Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Resmi ideoloji

Serdar TURGUT

Rana'nın beni yönetme biçimiyle...

Devletin halkı yönetme biçimi arasında büyük benzerlikler var.

İkisi de aynı ideolojik kökenden gelen bir yönetim anlayışına sahipler.

Ben buna ‘Boş atıp dolu tutma’ yöntemi diyorum.

Şöyle ki:

Rana'nın beni yönetme biçimi ‘korkutma’ esasına dayalıdır.

Bunun temellerini yıllar önce daha biz çıkarken atmaya başladı.

Farz edin ki bir gece, daha sonra dünyanın en seksi erkekleri listesine 11'inci sıradan hem de Antonio Banderas'tan bile ön sırada girerek ün kazanacak kişinin zorlamasıyla bir iş yemeğindeydim.

Ertesi gün Rana aşırı şiddete eğilimli bir surat ifadesiyle yanıma gelir ve ‘‘Dün akşam sen hangi kadınla birlikteydin bakayım’’ der.

‘‘Ne diyorsun...’’ diye ben konuşmaya başlayınca da ‘‘Bırak şimdi bırak bu numaraları’’ der ve benimle ilişkisini o an kopartırdı.

Şimdi diyeceksiniz ki hazır koparmış, kurtulup gitsene be adam!!!

Vallahi doğru da ama işte insan o anda da işi inada bindiriyor ve en azından saçmaladığını anlatmak için kadının peşinden tekrar koşmaya başlıyor.

Büyük bir tuzağa düştüğümü yeni yeni fark ediyorum.

Ben de ilerde Hasan Cemal gibi hatıralarımı yazacağım, o zaman halkım her şeyi çok daha net görecek ve bana biraz daha acıyacak.

***

Tabii evlendikten sonra bu taktiğini de değiştirmek zorunda kaldı.

Çünkü her an gözaltında olduğum için suçlamayı bu şekilde gündeme getirmesi de en azından anlamsız olurdu.

Ancak Rana sürekli saldırı ekolünden geliyor.

Futbol antrenörü olsaydı takımın defans bölümünü mutlaka iptal ederdi, buna eminim.

Yine sürpriz soruları var.

Sıra yavaş yavaş, ‘‘Neden öyle düşündün’’e geliyor, panik halinde bunun bilincindeyim.

Sokakta beni gözlerim yerde, başım yana eğik kendi kendime konuşurken görürseniz şaşırmayın diye yazıyorum bunları.

Rana'nın hedefi ‘One Flew Over The Cuckoo’s Nest' filmindeki Jack Nicholson karakteri gibi beynimin bir bölümüne lobotomi yaptırıp beni zombi haline getirmek.

Bunu yaparsa o sağ ben selamet kurtulacağız bu ıstıraptan.

***

Devlet yönetimi de Rana'nın lüzumsuz korkular yaratmak taktiği üstüne kurulmuş.

Devlet adamlarımızın hayatı sürekli iç ve dış düşman aramakla geçiyor.

İç düşmanlar daha rahat hallediliyor, bu nedenle de iç düşmanların üstüne daha fazla gidiliyor.

İç düşman tanımı da gereğine göre değiştiriliyor.

O kadar fazla sayıda yeni iç düşmana ihtiyaç duyuluyor ki, doğal olarak da ‘Boş atıp dolu tutmak’ yöntemine başvuruluyor.

***

Aradan çok zaman geçti artık yazmamda sakınca yok.

Boş atıp dolu tutma ideolojisinin tipik bir örneğini ben 12 Eylül 1980'den sonra Ankara Hacettepe Hastanesi'nin koridorunda yaşadım.

Bir hasta ziyareti için oradaydım.

Beklerken bir subay beyefendi ile hanımı da hasta ziyareti için geldi.

Bu arada iki temizlik işçisi de ziyaret saatinde temizlik yapmanın abuk olmasına aldırmadan yerleri temizliyordu.

Hanım oldukça alımlıydı.

Ben o zamanlar komünist olduğumdan başıma bir iş gelmesin diye cesaret edip fazla bakmadım.

Ancak işçiler doğal olarak komünist olmadıklarından hanıma baktılar.

Birden ortalık birbirine girdi.

Alımlı hanım bu bakışı tamamen yanlış yorumlayıp kocasına ‘‘Bu adam sana nefretle baktı’’ diye konuştu.

Subay beyefendi bir adam. Ağzını fazla açmıyor. Ancak hanım Rana ekolünden geldiğinden adamcağızı ezip bitirmiş.

Ne yaptı ne etti, kocasına işçinin kimliğini aldırdı.

Onlar gittiler baktım bizim işçi gülüyor.

‘‘Yahu,’’ dedim ‘‘ne gülüyorsun be? Ben senin yerinde olsam akşam yurtdışına kaçardım.’’

Adam, ‘‘Bi şey olmaz abi’’ dedi ve gülerek gitti.

İşçilerin bilinçlenmelerine katiyen imkán olmadığını o dakika anladım.

Bu kişi hálá daha gizli örgüt üyesi olma suçundan yatıyor olabilir. İzin verirseniz ona seslenmek istiyorum:

‘‘İşçi kardaşım,

Yıllardır sesiz kaldığım için kusura bakma.

Hemen davanın yeniden açılması için başvur.

Lehinde şahitlik yapacağım.

Azgelişmiş beyin sahibi insanların cinsel istek duydukları anda suratlarına kindar bir ifadenin geldiği yolunda bir tezim var.

Bunu mahkemede ispatlayıp o bayanın olayı tamamen yanlış anladığını ortaya çıkarabilirim. Gözlerinden öperim.’’

***

Neden bunu anlatıyorum?

Cumhurbaşkanlığı'ndan şu açıklama geldi:

‘‘‘Sayın Cumhurbaşkanı' başlıklı yazınızı okudum ve bir yanlış anlamadan kaynaklanan sözlerinizi üzüntüyle karşıladım. Benim anlattığım fıkra, teröristbaşı ile ilgili değil, PKK terör örgütüne verdiği destek konusunda suçüstü yakalanan Yunanistan ile ilgiliydi... Bunu teröristbaşına monte edip birtakım anlamsız yorumlar yapmanın zihin bulandırmaktan başka maksadı olamaz.’’

Gördünüz mü şimdi?

Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu fıkrayı tam avukat konusu en sıcak tartışılırken anlatması zihin bulandırmıyor.

Fıkrayı anlatışı özel televizyonlarca bu avukat meselesi bağlamında haberlerde veriliyor, bu zihin bulandırmıyor.

Özel televizyonlara bu konuda aradan zaman geçmesine rağmen açıklama yapılmıyor.

Sadece benim yazım zihin bulandırıyor.

Yani benim işim gücüm yok, ‘‘Bugün ne yapsam da insanların zihnini bulandırsam’’ diye düşünüyorum .Özür dilerim ama ben ‘Maksatlı zihin bulandırma’ suçlamasını kabul edemem.



X