Gündem Haberleri

    Rehn: 1 Mayıs'ta orantısız güç kullanıldı

    ANKA
    06.05.2008 - 10:57 | Son Güncelleme:

    Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, Türkiye'nin AB üyelik sürecinin, gündelik siyasi kaygıların ötesinde bir öneme sahip olduğunu vurgulayarak, teknik açıdan açılmaya hazır olan fasıllarda gecikmeksizin müzakerelere başlanmasının önem taşıdığını belirtti.

    Babacan, Devlet Konukevinde Türkiye-AB Troykası Dışişleri Bakanları Toplantısının ardından düzenlenen ortak basın toplantısında, hükümetin AB müktesebatına uyum doğrultusunda kararlılıkla gerekli adımları atmaya devam edeceğini vurgulayarak, "hükümetimizin gerekli reformları gerçekleştirme yönünde güçlü iradesi vardır" dedi.

    Yararlı ve verimli görüşmeler yaptıklarını belirten Babacan, AB'ye üyelik sürecini, katılım müzakerelerinde gelinen aşamayı ve Türkiye-AB ilişkilerini bütün boyutlarıyla ele aldıklarını söyledi. 

    Bu konularda Türkiye'nin görüşlerini paylaştıklarını ifade eden Babacan, "2008 yılının bakanlar düzeyindeki bu ilk troyka toplantısında aynı zamanda gerçekleştirdiğimiz reformlar hakkında detaylı bilgiler verdik. Bu çerçevede hükümetimizin AB müktesebatına uyum doğrultusunda kararlılıkla gerekli adımları atmaya devam edeceğini burada özellikle ifade etmek istiyorum" diye konuştu.

    Babacan, siyasi kriterler açısından bakıldığında 2008 yılının başında önemli adımların atıldığı bir dönem olduğunu kaydederek, Vakıflar Yasasının 2008 yılında Meclisten geçtiğini, TCK'nın 301.maddesiyle ilgili değişikliğin de yakın zaman önce Meclis Genel Kurulunda kabul edildiğini hatırlattı.

    "GEREKLİ REFORMLAR İÇİN GÜÇLÜ İRADEMİZ VAR"

    Dışişleri Bakanı Babacan, hükümetin gerekli reformları yapma konusunda güçlü bir iradesi olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi:

    "Türkiye'yi her alanda yüksek standartlara ulaştırma hedefi doğrultusunda hükümetimizin gerekli reformları, teknik ve ekonomik içerikli pek çok reformu gerçekleştirme yönünde güçlü iradesi vardır. Bu hususun muhataplarımız tarafından da kabul gördüğünü memnuniyetle müşahede etmekteyiz.

    Bu vesileyle siyasi içerikli bazı konuların üyelik müzakerelerimizi etkilemesine izin verilmemesi yönündeki beklentimizi ve bu doğrultuda AB'nin gerekli kararlılığı sergilemesinin önem taşıdığını da vurgulamak istiyorum. Teknik açıdan açılmaya hazır olan fasıllarda gecikmeksizin müzakerelere başlanması önem taşımaktadır. Türkiye'nin AB üyelik süreci, gündelik siyasi kaygıların ötesinde bir öneme sahiptir.

    Küresel gelişmeler, özellikle bölgemizdeki durum, AB ile her alanda daha sıkı işbirliğini gerekli kılmaktadır. Ancak AB ile ilişkilerimizin sürdürülebilir bir zeminde tutulabilmesi için müzakere çerçeve belgesinde açıkça belirtilmiş olan taahhütlere uyulması son derece önemlidir. Türkiye'nin tam üyelik perspektifinin korunması, sapasağlam yerinde durması, bu sürecin olmazsa olmaz bir şartıdır. Bu konudaki yaklaşımımızı toplantı sırasında muhataplarımızın dikkatine getirdim ve özellikle Slovenya ve müteakip Fransa dönem başkanlıkları sırasında müzakerelerin ilerleme sağlamasına verdiğimiz önemi vurguladım."

    Babacan, toplantıda ayrıca Sloven dönem başkanlığının, Türkiye'nin müzakere sürecini ileri götürmek yönünde sergilediği yapıcı yaklaşımı memnuniyetle karşıladıklarını dile getirdiğini, dönem başkanlığı sona ermeden hazır olan fasıllarda müzakerelerin başlaması yönündeki beklentilerini ifade ettiğini belirtti.

    Dışişleri Bakanı Babacan, aynı şekilde Fransız dönem başkanlığının tarafsız, yapıcı ve iyi niyetli anlayış içinde hareket etmesinin, Türkiye-AB ilişkilerinin ileriye götürülmesi açısından önemli olduğunu söyledi.

    KIBRIS  

    Toplantıda Kıbrıs meselesini de ele aldıklarını kaydeden Babacan, "Kıbrıs'taki hedefimiz, BM zemininde en kısa zamanda kapsamlı bir çözüme ulaşmaktır. Bu yöndeki çabalara bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da destek vermeye devam edeceğiz" dedi.

    Babacan, şöyle devam etti:

    "Aynı şekilde AB'nin de BM parametreleri temelinde yürüyen kapsamlı çözüm çabalarına destek vermesi bizim beklentimizdir. AB ve Birlik üyesi devletlerin Kıbrıs Rum tarafını, adadaki iki halka ve tüm bölgeye barış ve istikrar getirecek bir çözüm bulunması amacıyla teşvik etmelerini bekliyoruz. AB'nin adada başlatılan sürece teknik destek vermesi bu süreçte önemli olacaktır. AB zeminini kullanarak Türkiye'den tek taraflı tavizler beklemenin akılcı olmadığı gibi, herhangi bir fayda sağlamayacağını da bu şekilde özellikle ifade etmek istiyorum."

    AB'nin Kıbrıs'ta varılacak bir kapsamlı çözüme kendisini uyarlayacağı yönünde devam eden taahhüdünü de memnuniyetle karşıladıklarını ifade eden Babacan, toplantıda ayrıca KKTC'ye yönelik AB tüzüklerinde yaşanan sorunları ve gelinen aşamaları ele alma fırsatı bulduklarını belirtti.

    Babacan, toplantıda her iki tarafı yakından ilgilendiren bölgesel ve uluslararası konuları da ele aldıklarını, Orta Doğu barış süreci, Irak, İran ve Güney Kafkasya'daki son gelişmeler ışığında görüş alışverişinde bulunduklarını, bu konulardaki görüşlerinin ana hatlarıyla uyum içinde olduğunu memnuniyetle gördüklerini kaydetti.

    TERÖRİZM

    Son olarak uluslararası bir sorun olan terörizmle mücadele konusunda AB'nin destek ve işbirliğine önem verdiklerini toplantıda vurguladığını belirten Babacan, "AB terör örgütleri listesinde yer alan PKK terör örgütüne karşı yürüttüğümüz mücadelede, AB üyesi ülkelerin bizimle etkin bir dayanışma içinde hareket etmeleri yönündeki beklentimizi bu vesileyle yinelemek istiyorum" dedi.

    Babacan, geçen şubat ayında ilk defa Türkiye-AB troykasıyla beraber terör konusunda bir stratejik diyalog başlattıklarına dikkati çekerek, bu konuların artık periyodik olarak karşılıklı konuşup, inceleme, ele alma imkanının bu diyalog mekanizması çerçevesinde gerçekleşeceğini söyledi.

    Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, görüşmelerinin yapıcı ve olumlu bir havada cereyan ettiğini, toplantıyı Türkiye'nin AB ile ilişkileri açısından son derece önemli gördüğünü sözlerine ekledi.

    AB dönem başkanı Slovenya'nın Dışişleri Bakanı Dimitrij Rupel, Türkiye'nin AB'ye er ya da geç üye olacağı konusunda hiçbir şüphesi olmadığını söyledi.

    Rupel, Devlet Konukevinde Türkiye-AB Troykası Dışişleri Bakanları Toplantısının ardından düzenlenen ortak basın toplantısında, troyka toplantısının gerçekten ilginç bir toplantı olduğunu ve dostane bir ortamda gerçekleştiğini belirterek, bu toplantıda Türkiye-AB ilişkilerini ve aynı zamanda uluslararası toplumu ilgilendiren İran, Irak ve Orta Doğu barış süreci gibi konuları da masaya yatırdıklarını belirtti.

    Rupel, aday ülkeler açısından önemli olan bir şey söyleyerek söze başlamak istediğini belirterek, "Türkiye'nin AB'ye er ya da geç üye olacağına dair hiçbir şüphem yok" dedi.

    2008 yılının reform süreci için çok önemli bir yıl olduğunu ve bunu kaçırmamak gerektiğini belirten Rupel, Türk hükümetinin reform sürecini yoğunlaştırma konusundaki taahhüdünü memnuniyetle karşıladıklarını söyledi.

    Türk Ceza Kanununun (TCK) 301. maddesindeki değişikliği ve onun etkin bir şekilde uygulanması konusundaki çabayı da memnuniyetle karşıladıklarının altını çizen Rupel, aynı zamanda Vakıflar Kanunun ileri bir adım olduğunu düşündüklerini belirtti. Rupel, bunun Türkiye'deki siyasi hayatı yakından ilgilendirecek ve aynı zamanda Türkiye ve AB arasındaki ilişkileri daha iyiye götürecek bir adım olduğunun altını çizdi.

    Konuk Bakan, "Şu anki durum ve AK Parti'nin kapatılması konusundaki davadan duyduğumuz endişeyi de dile getirmek istiyorum" diye konuştu.

    Rupel, Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesinin son dönemde Türkiye'nin ilerleme raporunu kabul etmiş olmasından memnuniyet duyduklarını belirterek, bunun Türkiye'nin AB yolunda ilerlediğinin bir göstergesi olarak görüldüğünü belirtti. Rupel, Slovenya dönem başkanlığı sırasında odak noktalarının genellikle bu tartışmalar olduğunu vurgulayarak, gözlem raporları konusunda 27 üye ülkenin uzlaşmaya varması konusuna da odaklandıklarını kaydetti.

    Slovenya dönem başkanlığının müzakerelerin ilerlemesi için çaba sarf ettiğini belirten Rupel, Slovenya'nın gündemdeki bütün konuları masaya yatırmaya çalıştığını belirtti. Rupel, "En azından iki faslın temmuza kadar açılması için de çabalarımızı sürdürüyoruz" dedi.

    Türkiye ve AB arasındaki toplantıların düzenlenmesi konusunda önemli çabalar harcadıklarını da belirten konuk Bakan, "17 hazirandaki (hükümetler arası) toplantı için de çabalarımızı sürdürüyoruz. Çok ilginç, çok dostane ve umut havası içinde geçen bir toplantı yaptık. Ankara'dan çok iyi duygularla ayrılıyorum" diye konuştu.

    JEAN PİERRE JOUYET

    Fransa'nın Avrupa işlerinden sorumlu Devlet Sekreteri Jean Pierre Jouyet ise toplantıda, bir gazetecinin Fransız dönem başkanlığında Türkiye'nin müzakere sürecinde bir gelişme bekleyip beklemediklerini sorması üzerine, Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan ile ikili bir görüşme yapacağını ve bu çerçevede müteakip dönem başkanı Fransa'nın tutumunu değerlendirme şansı bulacaklarını kaydetti.

    Avrupa Konseyinin geçen aralık ayında müzakerelere ilişkin aldığı kararı da hatırlatan Jouyet, "Fransa dönem başkanlığı Türkiye konusunda objektif, tarafsız ve dengeli olacak" diye konuştu. Jouyet, dönem başkanlıkları sırasında Türkiye ile yeni fasılların açılması konusundaki ölçütlerde de bu çerçevede hareket edeceklerini sözlerine ekledi.

    AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, AK Parti'nin kapatma davası sürecine ilişkin olarak Türkiye aday ülke olduğu için AB'nin sürece çok fazla tarafsız kalamayacağını söyledi.

    Rehn, Türkiye-AB Troykası Dışişleri Bakanları Toplantısının ardından düzenlenen ortak basın toplantısında, yararlı görüşmeler yaptıklarını belirterek, hem müzakereler hem de reform süreci açısından önemli bir toplantı olduğunu belirtti.

    Türkiye ile AB arasındaki müzakerelerin sürdüğünü ifade eden Rehn, "Ancak bunun hızı daha da fazla olabilirdi. Bu da reformlara bağlı bir konu. Özellikle, biz bu toplantıda daha fazla faslın görüşmeye açılabilmesi için belli noktaları görüşmeye çalıştık. Daha temel anlamda da yasal ve demokratik reformların genişletilmesi ve daha açık bir toplum yaratılması konusunun önemine dikkati çekmeye çalıştık" diye konuştu.

    301'İN UYGULAMAYA GEÇMESİNİ BEKLİYORUZ

    Vakıflar kanunuyla ilgili gelişmelerin önemli bir basamak olduğunu belirten Rehn, aynı zamanda ifada özgürlüğü anlamında da TCK'nın 301. maddesinde değişikliğe gidilmesini de memnuniyet karşıladıklarını, ancak tam olarak uygulamaya geçilmesini beklediklerini ifade etti.

    Rehn, değişikliğin mutlaka pratiğe dökülmesi gerektiğini, bunun sahada nasıl işlediğinin görülmesi gerektiğinini altını çizdi. Rehn, Türk yetkililerinin ifade özgürlüğünün sağlandığını, gerçek anlamda garanti altına alındığını ve bu ülke içindeki herkes için geçerli olduğunu göstermesi gerektiğini kaydetti.

    Toplantıda ayrıca, yasal ve demokratik reformların önemine dikkati çekmeye çalıştıklarını söyleyen Rehn, şöyle devam etti:

    "Bunun için yapılması gereken daha çok fazla şey olduğu konuştuk. Özellikle daha geniş kapsamlı reformların yapılmasının önemli olduğunu söyledim. Bunlardan biri yargı reformu. Türk vatandaşları yargı reformunu gerçekten hak ediyorlar. Bunun bağımsız, tarafız ve güvenilebilir bir reform olmasını, tamamlanmasından sonra da geniş kapsamlı bir stratejiyle hayata konulmasını hak ediyorlar."

    Rehn, bu anlamda hakimlerin ve savcıların eğitilmesinini önemli olduğuna işaret etti.

    Ombudsmanlık kurumunun oluşturulması konusunun da gündeme geldiğini belirten Rehn, bunun vatandaşların kendi rahatsızlıklarına çare bulabilmeleri için önemli bir kurum olacağını, bu sayede din, ırk ya da cinsiyet gibi konularda şikayetlerini iletebilecekleri belirtti.

    "Laiklik ve azınlık haklarıyla ilgili gerilimlerin olduğu noktalarda, bu kuruluşların gerilimleri azaltabileceğini" ifade eden Rehn, bunun, sorunların her zaman mahkeme önüne gitmeden, yasal şekilde çözümünü, hataların düzeltilmesini sağlayabilecek kamu yönetimi konusunda önemli bir kuruluş olacağını düşündüğünü kaydetti.

    ORANTISIZ GÜÇ KULLANIMI RAHATSIZLIĞI

    AB Komisyonunun 1 Mayıs olaylarıyla ilgili orantısız güç kullanımı konusunda rahatsızlığını dile getirdiğini belirten Rehn, Türk yetkililerine sendikal hakların göz önünde bulundurulması ve AB standartlarına getirilmesi konusunda çağrıda bulunduklarını ifade etti.

    AK Parti kapatılması davasıyla ilgili olarak da Rehn, "AB, Türkiye bir aday ülke olduğu için çok fazla tarafsız kalamayacaktır. Bu yüzden önemli olan, bunun demokratik prensipler, hukuk kuralları, AB ve Venedik Komisyonu standartları çerçevesinde ve aynı zamanda Türk anayasasının 9. maddesi esasına göre çözülmesi gerekiyor" dedi.

    Türkiye'nin çok yakında bunun üstesinden geleceğini düşündüklerini de ifade eden Rehn, bunu sağlamanın en iyi ilacının reform sürecini tekrar yoluna koymak ve bunu siyasi diyalog ve uzlaşı kültürüyle artırmak olduğunu belirtti.

    Rehn, "Bunların ülke içinde demokratik süreçlerle halledilmesi gerekiyor. Türkiye ancak bu sayede geriye gidiş değil ileri doğru gidişi gösterecektir" diye konuştu.

    SORULAR

    1 Mayıs olaylarına yönelik Türk hükümetine ne gibi uyarılarda bulunduğuna yönelik soru üzerine Rehn, "1 Mayıs olaylarına ilişkin olarak Türk polisinin orantısız güç kullanması konusuna değindik ve bu tip olayların soruşturulması gerektiği konusundaki beklentimizi ilettik" dedi.

    Sendikal haklara ilişkin kanunların Türkiye'de TBMM'nin bir an önce önüne gelmesi gerektiğini söyleyen Rehn, bunların özellikle sosyal politikalar konusundaki fasılların açılabilmesi için önemli maddeler olduğunu kaydetti.

    Rehn, "Bundan sonraki günlerde de Türkiye'nin AB kanunlarına sendikal haklar konusunda hem pratikte hem teoride ne kadar saygı duyup duymadığını, ne kadar uyumlu olup olmadığını göreceğiz" diye konuştu.

    AK Parti için kapatma kararı çıkırsa müzakerelerin nasıl etkileneceği yönündeki soru üzerine de Rehn, "Önemli olan bunun demokratik prensipler ve hukuk devleti çerçevesinde çözülmesi ve olumsuz sonuçların çıkmaması. Türkiye'nin AB'ye katılımı konusunda negatif sonuçlar alınmaması gerekmektedir" dedi.

    AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso'un "Türkiye'nin içinden geçtiği süreç sonunda laiklikle demokrasinin Müslüman bir ülkede uygulanıp uygulanamayacağının ortaya çıkacağı" şeklindeki sözlerinin hatırlatılması ve süreç sonunda tam üyelik hedefinde bir değişiklik olup olmayacağına ilişkin soru üzerine Rehn, "Henüz olmamış bir şey hakkında spekülasyonlarda bulunmayalım" dedi.

    Rehn, Barrosso'nun açıklamalarında demokratik ve laik toplumun öneminin altının çizildiğini belirterek, "Bunlar bir toplumda var olduğu zaman, eşit hakları da garantilemiş olur. Avrupa laikliğe böyle bakar. Ben de bunun altına imzamı atıyorum. Bunun AB üye ülkeleri ve aday ülkeleri için önemli olduğunu düşünüyorum" dedi.

     

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı