Gündem Haberleri

    Reklamları da var özel mi özel

    Hürriyet Haber
    16.10.1997 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Faruk BİLDİRİCİ

    ‘Bağımsız iletişim ağı' adlı yerel medya projesinin sözcüsü Nadire Mater, Türkiye'deki 1057 radyo içerisinde İslamcı çizgidekilerin sayısının 500'ü bulmadığını tahmin ettiğini söyledi. Mater,1997 şubat ve mart aylarında 41 ildeki çeşitli kişiler aracılığıyla, 577 radyonun eğilimlerini şöyle tespit ettiklerini ifade etti: 59 İslam, 79 sağ, 60 ırkçı, 66 demokrat, 21 sol, 26 sosyal demokrat, 20 liberal, 41 tarafsız, 42 müzik, 37 belirsiz, 58'i kapalı.’’

    Gebze'deki vatandaşların şikayet ettiği, Genelkurmay'ın da şeriatçılıkla suçladığı Mesaj FM, aylar sonra bir uyarı ile cezalandırıldı. Oysa aynı RTÜK, Ş.Urfa'daki Karacadağ radyosunu bir Kürtçe türküdeki sözleri nedeniyle yedi gün, İçel'deki Şok radyoyu da Silahlı Kuvvetler’i küçük düşürücü yayın yaptığı gerekçesiyle 30 gün kapatmıştı. İşte ölçü.

    Gebze’de radyo savaşı

    İslamcı radyoların en yoğun örgütlendikleri illerden biri Konya, diğeri de Kocaeli. Konya'da 45, Kocaeli'nde 30 radyo faaliyette ve çoğu da İslami çizgide.

    Gebze'deki Mesaj FM, bu radyoların en radikallerinden biri. Bu radyonun enteresan bir serüveni var. Mesaj FM'in yayınları, kent halkının bir bölümünü rahatsız etmiş. Oturmuş, bu radyoya tepki göstermeye karar vermişler. Aralarında askerlerin de bulunduğu grup, bir metin hazırlamış. Fotokopiyle çoğaltılan metni imzalayan onlarca vatandaş suç duyurusunda bulunmuş. İlk satırlar, başvurunun nedenini özetliyor:

    ‘‘Kişi ve kuruluşları, inançları kınayıcı, tahrik edici, toplumsal tepki ve olaylara sebebiyet verici, alaycı ve aşağılayıcı üslup kullanmaları, din istismarına imkan tanıyıcı yaklaşımları kanunlara aykırıdır.’’

    Savcılık, ‘Duyarlı vatandaş'ların başvurularını işleme koymuş. Radyodan 23 Nisan ve 1 Mayıs tarihleri arasındaki tüm yayınların kayıtları istenmiş. 68 kaset, Gebze Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Bürosu'nda tek tek dinlenmiş. Savcı Mehmet Göker ile Polis memuru Hacı Hıdır Aydın, ‘Kaset inceleme tutanağı' hazırlamış. İki sayfalık tutanak bir değerlendirmeyle başlıyor: ‘‘Radyonun genel olarak şeriat düzeni politikası izlediği, her fırsatta İslam dininin tüm kuralları ile yaşama geçirilmesi istenilip, bu doğrultuda telkin ve tahriklerde bulunulduğu, özellikle İslamcı görüşe yönelik köşe yazılarına yer verildiği gözlendi.’’

    Rapor da başvuruları doğrular nitelikte. Şikayet olmasaydı, bu yayını ne Emniyet farkedecekti, ne de RTÜK. Rapor, ‘Asli görevliler'in farketmediği birçok konuşmadan somut örnekler içeriyor. Bakın, Timur Taşuçar adlı imam, 25 Nisan 1997 günü radyodan yayınlanan cuma vaazında neler söylemiş:

    ‘Milletin tek gerçeği vardır İslam. Vallahi laiklik değildir. Keşke bunu Çankaya, Genelkurmay Başkanı anlasa. Niye anlamıyorlar da Kuran kurslarını, İmam Hatipleri kapatmakla birtakım zalimler meşgul oluyor? İslama karşı olanlar vatan hainidir, tek birleştirici İslamdır, laiklik değil.’’

    Bu sözlerin anlamı açık. Demirel ve Karadayı, ona göre ‘vatan haini.' Üstelik onlar milleti de anlamıyorlar! Bu konuşmalar, sadece Taşuçar'a da özgü değil. 30 Nisan'daki ‘Tefsir' programını sunan Abdullah Erkan da aynı kesimleri suçlamış:

    ‘‘Türkiye'de yaşam biçimi cahiliye devri ile aynıdır. Mevcut hukuk düzeni batıldır. Şeriat düzeni için mücadele edilmelidir. Cumhurbaşkanı, Başbakan, paşalar ve Diyanet İşleri Başkanı hiç hüküm ifade etmemektedir.’’

    Yine aynı gün Enes Yüksel'in sunduğu ‘Karanlıktan aydınlığa' adlı programda da ‘‘İslamı tam olarak yaşamak için rejimin sınırlarına uygun İslamın kabul edilmeyeceği' dile getirilmiş. Sözü İmam Hatipler'in kapatılmasına getiren Yüksel, herkesi tepki göstermeye çağırmış: ‘‘Artık bıçak kemiğe dayanmıştır. Müslümanlar olarak mutlak manada tepki göstermek, elimizden gelen imkanları seferber etmek mecburiyetindeyiz.’’

    Polislerin kasetleri izlemesi günlerce sürüyor. O nedenle birkaç tutanak düzenleniyor. 6 Haziran tarihli tutanakta da, Mesaj FM'in vericilerini güçlendirmek için başlattığı kampanya aktarılıyor. Kampanyanın gerekçesi de Cumhuriyet'e sövgü dolu: ‘‘Cumhuriyet bizim için ikinci plandadır. Müslüman olarak laikleri çok güttük, çobanlık yaptık.’’

    Savcılık, bu tutanakları inceledikten sonra ‘görevsizlik kararı' vererek, dosyayı DGM ve RTÜK'e havale etmiş. Tam bu dönemde, Genelkurmay'ın da bu radyoyla ilgili bir şikayeti de RTÜK'e ulaşmış; ‘‘Şeriatla idare edilmeyen rejimlerde, şeriattan başka kanunlarla idare edenlere itaat etmek yasaktır.’’ Mesaj FM'deki bu sözler, İstanbul'daki Dolunay FM ile ilgili raporu hatırlatıyor. Orada da aynı şeyler söylenmişti; sadece sözcükler farklıydı!

    SORUN RTÜK

    Laikliğe garip tanımlar yapan üyeleri bile bulunan RTÜK, önüne bu kadar raporu yığılınca ne yaptı dersiniz? Mesaj FM'i bir kez de onlar izledi! Gördüler ki, radyonun hemen her yayını şeriatçı yayın örnekleriyle dolu. Bir rapor da RTÜK'de hazırlandı. Radyodan alınan bir cümle pervasızlığın örneği olarak rapora konmuştu:

    ‘‘Cumhurbaşkanı Demirel'in adının, Avrupa Birliği'ne girilmesi şartı olarak ‘Salamon' olarak değiştirilmesi, Başbakan Yılmaz'ın adının da ‘Mesut Moşe' olması öne sürülebilir.’’

    Sonuç ne mi oldu? Ne olabilirdi ki? RTÜK'ün muhafazakarlarının gönlü böyle bir radyoya ağır bir ceza verilmesine razı olmadı; sadece bir uyarı ile yetinildi. O da aylar sonra. Oysa aynı RTÜK, Ş.Urfa'daki Karacadağ radyosunu bir Kürtçe türküdeki sözler nedeniyle yedi gün, İçel'deki Şok radyoyu da Silahlı Kuvvetler’i küçük düşürücü yayın yaptığı gerekçesiyle tek yayından 30 gün ‘yayın durdurma' cezasına çarptırmıştı. İşte RTÜK'ün kullandığı ceza ölçüsü bu!

    Ölçü bu olunca, İslamcı radyoların bildiklerini okumaları da son derece doğal bir sonuç. Oysa RTÜK'ün üzerine düşen, tüm radyoların ‘yayıncılık ilkelerine uygun yayın yapması' nı sağlamak. Örgütlenme faaliyetiyle, radyoculuk faaliyeti aynı şey sayılamaz.

    RTÜK'ün bu işi engellemeye niyeti olsa frekans tahsislerini bir an önce yapardı. Ama radyoların frekans tahsisi gelecek yıla kaldı bile. RTÜK'ün üç yılda tek başarısı var. O da bir devlet kurumunun bu kadar kısa sürede nasıl köhneleşebileceğini göstermek...

    İslamcı radyoların reklamları da farklı. Şampuan, banka, gazete ya da orkid reklamlarını bu radyolarda duymak mümkün değil. Tesettür mağazaları, alkolsüz kolonya, misvaklı diş macunu, ezan okuyan saat, umre turları ya da aynı cemaate mensup özel okullar, kitapevlerinin reklamları ise hep bu radyolarda.

    Reklamlar, o dünyaya açılan bir kapı gibi. Dinleyince, hemen özel bir dünyanın eşiğinde olduğunuzu anlıyorsunuz. Hiçbir yerde duyamayacağınız İslami firmalar, orada hayat buluyor.

    Çünkü bu cemaat, kendi radyolarını dinliyor; kendi mensuplarının şirketlerinden alış veriş yapıyor; yandaş belediyeler ve vakıfların şirketleri radyolara destek reklamları veriyor; aynı kooperatif ya da mahallelerde oturuyorlar. Yaşamları, büyük bir dünya içinde küçük bir kolonide geçiyor. O nedenle radyo reklamlarının da aynı cemaate hitap etmesi son derece doğal.

    Promosyonların bile özel bir işlevi sözkonusu. Amaç, cemaat üyelerini birbiriyle tanıştırmak. Anonslar hiç değişmiyor: ‘Radyomuz dinleyicilerine ... tesettür mağazası yüzde 10 indirim yapıyor.’’ Ya da ‘‘Radyomuz dinleyicilerine ... benzin istasyonu indirim fişi uyguluyor.’’ Oysa gazete promosyonlarına demediklerini bırakmazlar. Kendileri de geri kalmazlar.

    Reklamlarla ilgili genel ilkeler onları bağlamıyormuş gibi davranırlar. Örneğin sağlık kuruluşlarının reklamları yasaktır. Ama bu radyolar, kendi dünyalarından olan kliniklerin, doktorların reklamlarını yayınlamakta sakınca görmez. Örnek mi? İşte Kayseri Emniyet Müdürlüğü'nün Şafak Radyo'nun 8 Mayıs'taki yayınıyla ilgili raporu:

    ‘‘Bir reklam kuşağında, bir aktar dükkanı reklamı içinde pek çok hastalık ile ‘kısırlık', ‘altını ıslatan çocuklar' için hiçbir bilimselliği olmayan ‘kesin tedaviler'in bulunduğu bitkilerin reklamı yayınlandı.’’

    İşe bakın! Kimi sağlık sorunlarının çözümünü, bir aktara bırakmışlar! Siz hiç bir televizyonda ya da diğer radyolarda bir aktar reklamı gördünüz mü? Hani kanun, ‘Reklamlar, dürüst olacak, yanıltıcı olmayacak' diyordu? Oysa bir İslamcı radyo için hiç de şaşırtıcı değil.

    Rapordaki ikinci unsur da, reklamların öbür yayınlardan ‘cıngıl' ile ayrılmamış olması. Yani bir de aktarın söylediklerinin, reklam olduğu belli bile olmuyormuş. İyi mi?

    GİZLİ REKLAM

    Bir de ‘gizli reklam' sorunu yaşanıyor. Gerçi bu sorun diğer radyo ve televizyonlarda da sözkonusu. Ama buradakinin niteliği farklı. Diyelim o gece Kadir gecesi. İslamcı Radyo, hemen yandaş firmaların ‘Kadir gecesi kutlama mesajları'nı yayınlıyor. Hem de tek tek. Bu bir ‘gizli reklam' değil mi? Kayseri Emniyet Müdürlüğü de yine Şafak Radyo'nun 5 Şubat 1997'deki ‘Kadir Gecesi özel' programında ‘gizli reklam yapıldığı' tespitinde bulunup, rapor tutmuş. Ve tabii RTÜK'ten bu konuda bir ceza yok!

    Başka bir reklam yöntemi de yandaş kuruluşlar ve kişiler için uygulanıyor. Aynı çizgideki gazeteler, vakıflar, dernekler sürekli, bu radyolarda arzı endam ediyor. Sabah haberler mi okunacak? Uzun uzun İslamcı gazetelerdeki haberler, köşe yazıları okunuyor. Bir dernekte, meslek odasında seçim mi var? Hemen yandaşların (onların deyimiyle inananların) propagandaları mikrofonda. Hem de saatlerce.

    Ankara'daki Arifan Radyo'nun 27 Eylül'deki yayını iyi bir örnek. Bir gün sonra Eczacılar Odası'nda seçimler vardı. Oda'da, yönetimi ele geçirmek isteyen İslamcı ekip canlı yayına çıkarıldı. Uzun uzun konuşturuldular. Adresler verildi, telefonlar duyuruldu: ‘‘İnananlar, gelin oy verin, Oda'yı biz yönetelim.’’ İyi de bu hangi yayıncılık ilkesine uyuyor? Bu yapılan radyoculuk mu, örgütlenme çalışması mı?

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı