Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Resmi tarih hızlı tarih

MALÛM, 1923 Cumhuriyetimiz daha en baştan Fransa Devrimi’ni model belledi. <br><br>O halde biz de resmi tarihe ilişkin örneklemeyi yine bu ülkeden alalım.

* * *

MAKTUL sayısı tam bilinmiyor ama söz konusu Devrim 1793’de Vendée bölgesinde patlak veren ve dev kitlesellik arzeden isyanı dehşet katliamla bastırmıştı. İç savaş yaşandı.

Paris’in emriyle kadın, çoluk, çocuk kılıçtan geçirildi. Nehirler kadavralarla taştı.

Fakat haniyse iki asır boyunca yukarıdaki olay o resmi tarih kitaplarına girmedi. Veya tahrif edildi. “Kralcı asilerin çıkarttığı küçük karışıklıklar” gibisinden laflarla yetinildi.

Oysa gün geldi, iğdiş edilmiş olduğu sanılan kolektif hafıza tekrar su yüzüne çıktı.

Arşivde araştırma, mezarda soruşturma, ağıtta yakınma derken, isyanın muazzam bir halk tabanına oturduğu ve devrimci zorbalığa başkaldırıdan kaynaklandığı kesinlik kazandı.

Ama tekrar dikkat çekiyorum, bu gerçek Fransa tarihindeki yerini iki yüzyıl sonra aldı.

* * *

FAKAT buna karşılık, aynı Fransa’nın aynı resmi tarihindeki diğer bir görmezlik ve diğer bir “unutkanlık” (!) çok daha kısa bir zaman süresi içinde rektifiye edildi.

O da şu ki, 2. Savaş işgalcileriyle işbirliği yapmış Vichy hükümetinin Yahudileri kendi eliyle Almanlara teslim ettiği gerçeği bir tabu oluşturuyordu. Sorumluluk hep Nazilere atıldı.

Oysa söz konusu riyakârlığa karşı mücadele eden tarihçilerin dirayeti sayesindedir ki, Paris bu defa ancak yarım yüzyıllık bir aradan sonra hakikati kabullendi. Artı, özeleştiri yaptı.

Cumhurbaşkanı Chirac, 1995 yılında, “tarihimizden silinmeyecek bir lekemiz ve zaman aşımına uğramayacak bir borcumuz var” diyerek bütün ulus adına özür diledi.

* * *

ASLINDA Fransa dışına taşarak, meselâ üyelerinin her katledilişinde yeniden yazılan “SBKP Tarihi”ne uzanarak, tahrif edilmiş “resmi tarih” konusundaki örnekleri uzatabilirim.

Fakat yapmayacağım ve yukarıdaki iki düzeltme arasındaki hız farkıyla yetineceğim.

Bu hız farkı ki, nedeni bizzat tarihin de “hızlanmasından” kaynaklanıyor.

Yani, insanlığın değerler bütünü, toplumsal evrimi ve iletişim yumağı 1789’u izleyen dönemlerle kıyaslanmayacak bir süratle değişti ve değişiyor. Çark çok daha çabuk dönüyor.

Dolayısıyla, Paris’in Vendée katliamını iki koca asır sonra kabullenmesi dün “makul süre” sayılıyordu. Ama yukarıdaki nedenlerden ötürü o tarihin akış seyri hızlandığı; başka bir deyişle gerçeklerin “gizlenebilirlik süresi” kısaldığı içindir ki, aynı Paris Vichy hükümeti suçlarını bugün ancak yarım asırlık bir zaman diliminden sonra kabulleniyor. Özür de diliyor.

Ve, hiçbir ayrıcalığımız olmadığı için biz de yukarıdaki süreçten muaf değiliz!

* * *

EVET, tarihin bu “hızlanması” karşısında ne ayrıcalığımız, ne de muafiyetimiz var!

Yok, zira artık şunu diyemeyiz: “Fransız resmi tarihi bile Vendée katliamını iki asır sonra itiraf ettiğine göre bizim Dersim’i hasır altı etmemizi haydi haydi normaldir”.

Diyemeyiz, çünkü o yeni değerler ve o yeni iletişimler şimdi hem evrensel bütünlük arzediyor, hem de fırtına bütün kürede aynı süratle esiyor. Tüm iklimler külliyen değişti.

Dolayısıyla, biz dâhil ulus-devlete diğerlerinden daha geç geçmiş ülkeler, onların “resmi tarihi” düzeltmek için mazide sahip olmuş olduğu o “makul süre”ye sahip değiller!

Yani, nasıl ki refah düzeyi farkını kapatmak için yine onların evriminden daha hızlı ilerliyoruz, aynı tempoyu “gerçekle yüzleşmek” bağlamında da tutturmak zorundayız.

Başka bir deyişle, tarihteki “gizlenebilirlik süresi”ni kısaltmak mecburiyetindeyiz.

Zaten şu an yaşamakta olduğumuz sancılar da bu süre kısalmasından kaynaklanıyor.

Sancılar kaçınılmaz ama geçicidir ki, bin şükür ulusumuz şimdi Fransa’dan daha hızlı ritimde “resmi tarih” sayfalarını açıyor ve“gerçeğe en yakın” tarih sentezine ilerliyor.

X