"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Remzi Gür iyi ki az konuşuyor

Remzi Gür iyi ki az konuşuyor“Başbakan arkadaşı” sıfatını taşıyan işadamı Remzi Gür konuşmuş...

Ama ne konuşma...


Önce Yahudileri aşağılamış: “Yahudi ile tokalaştığında parmaklarını sayacaksın... Eğer almamışsa parmakların yerinde duruyorsa sorun yok. Ama alabilir de... Siz parmaklarınızı iyi tutacaksınız.”


Ardından Türkleri aşağılamış: “Türkler namaz kılarlar. Namazdan dönerler yalan söylerler...”


Ardından da Baykal’a çok görgüsüz bir teklifte bulunmuş: “Ramsey’in takım elbiselerini sadece Erdoğan değil, başkaları da giysin isterim. Deniz Baykal istesin, hemen ona da hediye ederim”.


* * *

Şu dört şeyi söyledim bunları okuyunca:


BİR:
Dedem haklıdır... Arkadaş seçimi şu hayatta çok mühim bir iş...


İKİ:
Genelleme yapmaktan kaçınmak ne kadar önemli bir işmiş...


ÜÇ:
Yahudileri överken Türkleri, Türkleri överken Yahudileri aşağılayan birinin zihin dünyası tehlikelidir.


DÖRT:
Söz gümüşse sükut altındır... Bence Remzi Gür, gümüşe merak sarmak yerine, bu zamana kadar yaptığı gibi altın biriktirmeye devam etmeli...


Serdar Ortaç’ı rahat bırakın


HİÇ işim olmaz Serdar Ortaç’la...


Akacak mecra bulsam, ben de en az Okan Bayülgen kadar kafa bulurum kendisiyle... Şarkılarına ise ancak eğlence mekanlarında falan, o da kısa süreli tahammül gösterebilirim...


Ama durum budur diye hakkını teslim etmeyecek miyim? Tabii ki edeceğim.


Adam diyor ki: Cahildim, dünyanın rengine kandım... Nefsime uydum... Ahmet Kaya’ya haksızlık yaptım... Pişmanım...


Nokta. Bitmiştir... Bundan sonra uzatılmaz bu konu...


Eğer uzatılırsa Serdar Ortaç “Ahmet Kaya’yı taşlayanlar güruhu”na yeniden girmez ama biz “özür dilemenin erdemine inanmayanlar güruhu”na dahil ediliriz ki aman Allah muhafaza...


İkinci modern dans savaşı

 
Ne zaman yazdığımı ben bile unuttum... Ama modern dansçımız Zeynep Tanbay unutmamış... NTV’de “gecikmeli” bir cevap vermiş.


Cevaba geleceğiz.


Ama önce “olay neydi?”, onu hatırlayalım...


Efendim, olay şudur:


Epey bir zaman önce televizyonda, “Genco Erkal, Názım Hikmet’ten şiirler okuyor / Zeynep Tanbay da dansıyla kelimelere hayat veriyor...” başlıklı gösterinin zulmüne maruz kalmıştım.


Şöyle bir zulüm idi:


Genco Erkal
, Nazım’dan dizeler okuyor, Zeynep Tanbay da bu şiirlere dansıyla eşlik ediyordu... Ama ne eşlik etme!


Genco Erkal
, “Akrep gibisin kardeşim” diyor, Tanbay bir anda akrep gibi olmaya çalışıyordu...


Genco Erkal
, “Korkak bir karanlık içindesin” diyor, Tanbay bir anda hem korkuyu, hem de karanlığı dansıyla yansıtmaya çalışıyordu...


Genco Erkal
, “Serçe gibisin kardeşim” diyor... Tanbay hemen ufalarak ve kanatlanarak bir serçeye dönüşüveriyordu...


Kısacası, bir saçmalık ki ancak bu kadar olur!


Ben de bu saçmalık karşısında “modern dansçının zulmü varsa / mazlumun da kalemi var” tadında bir yazı yazarak, Tanbay’ın projesini kendimce yer ile yeksan etmeye kalkışmıştım...


* * *


Demiş ki:
Ahmet Hakan’ı tanımıyorum.

Ben de diyorum ki: Keşke Ahmet Hakan da seni tanımama bahtiyarlığına erişebilseydi.

 

Demiş ki: Hürriyet gazetesini hiç okumam, hatta elime almam...

Ben de diyorum ki: Sanki Nazi Bülteni’nden söz ediyor... “Hanımefendi”nin olaylara yaklaşımı, tıpkı dansı gibi mübalağalı...


Demiş ki:
Bu bir zulümdür.

Ben de diyorum ki: Yine mübalağa... Bari “bu bir haksızlıktır” falan desen de inandırıcılığın zedelenmese...

Demiş ki: Bilmediği bir konuda ahkam kesmesi çok ayıp...

Ben de diyorum ki: Modern danstan anlamam ama senin yaptığının zulüm olduğunu anlamak için bilgiye değil izana ihtiyaç var. O da sanırım bende biraz mevcut.

Demiş ki: Dünyanın başka yerinde mesela New York Times’ta politik köşe yazan birinin bir dans gösterisi hakkında yazmasına rastlayamazsınız.


Ben de diyorum ki:
Alın size “Adamlar metroda bile kitap okuyorlar yahu...” tadında bir yaklaşım... Mizaha bu kadar uzak bir modern dansçı olacağıma “Az gelişmiş ülke yazarı” olmayı yeğlerim...


Türkiye değişiyor


ESKİDEN...

Herkes kendine bir laik geçmiş bulmaya çalışırdı... Anneannesinin ilk şapka giyen kadın olduğunu söyleyenler çıkardı... Fehmi Koru bile “Ben küçükken İzmir’de papyon kravat takardım” derdi... Gazi’yi sevme yarışı yapılırdı... Dine yönelik bağ, en fazla “Benim babaannem de başörtü takardı” şeklinde ifade edilen ücra bir bağ ile sınırlı kalırdı...

BUGÜN...

Bugün artık herkes kendine dini bir geçmiş bulmaya çalışıyor... Artık “Benim babaannem de başörtülüydü” ya da “Benim dedem de müftü idi” falan türü ücra bağlar çoktan aşılmış durumda... Bakınız: İstanbul Barosu Başkanı’nın Vatan’a verdiği röportaj... Ne diyor Baro Başkanı? “Benim annem babam hacıdır. İlkokul döneminde her yaz beni Kuran kursuna gönderirlerdi. Kuran-ı Kerim’i hatmettim”...

X