Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Raporda abartı var, ancak yalan yok…

Avrupa Birliğinin Türkiye raporundan o kadar şikayet etmeye gerek yok. Rapor, Türkiye’nin resmini çekiyor, o kadar. Ancak asıl önemli olan, AB’nin giderek Türkiye’yi kaybettiğidir.

BU RAPOR YALAN SÖYLEMİYOR...

Avrupa Birliği her yıl, tam üyeliğe giden ülkeler için bir rapor yayınlar. Adına da “İlerleme Raporu” denir. Aday ülkenin, Demokrasi, İnsan Hakları ve Fikir ve Söz Özgürlüğü ve Ekonomik Kriterlere (ünlü Kopenhag Kriterleri) ne oranda uyum sağladığı incelenir. Daha doğrusu, bu raporlar o ülkenin içinde bulunduğu durumun bir resmini çeker.

Türkiye hakkında yıllardır, İlerleme Raporu hazırlanıyor. 27 üye ülkenin Ankara’daki temsilciliklerinden alınan bilgiler, AB’nin Ankara’daki temsilciliğinin bulgu ve değerlendirmeleri ve uluslararası kurumların yayınladıkları raporlar, Brüksel’deki AB Komisyonu uzmanları tarafından bir araya getirilerek hazırlanır.

Raporu okuyunca göreceksiniz, içindeki eleştirilerin neredeyse tamamı, Türk medyasında çıkan haber ve yorumlardan alınmıştır. Yani, bizler  hangi konuda şikayet ettiysek, AB raporu da aynı konularda eleştiri getiriyor.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Baş Müzakereci Egemen Bağış’ın raporu reddetmeleri ve tepki göstermeleri doğaldır. Alkışlamaları beklenemezdi, ancak biraz öncekilerle karşılaştırılacak olursa, bu yılki rapor, şimdiye kadar gördüğümüz en iyi rapordur.

Eskiden ne işkenceciliğimiz kalırdı ne Kürtlere eziyetimiz... İnsan Haklarından Azınlıklara kötü muameleye kadar, yerden yere vurulurduk. Bugünkü raporda da eleştiri var, ancak temel konularda, resmin iyi tarafı da gösteriliyor.

Bu  raporda yalan yok.

Kızmak yerine, eksikliklerimize bir göz atmamız çok daha yararlı olur.

AB, TÜRKİYE’Yİ KAYBEDİYOR...

Avrupa Birliği’nin şahinleri, mücadeleyi kazanıyorlar galiba. Türkiye ile aralarındaki mesafeyi öylesine açtılar ki, artık bırakın tam üyelik müzakerelerini, ilişkiler en cılız noktasına kadar geriledi.
 
Şahin olarak nitelediklerim, Fransa, Almanya, Hollanda, Avusturya, Güney Kıbrıs başta olmak üzere, Türkiye’nin katılımının mümkün olduğu kadar ileri bir tarihe ertelenmesini veya tümüyle engellenmesini isteyen ülkeler.

Haksızlık etmeyelim, Avrupa Birliği’ne üye 27 ülke arasında, Türkiye'yi hararetle destekleyenler de var. Ancak onların sesi fazla çıkamıyor. Şahinlerden korktukları için değil de, yaşadıkları krizden dolayı sus pus olmuş durumdalar. Ekonomik ve mali kriz öylesine yaygınlaşıyor ki, şu sıralarda, Türkiye gibi büyük bir ülkeyi aralarına almak için çaba harcamayı göze alamıyorlar.
 
İLİŞKİLER EN DÜŞÜK DÜZEYDE

Sonuçta, ilişkiler en düşük düzeye geriledi.
 
Türkiye, Avrupa' nın gündeminden düştü.
 
Avrupa da, Türkiye' nin gündeminden düştü.
 
Hem de öylesine düştü ki, 47 yıldır ilk defa, Avrupa Birliği’nin Türkiye siyaseti üzerindeki etkinliği neredeyse sıfır noktasına yaklaştı. Eskiden Avrupa’dan gelen sesler, eleştiriler ve uyarılar çok dikkate alınır, hatta politikalar AB'nin koşul ve kurallarına göre düzenlenirdi.
 
Bugün ise artık Ankara, ne Avrupa Konseyi’ni, ne de Avrupa Parlamentosu’nu dikkate alıyor.

TÜRKİYE BÖLGEDE GÜÇLENDİKÇE, AB’NİN CAZİBESİ AZALIYOR
 
Bu manzaraya bakıp, ne Türkiye’nin Avrupadan vazgeçtiğini ve eksen değiştirdiğini söyleyebiliriz, ne de Avrupa'nın kapılarını artık Türkiye'ye kapadığını ileri sürebiliriz. Yarın herşey değişebilir ve senaryolar yeniden yazılabilir. Ancak bilelim ki, bugün bir resim çekmek isterseniz, böyle bir manzara göreceksiniz.
 
Şimdi, madalyonun diğer yanına da bakalım.
 
Türkiye, son dönemlerde ve özellikle kendi bölgesinde giderek etkinleşiyor. İsrail'e kafa tutmaya başlaması ve Filistin'e koşulsuz destek vermesi, tüm dikkatlerin üstüne toplanmasıyla sonuçlandı. Doğu Akdeniz’de hakkını arayan, hatta gerektiğinde pazularını gösteren, Suriye'de, Libya'da gelişmeleri yönlendiren bir ülke konumuna girmesi, ilgiyi daha da arttırdı.

Arap baharına ‘laiklik tavsiyesiyle’ katılması, tüm konuşmalarında, kayıtsız şartsız bir demokrasi ve insan hakları savunucusu olarak öne çıkması, Türkiye'nin ağırlığını artırdı. Hepsinden de önemlisi, Avrupa kriz içinde yaşarken, Türkiye'nin son yıllardaki ekonomik performansı herkesi hem şaşırttı, hem de hayranlık yarattı. Dört bir yandan övgüyle söz edilen bir ülke konumuna girdi.
 
İşte böyle bir Türkiye'nin Avrupa Birliği’ne bakışı da, ister istemez değişiyor. Hele karşı taraftan gelen olumsuz tepkiler de eklenince, hem resmi, hem de özel çevrelerdeki soğuma hızlanıyor. Günlük politikalarda ve gündemde Avrupa alt sıralara düşüyor. Ankara da, AB için çaba harcamayı ileri tarihe bırakıyor. Önceliği diğer konulara veriyor.

AB İSE, TÜRKİYE’Yİ GİDEREK DAHA CAZİP BULUYOR

Kendi bölgesinde varlığını güçlendiren, sağlıklı bir ekonomik performans gösteren Türkiye ise, Avrupa'nın çeşitli çevrelerinde giderek artan biçimde bir cazibe merkezi haline geliyor.
 
Son anketlere bakacak olursanız, Avrupa kamuoylarında Türkiye’nin tam üyeliğini destekleyenlerin oranı çok açık şekilde yükseliyor.
 
Türkiye'ye karşıt cephede dahi, bu performans karşısında " Türkiyesiz büyümemiz güç olacak" sözleri giderek artıyor. Orta Doğu' ya, Türkiye’yi yanına alıp girmek isteyenlerin sayısı artıyor.  

Tabi bütün bunlara bakıp, havanın tümüyle değiştiği sonucuna da varmamak gerekiyor.
 
Eğer Türkiye bu genel yaklaşımını yarı yolda terketmez, iyi yönetebilir  ve yol kazasına uğramazsa, o zaman  AB ile ilişkilerin rengi de değişir, içeriği de...

Ancak yine de, Türkiye hakkında bir karar vermeden önce, Avrupa’nın halen yaşadığı ekonomik krizden çıkması gerekiyor.

X