Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Rana'dan mektup

Sevgili Hürriyet okurları. Ben Rana Turgut. Biliyorum hepiniz beni az da olsa tanıdığınızı zannediyorsunuz.Çünkü eşim haftada en az bir kez de olsa benim adımı yazısında kullanıyor.Ona bu izni 4 yıl kadar önce verdim.O da bu vermiş olduğum açık çeki, liberal bir anlayışla yorumlayarak sonuna kadar sömürdü.Aslında zaman zaman izni geri alayım ve ismimin yazıda geçmesini yasaklayayım diye de düşündüğüm oldu.Ama bunu yapmaya gönlüm elvermedi.Çünkü kendisinin de öyle sanıldığı gibi fazla yazı yazma yeteneği filan yok.Konu bulmakta acayip zorlanıyor.Dışarlarda filan gezmesine de kısıtlamalar getirmiş olduğum için, evde oturup beni ve kedileri izlemekle yetinmeye çalışıyor.‘Bundan sonra yazıda ismimi kullanmayacaksın’ diye talimat verdiğim zaman, ilk önce gözleri yaşarıyor.Ona acıyayım diye bana mel mel bakıyor.Kendisiyle ilgilenmeyince de küçük odasına çekilip, başını ellerinin arasına alıp, öne arkaya yavaş yavaş sallanmaya başlıyor.Ben de bu patetik durumu uzun süre çekmek istemediğim için bir süre sonra talimatımı geri çekiyorum ve yine adımı zaman zaman kullanmasına izin veriyorum.* * *Ancak sözü geçen kişi geçtiğimiz cuma günü çizmeyi aştı. Affedilmeyecek bir hata yaptı.Benim adımı kullandığı yazıda önemli bir yanlış yaptı.Yazarınızın başı şu anda fena halde belada, bunu da bilmenizi istiyorum.Onu şu aralar öylesine küçük olaylarda süründürüyorum ki, görseniz bile inanmakta zorlanırsınız.Ve bu kez ikinci bir emre kadar yazı yazarken benim adımı kullanması kesinlikle yasak olduğu gibi, her yazı bittikten sonra ev ödevi olarak 50 kez ismimi yazıp bana getirmek de zorunda.* * *Geçen cuma günü yazar, yazısının bir yerinde ‘Hıncal ile aramızdaki tartışmanın başlamasından bir hafta sonra Rana bana haslet de ne demektir diye sordu’ diye yazmış.Aslında bu tür bir satırcığın gazetede yayınlanmasına tabii ki izin vermezdim.Ne yazık ki perşembe günü işim biraz fazlaydı.Her zaman olduğu gibi yazısını denetimden geçiremedim o gün.Denetim dışına çıkınca yanlış yapma gibi bir eğilimi olduğundan, aslında o gün içime bir kuşku düşmüştü, bir hatası olur mu diye?..Ama bunca korku ve cezadan sonra artık onun bile bazı şeyleri yapmamayı öğrenmiş olduğunu düşünüyordum.Yanılmışım.Cuma günü o çay servisini yaparken yazısını denetledim.Yukarda bahsettiğim cümleyi okuyunca hemen kendisini çağırdım.‘Ne yani ben okuduğum bir şeyi, bir hafta sonra soracak zekâya mı sahibim, ne demek istiyorsun SEN?’ diye haykırdım.Sabah kendinden pek de emin olarak hayata başlamıştı.O gün güzel yazılar yazacağını filan düşündüğünden, kendisine güveniyordu.Benim sorumu duyunca aniden düz cümle kuramamaya başladı.Bu cümlesi hakkında bazı açıklamalar getirmek istiyordu ama korkudan kekelediğinden ne demek istediğini de anlayamıyordum.Bunu benim onun yazılarına ilgisizliğini göstermek için bir hafta sonra sordu diye yazdığını, ayrıca olaya komik etki vermek için böyle yazmak zorunda olduğunu filan ağzında geveledi.‘Sen benimle dalga geçerek mi komik olacaksın. Bir daha yok böyle şey. Adımı kullanmayacaksın’ dedim.Yalvararak özür dilemek istediyse de onu odadan attım.* * *Sayın okurlar.Konunun aslı şöyledir:Yazılarından son derece yanlış tanıdığınız bu adamın kendisi aslında haslet kelimesinin anlamını bilmiyordu.Evin içinde lügat olduğunun da farkında olmadığından babasına filan telefon ederek kelimeyi anlamaya uğraşıyordu.Ben lügata bakıp ona kelimeyi anlatım.Teşekkür ederek küçücük odasına çekildi ve Hıncal Uluç ile polemiğine ancak o zaman başlayabildi.Sonra da bütün bu olayı çarpıtıp komik etki yapmak için olayla ilgili yalanlar söyledi.Şu anda köşesini elinden almasaydım kendisi sizlerden özür dileyecekti. Zaten şu anda da yandaki odada ‘Ne olursun pişman olduğumu okuyucularıma anlat. Bir daha elim kırılsın böyle bir şey yapmam’ diye sızlanıp duruyor.Bütün bu gerçeği bilin istedim.* * *Ayrıca bilmeniz gereken başka şeyler de var.Yazar, ben olmadan gerçek yaşamda iki dakika bile var olamayacak düzeyde beceriksizdir.Para nosyonu yoktur.Bir keresinde yardımcım izindeydi, bir bankaya para yatırma işini ona vermiştim.Üstelik gideceği bankayı da bir kağıda çizip anlatmıştım.Üç ayrı yanlış bankada işlemi yapmaya çalıştıktan sonra işi ancak başarabildi.Kendisi ayrıca konuşma özürlüdür.Yabancı insanlardan korktuğu için onlar yanına yaklaştıklarında diyaloğu ben sürdüreyim diye arkama saklanmaya çalışır.Klinik halleri öylesine vahim halde ki, birlikte taksiye bindiğimizde şoför kendisiyle konuşmasın diye yolu benim tarif etmemi istiyor ve ayrıca parayı da benim vermemde israr ediyor.Dahası da var... Ben telefonda birisiyle kavga etmeye başladığımda olayı duyup etkilenmesin diye balkona kaçar.Kış aylarında birkaç kez onu balkonda titrerken görüp konuşmalarımı kısa kestiğim bile oldu.Serdar bugünlerde cezalı, haberiniz olsun.Sevgiler. Rana Turgut.
X