Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ramazan’da mahalle baskısından korkuyorum…

Yarın mübarek Ramazan başlayacak. Başlamasıyla birlikte nelerle karşı karşı kalabileceğimizin kuşkusu da yayılmaya başladı. Mahallelerde din polisi kılıklı adamlar dolaşır oldu. Yayınlara bakıyorum da, bu yıl işlerin farklı olabileceğini görüyorum. Açıkçası rahatsızlık duyuyorum.

Ramazan başlıyor ve daha şimdiden etkisi görülüyor.

          

Mahalle baskısı başladı bile. Geçmiş yıllarda bu hava yoktu. Bu yıl farklı kokular burnuma geliyor. Kendi kendime  Ne oluyor?” diye sormaya başladım. Hele Bilgi Üniversitesi’ndeki festivalde bira içilmesinin yasaklanması miğdemi bulandırdı.

 

Üstüne üstlük Diyanet İşleri Başkanı Prof.Mehmet Görmez’in, Ramazan sırasında içkili festival veya eğlencelerin organize edilmemesi gerektiğini söylemesi bazı çevrelerde hemen etkisini gösteriverdi. Diyanet İşleri Başkanı’nın bu tip uyarılar yapma hakkı var. Ayrıca konuşmasının önemli bir bölümü aşırıya kaçan ve gösterişe dönüşen iftar yemeklerini eleştiriyordu. Bu konuda dikkatli olunmasını öneriyordu. Ancak bir baktım, durumdan görev çıkaranlar, içki konusunu ön plana çıkarıp hemen harekete geçiverdiler.

 

Yayınlara şöyle bir göz atın, tüyleriniz diken diken olacaktır.

 

Tipik bir “Mahalle baskısı” ile karşı karşıyayız.

 

Korkuyorum.

 

Önümüzdeki bir ay süresince gerilim yaşanmasından kaygılanıyorum.

 

Ya oruç tutmayanlar itilip kakılırsa…

 

İçki içenler dayak yerse…

 

Eğlence salonları basılırsa…

 

Kimse de çıkıp “Kardeşim size ne? Ben istersem oruç tutar, istersem tutmam.” diyemeyecek. Korkup, pısacak ve “Bana ne, neden başımı derde sokayım” deyip baskıları görmezden gelecek.

 

Devletten ve iktidardan kimse sesini yükseltip “Kimsenin başkasının yaşamına karışma hakkı yoktur.” demeyecek veya demek istemeyecek.

 

Korku rüzgarları esecek.

 

Bu ülkede böyle bir ortam yaratmaya kimsenin hakkı olmamalı.

 

Bırakın, vatandaş ne yapacağını veya ne yapmayacağını kendi kararlaştırsın.

 

Bırakın, insanlarımızı zorlamayın.

CHP, ARTIK KENDİNE GELMELİ VE DİKİLMELİ…

          

Kılıçdaroğlu bu kurultay ile artık kendi ekibini kurdu. Partiye tam anlamıyla hakim oldu. Bundan böyle şikayet edecek, elinin kolunun bağlı olduğunu ileri sürecek bir durumu yok.

          

CHP’yi beğenir veya beğenmezsiniz, ancak bu partinin demokrasimizin işlemesi, hatta ayakta kalması açısından son derece önemli olduğunu reddedemezsiniz. İşte bu açıdan bakıldığında, Kılıçdaroğlu’nun kurduğu yeni CHP düzeni, Türkiye’nin en önemli sürecinde tarihi bir deneyden geçecek.

Önümüzdeki iki yıl beraberinde değişimi ve dönüşümü  getirecek:

          

Yeni bir Anayasa hazırlanıyor.

          

Kürt sorunu çözüm aşamasında.

          

2014’te cumhurbaşkanlığı seçimi var. Erdoğan köşke çıkacak, başbakanlık bir başka isme verilecek. 10 yıldır alışılmış düzen değişecek.

          

Ak Parti dönüşüm sürecine giriyor. Alışılmış kadrolarının yerine yeni isimler gelecek. Her ne kadar “Biz bir kurum olduk, isimler önemli değil”diyor olsalar da, AKP’de bir deprem yaşanacaktır.

          

İşte böylesine bir değişim içine giriyoruz. Değişimin nasıl gerçekleşeceği, sonucun bu ülkeyi nereye götüreceği hiç belli değil. Bundan dolayı yeni  bir CHP’ye ihtiyaç var.

          

Kurultaydan sonra artık eskiyi bir yana bırakmış, iç kavgalarını, çekişmeyi bırakmış bir CHP  gerekiyor.

          

Kılıçdaroğlu’ndan beklenen budur.

          

CHP’yi diriltmesi ve etkinliğini arttırması artık kaçınılmazlaşmaktadır. İktidara iddialı şekilde yürüyen ve Ak Parti ile yarışabilen bir CHP’ye sadece bizlerin değil, emin olun AKP’nin de ihtiyacı var. Tek parti konumundan kurtulduğu taktirde, demokrasimizin de daha sağlıklı işleyeceğinden kimsenin kuşkusu yok… Eğer Kılıçdaroğlu bunu başaramazsa, gelecek dönemlerin muhalefeti; Ak Parti’den de muhafazakar partilere kayacak, günün birinde bu ülke öyle kadrolar tarafından yönetilecek ki, Ak Parti’yi ve Erdoğan’ı mumla arayacağız…

                                 

TOWERS İÇİN İTFAİYE HAZIRLIKSIZ MIYDI ?

          

Özellikle İstanbul artık yüksek binaların kenti oldu. Polat Towers’daki son yangın hepimizin yüreğini ağzına getirdi. Allah’tan bina akıllı bir yapıydı da kolay atlattık.

 

Ancak olayı TV’lerden izlerken bir nokta dikkatimi çekti.

 

Baktım, itfaiye zamanında müdahale etti. Ancak böylesine dev bir binanın tepesine yetişmesi zaten imkansızdı. Neyse ki, helikopterler tam bir nokta vuruşu yaparak işi halledebildiler.

 

İster istemez hepimizin aklına aynı soru geldi:

 

Acaba “Towers döneminde” itfaiyenin yeniden düzenlenmesi gerekmiyor mu?

 

Diğer ülkelerdeki durumu inceleyemediğim için, bilemiyorum.

 

Tek amacım bu soruyu ortaya atmak.

 

Sonradan pişman olmamak için şimdiden gereken önlemlerin alınması gerektiğine dikkat çekmek.

X