"Ayşegül Domaniç Yelçe" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşegül Domaniç Yelçe" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşegül Domaniç Yelçe

Resim kutusundaki ağaçlar …

Merhabalar sevgili okurlar.

“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
  Ve bir orman gibi kardeşçesine…” (N.H.)

Cuma günü taşınma patırtısı nedeniyle affınıza sığınmıştım. Ben kutuları açıp yerleştirmeye çalışırken bir başka patırtı kopuverdi şehirde. Duyduğumda resim kutumu henüz açmıştım. Sevgili eşimin çektiği bir ağaç fotoğrafına bakakalmışım. Ağaçları yazmak istedim bugün o yüzden…

Çocukluğum Üsküdar’da yemyeşil bir mahallede, çift katlı bahçesi ağaçlarla dolu bir evde geçti benim. Evimizin balkonuna doğru uzanan incir ağacının meyvelerini sapına uzun bir sopa bağladığı kevgirin içine toplardı babam. Evimizin salon penceresinden baktığımızda önce Kız Kulesi’ni, ardından henüz yapılaşmamış Avrupa yakasını ağaçların arasından seyrederdik. Bir üst (üst derken yükseklik olarak da üst) sokaktaki okulumuz asırlık ağaçlarla çevriliydi.  Teneffüslerde o ağaçların altında oynardık.

İlkokulu bitirdiğim yıl Feneryolu’na taşındık. Gazi Muhtar Paşa Korusu’nun hemen yakınındaydı evimiz. Caddeden eve gelene kadar her bir ev bahçe içinde ve ağaçlıktı. O evde başladım orta öğrenimime. Yeni okulum sanki bir koruluğun içinde konumlandırılmıştı. Bahçedeki ulu ağaçların etrafları biz öğrenciler için banklarla bezenmişti. Öğle yemeklerimizi çoğu kez o ağaçların altında yer; en özel anılarımızı, dertlerimizi, neşemizi o ağaçların altında paylaşırdık arkadaşlarımla.

O evden gelin çıktım. Yeni evimiz de bahçe içinde bir binanın bahçe katıydı. Bahçe kayınpederimin yıllar önce diktiği ağaçlarla doluydu. Eşimle tek izin günümüzde o ağaçlardan birinin altında iki nefes alır, gölgesine sığınırdık. Bunu düşünürken bir de şu şarkı geldi hatırıma:

                              “Gölgesinde mevsimler boyu oturduğumuz
                                Hep elele vererek hayaller kurduğumuz
                                Kimi üzgün kimi gün neşeyle dolduğumuz
                               O ağacın altını şimdi anıyor musun?”

Geçen hafta taşındım dedim ya, işte o ağaçlardan ayrılmaktı benim için en zor olan…

Kızım ilkokulda olduğu sıralarda bir gün ağlayarak gelmişti eve. Okuduğu okul çok eski bir yapıydı; onun bahçesinde de asırlık ağaçlar vardı. O ağaçlardan birinin kökleri toprağın üzerindeymiş. Üç kız çocuğu öğle tatillerinde o köklerin üzerinde oturup sohbet ederlermiş. Bizim kız o gün ağacımızı kesecekler, çok canı yanacak diye tutturmuş ağlıyor. O gün arkadaşlarıyla ağacın etrafını sarmışlar, kimseyi yaklaştırmamışlar. Ertesi gün ortaya çıktı ki ağaç sadece budanacakmış! Okul yönetiminin çocuklara bunu anlatmak yerine neden onları ağlatmayı tercih ettiğini bugün bile anlamış değilim. Ama, sanırım, kızım değer verdiklerine sahip çıkmayı o gün öğrendi.

RESİM KUTUSUNDAKİ AĞAÇLAR / FOTO GALERİ

Resim kutusundan ağaç fotoğrafları çıktıkça işte bunlar geldi aklıma… ve bir de Nazım Hikmet’in ben yaştakilerin Cem Karaca’dan dinlemeye alışık oldukları meşhur dizeleri:

                                “Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
                                  Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında…”
 
Engellerimizi hissettirmeyecek, engelsiz bir yaşam dileği ile...

X