Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Rakıname

<B>PERŞEMBE</B> günkü makalemi, <B>SEKA </B>olayı dahil yeni <B>‘iş hayatı’</B>na ilişkin sorunları bugün de irdeleyeceğimi söyleyerek bitirmiştim. Fakat ziyanı yok, bir başka sefere kalabilir.

Çünkü malûm, şu ‘rakı meselesi’ pek bir kızıştı.

Üstelik, cumartesi yazısını biraz ‘havaiyat’la doldurmak ne size, ne bana zarar verir.

Dolayısıyla, anasonlu içkiden kapıyı açağım.

* * *

AÇACAĞIM da, aslına bakarsanız, eğer konu on beş yıl önce gündeme gelmiş olsaydı, ben şişenin tıpasını bile açamazdım.

Çünkü, o tarihe kadar dudağımı hemen hiç ‘aslan sütü’ne değdirmemiştim.

Hayır hayır, tabii ki yıldızımın barışık olmadığı bir ‘yeşilaycı’ dürtüden ötürü değil!

İnsaf eyleyiniz, voktadan başka şey ağzına koymasa da pederim akşamcılar şahıydı; üstelik, haniyse bebek pusetinden itibaren Kalamış ‘Todori’sinin ve Moda ‘Koço’sunun masaları arasında boy attım, eh, böyle birisinden ‘alkol karşıtlığı’ beklemek haksızlık olur.

Yani sözün özü, benim rakıyı geç keşfetmemde herhangi bir ‘anticilik’ aramayın.

* * *

‘RÖTAR’ım (!) şuradan kaynaklandı ki, New York’taki teyzem babama, klasik viski değil de Amerikan burbonu olduğunu ancak neden sonra çıkarttığım bir şişe getirmişti.

Hınzır çocuk, ben de bunu aşıremento edip tadına baktığımda pek çok hoşuma gitti.

Ancak, daha ergenlikten itibaren ‘cinnet yılları’nın korkunç girdabına kapıldığımdan, o ‘emperyalist içki’den (!) hep uzak durmak zorunda kaldım. ‘Yoldaşlar’dan gizli tattım.

Neyse ki, binbir badire ertesinde kabusa nihayet nokta koyup ‘burjuva suçluluğu’ kompleksimi leş bir gömlek gibi attıktan sonra, belki ilk iş, ‘günah kadehi’me kavuştum.

Yok İskoçmuş, yok Amerikanmış, yok İrlandalıymış, pasaportundan bana ne yahu!

Hey barmen, imbikten süzülen sıvının milliyeti üzerine sefil siyasetler üreten bütün ideolojilerin gebermesi şerefine, bana az buzlu ve kallávi doldurulmuş bir tane daha ver!

* * *

İŞTE bu minvalde, üstelik, daha önce yasaklanmış her şeye duyulan insani bir aşırılık refleksiyle, viski aşağı, burbon yukarı, çok uzun müddet daima Anglosakson içkiyi içtim.

Aklıyla bin yaşasın, bana rakıyı keşfettiren şahıs ise sevgili Asaf Savaş Akad oldu.

Cümbür cemaat çıktığımız bir ‘Mavi Yolculuk’ta ben tekneye kendi stokumla vasıl olmuştum ki, ‘hoca’, ‘burada bunu içirtmem. Rakı taamını öğreneceksin’ ihtarını verdi.

Tekrar aklıyla bin yaşasın, daha Göçek Burnu’nu vira etmeden ben o taamı bir öğrendim, pir öğrendim ki, dönüşte stok viski şişelerim kaptanla miçoya hediye gitti.

O gün bugündür de, tabii yaş kemale ermekte olduğundan genel olarak bütün alkollere karşı artık ‘ihtiyatlı’ davranmak kaydıyla, ‘aslan sütü’nün yelesini okşayıp duruyorum.

Marika ve Hristo ‘İmros’da ‘orista pasam’ diye sıvıyı önüme bıraktıklarında, kadehin anason kokusu, bebekliğimin, çocukluğumun ve ergenliğimin ‘Koço’ ve ‘Todori’lerindeki midye taratoru ve çiroz dereotu kokularına karışıyor. Mutluluklara ulaşıyorum.

Ama, ‘milli içkiymiş’ veya değilmiş zerre kadar umurumda değil; kaldı ki kelime etimolojik olarak Arabi ‘arak’ı çağrıştırıyor, ben rakıyı sırf rakı olduğu için seviyorum.

* * *

GÜNAH addedenlere karışmak tabii ki ne haddime ve de inançlar önünde boynum kıldan ince ama, naçizane geri kalanlara söylüyorum, dozu aşmamak kaydıyla rakıyı sevelim!

Rusya’dan Çin’e böyle vakalar hep olur ve de bizde Türk polisi mutlaka yakalar, alçak sahtekárların ölümcül tuzağına düşmemek için şişeyi adamakıllı kontrol ettikten sonra, ilkin anason kokusunu derinden soluyup, ardından rakı taamın mutluluğuna varmayı sürdürelim.

Sıhhatinize, şerefinize ve afiyetler şekerler olsun!
X