Gündem Haberleri

    Referanduma evet dedim ama demokrasiden sapma görüyorum

    Faruk BİLDİRİCİ - fbildirici@hurriyet.com.tr
    20.02.2011 - 00:00 | Son Güncelleme:

    13 Şubat, bugün artık kapatılmış siyasi partiler mezarlığında yerini almış olan Türkiye İşçi Partisi’nin kuruluşunun 50. yıldönümüydü. 18 Şubat partinin fırtına gibi estiği 65 seçimlerinde TİP milletvekili seçilen 15 kişiden biri olan Tarık Ziya Ekinci’nin 85’inci doğum günü. 25 Şubat ise Ekinci için matem günü... 1994’te o gün, kardeşi Yusuf Ekinci, faili meçhul bir cinayete kurban gitmişti. Biz de Ekinci ile bir şubat günü konuştuk...

    63 seçimlerinde TİP’in Diyarbakır belediye başkan adayıyım. Bana da bir radyo konuşması tahsis ettiler. Doğu sorunu ve ağalık kurumunu anlattım. O gün bir Amerikalı beni görmek istedi. “Siz Kürtsünüz, neden TİP’e girdiniz?” diye sordu bana. CIA ajanı olduğunu söylemedi ama ben öyle olduğunu düşündüm. 1965’te  TİP’ten milletvekili seçildim. Bir yıl süren Doğu Mitingleri’nin hepsine katılıp konuşmalar yaptım.
    Milletvekilliğim bittikten sonra Diyarbakır’a gittim ve muayenehanemi yeniden açtım. Bir gece sabaha karşı kapı çalındı: “Hakkınızda tutuklama kararı var evinizi arayacağız!” Ankara’da yeni kurulan Devrimci Doğu Kültür Ocakları’nı ziyaret edip Kürt gençleriyle sohbet etmiştik. Meğer takip edilmişiz. O sohbetlerde Kürtçülük propagandası yaptığıma karar vermişler. Evi aradılar beni aynı gün uçakla Ankara’ya götürdüler. Muhtemelen Eylül 1970’ti. Birkaç gün sonra itiraz üzerine bırakıldım. Fakat 12 Mart’ta yine bu davadan tutuklandım. Bir de Diyarbakır DDKO’yu kurmamla ilgili dava açıldı. Diyarbakır Askeri Cezaevi’nde iki yıl kaldım. Doğan Öz, çıktı oraya geldi. Elazığ’da savcıydı o ara. Aziz Nesin’in bir kitabını getirdi okumam için. Büyük cesaretti ziyaret etmesi. Çermik’te TİP teşkilatını kurmak için gittiğimde tanışmıştık. Daha sonra yazışmıştık, ben milletvekiliyken de belgeler göndermişti bana. İşte o zaman kim vurduya gitti. Maalesef vuran adam itiraf ettiği halde mahkûm olmadı!

    ÇETİN ALTAN BAĞIMSIZ MİLLETVEKİLİYDİ

    Meclis’te 15 TİP milletvekili olarak çok etkili bir gruptuk. Grubumuzun faaliyetleri Adalet Partisi için çok rahatsız ediciydi. Çetin Altan, Aybar’ın teklifini bağımsız milletvekili olmak şartıyla kabul etmişti. Bizimle beraber oturuyordu tabii. Meclis’te ilk sözcülüğü ben yaptım. Ekonomiyle ilgili bir konu açıldı, Sadun Aren hazırlıksızdı. Çetin, “Ben konuşacağım” dedi. Başkan, parti üyesi olmadığı için grup adına söz vermedi. Genel Sekreterimiz Cemal Hakkı Bey. Alp Selek’in babası, yargılanan hanım kızımız Pınar Selek’in dedesi... Döndü Çetin’e, “Girmek istiyor musun partiye? diye sordu” O da, “Evet” dedi. Cemal Hakkı Bey el kaldırdı, “Üyemizdir şu anda kaydını yaptım Meclis başkanlığına yazıyı göndereceğim” dedi. Onun üzerine Çetin Altan çıktı parti adına konuştu. Ondan sonra ayrılmak için fırsat kolladı bana göre. Ama Çetin öyle demiyor. “Aybar, Marksizmden saptığı için karşı çıktım” diyor. Oysa dört yıl boyunca Aybar ile can ciğer kuzu sarmasıydılar. 


    KÜRTLER
    Silah dönemi kapandı

    Kürtler uluslaşamadı.  Hâlâ feodal değerler ön planda, dinsel faktör ağırlıklı. Daha evvel ayrılmayı düşünen, Ortadoğu’da büyük bir Kürdistan kurma hayali peşinde koşanlar bile şimdi demokratik özerklik noktasına geldiler. Ben baştan beri Kürtlerin demokratik vatandaşlık haklarının ve anadilleriyle okuyup yazma hakkının tanınması davasının peşindeyim. Bağımsız devlet kurmanın koşulları yok. Bana göre Kürtlerin artık silahlı mücadele dönemi de kapanmıştır.


    DEMOKRASİ
    DP ile mücadele ettim

    1950’ye kadar Fırat’ın doğusuna geçmek yasaktı. Dersim İsyanı’ndan sonra bir mezar sessizliği dönemine girildi. O zaman duygusal bir tepki vardı CHP’ye. 1950 seçimlerinde Demokrat Parti’yi destekledim. Ama ikinci döneminde DP’ye karşı mücadele ettim. DP’nin ikinci dönemiyle AKP arasında benzerlik yok. AKP daha farklı. Referandumda evet dediğim zamanki sonuçları uygun görüyorum. Ama Anayasa Mahkemesi’nin yetkilerine ilişkin yasalarda ve yüksek yargının örgütlenmesine ilişkin girişimlerinde beni rahatsız eden bir konu var. Demokrasiden bir sapma görüyorum. 12 Eylül’ün yargılanması niyetleri zaten yoktu. Oy verirken de onun ciddi olduğuna inanmıyordum.

    SÜRGÜNDEN DÖNÜŞ
    Kendimi kitap yazmaya verdim

    89’da askeri mahkemeler kapanıp dosyalarımız sivil mahkemelere devredilince kardeşim telefon açtı. “Artık gel” dedi. Ben de Paris’ten döndüm. Bir yazımdan dolayı 18 aylık mahkûmiyetim vardı. Ama Diyarbakır’da tutuklandığım dönemdeki davalardan beraat etmiştim. Döndükten sonra artık hiçbir partide aktif görevim yoktu. Doktor da değildim. Milletvekili emekli maaşım da bana yetiyordu. Ben de kendimi yazmaya verdim. 12 kitabımı da döndükten sonra yazdım. İletişim Yayınları’nda uğraştılar, didindiler, yine de bin sayfayı geçti kitap. ‘Lice’den Paris’e Anılarım’ sadece bir anı kitabı değil, bir döneme tanıklık oldu.


    12 EYLÜL
    Parti yönetimi darbe olacağını tahmin etti

    12 Eylül öncesinde darbenin geleceği belliydi. TİP yöneticileri bir hafta kadar önce darbeye hazırlık olarak yetkileri Genel Başkan Behice Boran’a devredip yurtdışına çıkma kararı aldı. Ben kaldım ama 12 Eylül’de beş kere gözaltına alındım. Diyarbakır’da herkese uygulanan o işkenceleri biz de yaşadık. Devletle baş etmek zor, birini yakalıyor; o diyor ki, “Tarık Ziya şunu yaptı.” Onu kurtarıyorsun, bir başkasını yakalıyorlar. “Tarık emretti, ben gittim polisi öldürdüm” diyor. Kardeşim avukat, atlayıp gidiyor Erzurum’a. Cezaevinde konuşuyor, “Beni işkencede öldüreceklerdi ne yazmışlarsa imzaladım. Kardeşini ne tanırım ne bilirim” diyor. Yurtdışına çıkmaya mecbur ettiler. Bir ara serbest kalınca Paris’e gittim. Eşim Perihan burada üç çocukla birlikte kaldı. Ona yaptığım en büyük haksızlıklardan biri buydu. Eşim resim hocasıdır. Başta rahattık ben iyi kazanıyordum, onun çalışmasına ihtiyaç yoktu. Ben gidince ihtiyaç oldu öğretmenliğe başladı yeniden.

    FRANSA’DA İHTİSAS
    Marksizmle Paris’te öğrenciyken tanıştım

    Liseyi Diyarbakır’da bitirdim. Yüksek mühendis mektebine gitmek istedim. Ama yabancı dil sınavı çok ağırdı. Tıbbı o zaman fark ettim. Tıbbın olanakları gayet iyiydi. Bitirdikten sonra ilk memuriyetim Siverek’e çıktı. Dört yıl sonra ihtisas için Paris’e gideyim, hem dil de öğrenirim dedim. Marksizmle tanışmam bakımından Paris’in büyük katkısı oldu. Kürt sorununun çözümünde bir yol arıyordum. Düşüncelerim orada netleşti. Döndükten sonra Diyarbakır’da Tabip Odası’nı kurdum. Siyasi mücadeleme rağmen mesleğimi de ihmal etmedim. Siyaset yapabilmek için de ekonomik potansiyele sahip olabilmeniz lazım.

    TİP'TE AYRIŞMA
    Kapanmasaydı iktidar olurdu

    Parti içindeki ayrışma 68’de oldu. M. Ali Aybar ile Behice Boran arasındaki düşünce ayrılığından çıktı. Ben Aybar’ın safında yer aldım. Aybar, Marksisttir fakat Leninist değildir. Ben de Marksist ilkelerden esinlenerek yürütülecek çoğulcu ve demokratik bir sosyalizmi benimsiyorum. Bana öyle geliyor ki, bugün de emeği ön planda tutan bir parti örgütlenebilse iktidara gelir. TİP kapanmasaydı, Aybar’ın o günkü çizgisinde demokratik sosyalist bir parti olurdu. TİP dördüncü kongreden sonra Aybar’ın çizgisinden çıktı. Boran’ın çizgisine girdi, Marksist-Leninist bir parti oldu. Dördüncü kongrede Kürtlerin demokratik haklarıyla ilgili kararın çıkmasında biz etkili olduk. İkinci TİP döneminde cezaevinde başlayan bir ayrışma oldu. Gençlerimiz  Kürt hareketinin bağımsız olmasına  karar verdiler. Kürt hareketi sol hareketten ayrıldı. Bana göre ayrılmaları yanlıştı. İşte PKK da oralardan beslenerek kuruldu sonra.


    KARDEŞİM
    Faili meçhul

    Kardeşim Yusuf, Ankara’nın tanınmış avukatıydı. 24 Şubat 1994’te, yazıhanesinden çıkmış, arabasına binip evine giderken kayboldu. Neler yapmadık, kimlere başvurmadık ki. En son AİHM’ye götürdük. Devlet bu cinayeti ciddi şekilde tahkik etmemiştir’ kararı verdi, tazminata hükmetti. İbrahim Şahin’in, Emniyet’e aldıklarını söylediği Uzi marka silahla öldürülmüştü. Peşini bırakmış değiliz.

    DOĞUM TARİHİM
    Kuran’a yazılan nottan öğrendim

    Lice’de nefis üzümler yetişen bağlar vardı. Kürtler, pekmez, pestil vs. yaparlardı. Ama şarapçılığı Ermeniler bilirdi ve gizlice yaparlardı. Kürtlerden de onların evine gidip şarap içenler vardı. Fakat Lice’de içki içene iyi gözle bakılmazdı. Rakı da sadece Tekel’de satılırdı. Ermenilerin şarap kültüründen geriye bir şey kalmadı. Çocukluğumda evde çarşıda hep Şeyh Said hareketi konuşulurdu. Bizim yörede bir milat telakki edilirdi. Benim doğum tarihim de “Askerlerin Lice’ye geldiği tarih” olarak söylenirdi. Fakat Arap harflerini öğrendikten sonra evdeki Kuran’ı karıştırırken bir baktım, babam doğum tarihlerimizi eski harflerle not etmiş. 5 Şubat 1342 diye yazmış benim için. O tarihi, miladi takvime çevirdim, 18 Şubat 1926’ya denk geldi. Geleneğimizde doğum günü kutlamak yoktu. İlk kez 80. doğum yılımı arkadaşlar kutladı. Ben, “Yapmayın, etmeyin” dedim ama partili çocuklar ve Kürt aydınları omuz verdi, bir salon tuttular. İyi de oldu. Şimdi 85. yaş günüm geldi. Çocukları ve torunlarımı çağırdım aile arasında kutlamak için. Bu yaşa kadar gelmem biraz şans.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı