûhumda ne füsûn eyledim bilmem?..

Bu gün sana gönül vermeye geldim!..

LAKABI FEYLESOFTU

Felsefeyle ilgilenen ilk Türk aydınlarından biri olduğu için ‘Feylesof’ lakabıyla da anılan Rıza Tevfik Bölükbaşı 7 Ocak 1869’da babasının kaymakam olarak bulunduğu Edirne’ye bağlı Cisr-i Mustafa Paşa’da (bugün Svilengrad/Bulgaristan) doğdu. Galatasaray Sultanisi’nde okudu, 1887’de girdiği Mülkiye Mektebi’nun üçüncü sınıfındayken okuldan kovuldu. 1891’de girdiği Tıbbiye Mektebi’ni 1899’da bitirerek Karantina İdaresi’nde çalışmaya başladı.

İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne girip, 1908’de 2. Meşrutiyet’in ilanından sonra Edirne mebusu seçildi. Partisiyle arası açıldı ve bir süre politikanın dışında kaldı. 1918’de Tevfik Paşa kabinesinde maarif nazırı olarak tekrar politikaya döndü. Damat Ferit Paşa kabinesinde iki defa Şûra-yı Devlet reisliği görevinde bulundu. 10 Ağustos 1920’de Sevr Antlaşması’nı imzalayan heyette yer aldı. Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlanmasından sonra Kasım 1922’de memleketi terk etmek zorunda kaldı. Daha sonra Yüzellilikler listesine alındı. Emir Abdullah’ın daveti üzerine Ürdün’e gitti ve on yıldan fazla çeşitli görevlerde bulundu. 1934’te Lübnan’ın Cünye kasabasına yerleşti. Yüzellilikleri affeden kanunun yürürlüğe girmesinden sonra 1943 tarihinde İstanbul’a döndü. 1949 yılında ölen Rıza Tevfik’in mezarı Zincirlikuyu Mezarlığı’ndadır.

DOĞAN HIZLAN'IN SEÇTİKLERİ

Andersen Masalları H.C. Andersen YKY

‘Hayır!’ Diyebilmeli İnsan Alev Alatlı Zaman Kitap

Park Cinayetleri Ruth Rendell Doğan Kitap

Mavi Çöl Özcan Yurdalan Agora

Washington Meydan Henry James Can
Yazarın Tüm Yazıları