Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Raporun anatomisi

Hadi ULUENGİN

İfade tarzını kasten ben laubalileştiriyorum.. ‘‘Avrupa İlişkiler Merkezi'' AİM tarafından hazırlanan ve AB Komisyonu'nun 16 Temmuzda sunacağı ‘‘Mülahaza Belgesi''ne temel oluşturacak olan 200 sayfalık çok önemli rapor, Ferai Tınç'ın da geçen Cuma günü belirttiği gibi, Türkiye iktisadi göstergelerini pertavsızla incelemeye başlamadan önce aynı Komisyonu'na şöyle hitap ediyor:

‘‘Ankara'nın tam üyelik başvurusundan sonra verdiğin 1989 ‘Mütalaa Raporu'nda Türkiye ile AB arasında mevcut yapısal uçurum; makro ekonomik dengesizlikler; sanayideki himayecilik ve sosyal güvenlikteki yokluk gibi dört ana faktörü baz aldın ve bu ülkenin üyeliğini ‘çıkmaz ayın son Çarşambası'na' erteledin.

‘‘Ama o tarihten beri dünya değişti, sen değiştin ve de Türkiye değişti.

‘‘Nitekim, yeni katılımlar için 1993 Kopenhag Zirvesi'nde tekrar çerçeve çizerken, bu kez geniş bir pazar ekonomisinin varlığı; AB'yle rekabet gücü ve Topluluk yükümlülüklerine uyum marjı olmak üzere üç genel unsur saptadın.

‘‘Şimdi ben, hem 1989, hem de 1993 kıstaslarından yola çıkarak Türkiye'yi yine mikroskopun altına tutuyorum ve her iki durumda da şu sonuca varıyorum''.

* * *

PEKİ, ‘‘Avrupa İlişkiler Merkezi'' hangi sonuca varıyor ?

Vallahi bana sorarsanız gayet ehven bir sonuca varıyor...

Yok, son derece ince eleyip sık dokuduğu Türkiye ekonomisinin zaaflarını es geçmiyor. Pembe bir tablo çizmiyor ve Polyanna iyimserliğini oynamıyor.

Zaten, 1989 kriterlerinden hareket ederek Ankara iktisadi hayatını tekrar incelediğinde, sanayideki himayecilik hariç eski handikapların hala büyük ölçüde sürdüğünü belirtiyor ve, ‘‘eğer ‘Mütalaa Raporu' kıstaslarına harfiyen riayet edilecek olursa, Ankara'nın tam üyelik başvurusuna yine olumsuz cevap vermek gerekecektir'' noktasını koyuyor.

Fakat ‘‘AİM'' belgesi hemen ekliyor ve AB Komisyonu'nu uyarıyor:

‘‘Ama sen aynı yöntem ve kıstaslardan yola çıkacak olursan, o zaman hemen hiç bir Doğu ve Merkezi Avrupa ülkesini de bünyene kabul etmemen gerekir...''

Muhtemel çifte standartlara kapıyı kapatan böylesine bir noktalama ise Türkiye açısından hiç de yabana atılmayacak bir başarı oluşturuyor.

* * *

ZATEN raporun ikinci bölümü çok daha müjdeli bir içerik taşıyor.

Çünkü, ‘‘Avrupa İlişkiler Merkezi''nin belgesi bu kez 1993 Kopenhag Zirvesi'ndeki üç ana kriteri hesaba katarak Ankara konusunda ileriye dönük bir projeksiyon yaptığında, geniş pazar ekonomisi mevcudiyetinden ve rekabet gücü yeteneğinden oluşan ilk iki kıstasta Türkiye'nin çıtayı haydi haydi aşacağını; yükümlülük yerine getirmek hususunda ise kısmen başarılı olacağını belirtiyor.

Rapor her halükarda da, Ankara'nın, tam üyeliğe çok yakın bir dizi Doğu ve Merkezi Avrupa başkentine bu noktalarda ‘‘fark attığını'' kaydediyor.

‘‘AİM'' burada da yine Ortak Pazar'ın kendi silahını kullanıyor ve deyim yerindeyse, onu böylesine bir yerli silahla ‘‘vuruyor''.

Dolayısıyla, bu satırların yazarının da yıllardır vurguladığı gibi, ekonomi, Türkiye-AB bütünleşmesinde ciddi bir sorun olarak kalmaya devam etse bile, siyasi irade mevcut olduğu takdirde, bu aşılmayacak bir handikap oluşturmuyor.

Ankara'nın AB üyeliğini GSMG oranındaki, otomobil adedindeki veya telefon sayısındaki rakkamsal farklılıklar değil, esas olarak, çağımız siyasetinin genel demokrasi tanımındaki kavramsal farklılıklar engelliyor.

Bu felsefi tanım farklığını aşabildiğimiz takdirde, iktisadi rakkam farklılığının artık çok bir şey ifade etmeyeceğini görmemiz gerekiyor.

X