Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ricky Baykal

Sizden kaymak olmasın sepsevgili bir dostum, rutin kahve-sigara geyiği çevirmek için ‘makamına’ uğradığım sırada iki elini suratıma doğru uzattı; yüzünde hafif mahçup, anlam veremediğim bir ifade...

‘Nedir abi?’ diye sordum háliyle. ‘Bu hafta tırnak kontrolü vazifesi benim üzerimde de haberim mi yok?’

Baktım, gayet bakımlı on adet parmak, kendilerine geçer not verdim: ‘Aferin benim metroseksüel oğluma. Bu ellerle istesen piyanist bile olursun sen. Ben David Beckham’da bile böyle bakımlı el görmedim.’

Bizimki neredeyse ağlamaklı, burnunu çekti: ‘Bu eller var ya bu eller, hani bu lekesiz eller? Birer utanç abidesidir.’

Çaktırmadan kendi ellerime göz attım. Sigara yanıklarından yadigar izler; kenar etleri yenmiş, kemirilmiş tırnaklar... Hani o utanıyorsa, benim kendimi kırbaçlamam filan lázım... ‘Bu tırmandırdığın gerilim beni öldürecek’ dedim. ‘Şimdi teker teker, tane tane anlatıyorsun e mi? NE DİYORSUN KARDEŞİM?’

Söz konusu beyefendi, Mülkiye mezunu, vatan-millet-Sakarya mevzularında son kertede hassas bir arkadaşımızdır. Hatta sülalesinin tüm fertlerinin ismi, İstiklál Marşı’ndan alınmadır. Sonracığıma, meselá cep telefonunun açılış resmi, al-yıldızlı bayraktır... Daha da sayabilirim yani. Böyle Cumhuriyet’e meftun, Atatürkçü bir kardeşimiz; anlatabildim mi?..

Bizimki meğer rüştünü ispat ettiği günden beri ilk kez oy kullanmamış: ‘Ben oy kullanmayacak adam mıydım? Baykal sağolsun, bana bunu da yaptırabildi.’

‘Aaa, niye öyle diyorsun?’ diye sordum. ‘CHP bir kere seçimlerden gayet başarılı çıktı. Deniz Abim öyle demedi mi? Bu ne biçim bir tavır anlayamadım, hele ki sana, hiç yakıştıramadım. Seni gidi tatlı su partizanı seni!’

Dalga geçmeyecekmişim, hakikaten fena hissediyormuş...

Teselli mümkün olmadığı için ileriye dönük çözümler aramaya başladım.

‘Ya’ dedim, ‘Şu popülerite mevzuunu, başka türlü hálletmeyi denesek? Belki yakınlarından biri, Baykal’ı şu star yarışmalarından birine katılmaya ikna edebilir. Baykal, alevlerin, dumanların ortasından fırlayıp Ricky Martin’den bir şarkı söyler. ‘Yárdan geçerim Deniz’imden geçmem’ mentalitesi güden CHP’liler de sahnenin önünde, çığlıklar atarak kafalarında kalan son saçları ya da ne bileyim, bıyıklarını filan yolarlar... Kanalı SMS manyağı yaparlar; bu sayede Baykal’ı birinciliğe yükseltebilirler. Baykal o arenada daha bile mutlu olabilir valla, ciddiyim.’

Baktım, pınarları iyiden iyiye dolmuş gözlerini tekrar parmaklarına dikmiş, şuursuzca öne-arkaya sallanmaya başlamış, onu matemiyle ve kişilik muhasebesiyle başbaşa bırakmaya karar verdim.

Odadan ve konudan sessizce uzadım.

Mühim not: Çarşamba günkü Savaş Ay ile ilgili yazıda, vahim bir hataya düşmüşüz. Savaş Ay’ın Ara Güler ve Coşkun Aral ile birlikte fotoğrafı Time’a kapak olmuş üç Türk fotomuhabirinden biri olduğunu yazmamız, Hakan Denker’in haklı teessüfleriyle karşılandı. Zira, Ara Güler, aynı gruptan Life’a kapak olmuş; Time’ın kapağındaysa sadece Coşkun Aral ve Hakan Denker’in işleri yer almış. Ağzımızın payı verildi. Müstehakımı buldum yani... Sevinç özür ve sair...

Asparagas

Doktorunuz bu konuda ne diyor?

İsviçre’deki Kıbrıs görüşmelerine katılan tayfaya ‘Gerekirse 135 bin şehit daha verip Kıbrıs’ı da alırız, Yunanistan’ı da’ şeklinde enteresan bir ‘mesaj’ gönderen, bu veciz cümleyi ‘akıl almaz’ bulan Yunanistan’ın Avrupa Parlamentosu temsilcisi Yorgos Katiferis’e; ‘Son İstanbul ziyaretimde sivil toplum örgütleri ve İstanbul Üniversitesi öğrencileriyle konuştum. Öyle görünüyor ki öğrenciler rektörlerinden daha aydın’ dedirten İ. Ü. Rektörü Kemal Alemdaroğlu’nun doktoru konuştu: ‘Kemal Bey’i mazur görmek lázım... İlaçlarını almadığı zamanlarda böyle kelamlar sarfedebiliyor. Biz gerçi kendisine yatarak tedavi önerdik ama o vatanın-milletin kendisine ihtiyacı olduğu konusunda ısrarlı; vakti yokmuş. Gerçi geçenlerde hastanemizi ziyaret ettiklerinde, üzerlerinde yeniçeri kostümü, ayaklarında da paletler vardı.

‘Ne ayak rektörüm?’ diye sorduğumuzda bize; ‘Bu aralar kafam ABD’ye de bozuk. Bi koşu gidip alıp geleyim diyorum. Gerçi yüzerek okyanus aşmak biraz yoracak ama Cumhuriyet söz konusuysa, eline ayağına üşenmeyeceksin’ şeklinde yanıt verdi. Bunları duyunca açıkçası biz de hafif tertip tedirgin olduk. Fakat yine de böylesi şahısları dışlamak çözüm değil. Anlayışlı yaklaşmak, onları topluma kazandırmak daha sağlıklı, daha insani bir çözüm.’
X