Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Reforma buyurun

HANİ geçen sene mayıs ayında, o zamanki Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, “Yargıyı bağımsızlaştırın” diyen Avrupa Birliği’nin yetkilisi Olli Rehn’i alelacele ziyaret edip eline “Yargı Reformu Stratejisi” diye bir metin tutuşturmuştu ya...

Hani “Bu da nereden çıktı?” diye yargı ayağa kalkmıştı ya!

Şahin’in “göstermelik” metni çöpe gitmiş olmalı ki, Adalet Bakanı Sadullah Ergin yeni bir reform stratejisini önceki gün ilan etti.

Yeni strateji belgesinden anlaşıldığına göre Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) üye sayısını 7’den 20 yahut 21’e çıkartırsanız, “yargı bağımsızlığı” sorunu çözülüyormuş.

Örneğin “HSYK’da Adalet Bakanı ve Bakanlık Müsteşarının üye olmaları yargı bağımsızlığına aykırıdır çünkü onlar yürütmenin (siyasi iktidarın) sesidir” diyenler boş laf ediyorlarmış. Çünkü “Eğer o kurulda Adalet Bakanı bulunmazsa, Meclis’e karşı hesap veremez”miş.

“Hesap verme” gerekçesinin anlaşılabilir bir tarafı var. Peki ama o gerekçeyle kurula girip yargıyı baskı altına almanın şimdiye kadar sayısız defa görülmüş ve bundan sonra da görülecek olan sakıncaları nasıl ortadan kaldırılacak?

Ona yanıt bulmadıkça, sakınca devam edecek demektir.

Yukarıda dediğimiz gibi üye sayısının 20 veya 21’e çıkartılacağı bildiriliyor. Bunların bir kısmını Yargıtay (muhtemelen 3’ünü), bir kısmını (muhtemelen 2’sini) Danıştay seçerse geriye (bakan ve müsteşarı da düşün) 12-13 üye kalır. Cumhurbaşkanı da 3 üye seçti diyelim. Geriye kalanların bir kısmını -belki 3’ünü- ülkedeki 12 bin kadar savcı ve yargıç doğrudan seçecekmiş. Kalanı seçmek de TBMM’ne düşüyor.

Reform, Bakan ile Müsteşarın yargıya burnunu sokması yetmiyormuş gibi bir de doğruca siyasi partilerin elini bu organa sokmayı öngörüyor.

Sanki Radyo Televizyon Üst Kurulu deneyimi, yahut eski yıllarda Anayasa Mahkemesine Meclisin üye seçmesi doğru bir sonuç vermiş de bunu özleyenler varmış gibi.

Açık konuşalım. Bu “yargıyı bağımsızlaştırmak” değil, “yargı bağımsızlığı”nın ırzına geçmektir.

Siz siyaseti yargıya bu kadar derin bir şekilde sokarsanız geriye teftiş yetkisini HSYK’ya bırakmak veya HSYK’nın sekretarya işlerini kendisine devretmek gibi ödünlerle bir şey değiştiremezsiniz. Çünkü bu melanetten kurtulma değil, melanetin adresini değiştirme operasyonu olur.

Adalet reformu yapacaksınız ama adaleti üstelik “uzmanlık” adına engelleme gücüne sahip tek kurum olan Adli Tıp’ı, bağımsız (yani Bakanlığın etki alanı dışına çıkarılmış) bir kurum haline getirmeye yanaşmayacaksınız.

Bizler de saf saf “Bu yargı artık bağımsız şekilde adalet dağıtır” diyeceğiz.

Keza yargıç ve savcı olmak isteyen adayları seçme hakkını, mesleğin koruyucusu olan HSYK’na bırakmayacak, “Bakanlık olarak biz seçeriz” diyeceksiniz. Oradaki aday adaylarını “Yandaş mı değil mi, cemaatten mi değil mi?” süzgecinden geçireceksiniz. Buna da “etkin ve nesnel önlemler almayı vaat ettik ya” karşılığıyla yanıt verdiğinizi sanacaksınız.

Daha Avrupa Birliği’nin istemleri içindeki diğer konulara gelmedik. Bir de onlar var.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI