"Mehmet Yaşin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Yaşin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Yaşin

Rakı, kebapla da balıkla da içilmez

Rakı’ya ‘milli içkimiz’ deriz de, çoğumuz onun nasıl, neyle, ne zaman, kimlerle içileceğini, birçok ritüeli olduğunu bilmeyiz. Bu yazıda rakı masasındaki yiyeceklerden dem vurmaya çalışacağım.

Konuya şu soruyu sorarak girebiliriz: Rakıya kebap eşlik eder mi? Yanıt:”Hayır.” Ya balığa ne dersiniz? Onun da yanıtı aynı. Rakı masasında ne kebap ne de balık yenir. Neden mi? Çünkü rakı aheste aheste içilir. Her yudumun tadı çıkartılır. Bu işlerin erbabı olan Aydın Boysan rakı içmeyi şöyle tanımlar: “Semaverin üstünde demlenen çay gibi, meyhanede ağır ağır, sindire sindire demlenilir.”
Adabıyla içenler, ilk dubleyi 45 dakikada, ikincisini bir saatte tüketirler. Kimi, bu sürede birkaç leblebi, birkaç ‘çatal ucu’ peynir, bir dilim lakerda yer. Ahmet Rasim, “Bir lüfer balığının yanağıyla yüz dirhem rakı içilir” diyerek, rakının yemek içkisi olmadığını, çatal ucuyla idare etmek gerektiğini çok güzel anlatmıştır. Bir kebapçıya gittiniz. Eğer önden gelenler sizi kesmediyse bir de Adana ısmarladınız. Kebap, yağları cızırdayarak önünüze geldi. Bir yudum rakı, bir çatal kebap... Sonra rakının en önemli eşlikçisi olan sohbete giriştiniz. Vakti geldi. İkinci yudum, ikinci çatal kebap... Üçüncü yudumdan sonra kebabın yağı donmaya başlar. Siz kadehin yarısına gelmeden, kebap soğur, yağı donar, lezzeti kaçar.
Kebabı sıcak yiyeyim, rakıyı da o hızda içeyim derseniz, hem hızlı sarhoş olursunuz, hem de rakıya hakaret edersiniz. Gelelim balığa... Şimdi vaktidir, bir lüfer ızgara söylediniz. Rakıyı yudum yudum içer, lüferi de aynı yavaşlıkta yerseniz, balık soğur, tadı tuzu kaçar, yenmeyecek hale gelir. Balığı sıcak yiyeyim, rakıyı da o hızda tüketeyim derseniz, yine aynı mesele: Geceyi sarhoş bitirirsiniz. Ayrıca rakının sert alkolü, balığın narin etinin lezzetini almanızı engeller, yani birbirleriyle uyuşmazlar.
Özetlersek, kebap ve balığın yenme hızıyla rakının içilme hızı birbirine uymaz. Rakı sadece çilingir sofrasında, küçük tabaklardaki mezelerle keyif verir. Farsçada, ‘tadılacak yiyecek’ anlamına gelen meze faslına girmeden önce, çilingir sofrası hakkında bir-iki kelime etmek gerek: Çilingir sofrası tabirinin, padişahın yemeklerini tadan çeşnici başından geldiği söylenir. Bu sofrada mezeler, küçük tabaklar içinde ortaya konur; Herkes bir parçasını
kendi tabağına alırmış.
Rakının vazgeçilmez mezesi beyaz peynirdir. Kimileri üstüne biraz kekik, kırmızı biber koydurur. Kavun da rakının değişmez mezeleri arasında. Lakerda, çiroz, tarama, Rum pilakisi, salatalık turşusu, üstüne limon sıkılmış turp dilimleri ve zeytinyağlı sarma da rakı masalarının olmazsa olmazlarıdır...
Salah Birsel’e göre dünyada meze olmayacak yiyecek yoktur. Nitekim bundan iki yıl önce Aşçılar Milli Takımı, Türkiye’nin farklı yörelerinden derlenmiş 1515 farklı mezeden oluşan ‘Binbir Meze Sofrası’ kurup dünya rekoru kırdılar.
Ama unutmamak lazım ki rakı masasının en önemli mezesi dost sohbetidir. Vefa Zat’ın bu konuda “Mezelerde çeşni arandığı gibi, sohbet konularında da tat aranır, çeşni aranır. Rakı aheste aheste yudumlanırken, dostluklara yelken açılır” diyor. Özetlersek, rakı yemek değil meze içkisidir.

Seyyar meyhaneler

Bir zamanlar İstanbul’da seyyar yani ‘ayaklı’ meyhaneler vardı. Tarihçi Reşat Ekrem Koçu, çoğunlukla Ermeni bu satıcıları şöyle anlatır: “Bellerine ucu musluklu ve içi rakı doldurulmuş uzun bir koyun barsağı sararlar, sırtlarında cüppeye benzer bir üstlük, iç ceplerinde bir kadeh, omuzlarına da alameti farika olarak bir peşkir atarlardı. Müşterileri yalın ayaklı, yarım pabuçlu kayıkçılar, hamallar ve uşaklardı... Kuşağının altından musluğu açar, kadehi doldurur, müşteriye içkiyi sunardı. Ayaklı meyhanelerin cömertcesi, cebinden iki üç leblebi çıkarır
ve müşteriye ikram ederdi...”

Çilingir sofrası tatları

Başlangıçtan finale doğru: Yanında tatlı kırmızı soğanla torik lakerdası, uskumru çirozu, balık pastırması, tuzlu sardalye, ançüez... Orta yağlı bir dilim beyaz peynir... Üstünde has zeytinyağı gezdirilmiş, taze dere otlu fava... Domatessoslu patlıcan tava, soğan garnili arnavut ciğeri, tarama, sıcak-soğuk humus... Beyaz
sakız leblebisi. Süzme yoğurt, Yedikule marulu... Tabii ki cacık... Altın renginde kalamar tava... Finalde nohutlu paça çorbası ya da şirdandan sarımsaklı, bol
sirkeli işkembe çorbası... Hesabı beklerken, yanında ahududu likörü ile Türk kahvesi.

X