Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Rakamları okuyamamak

MERKEZ Bankası faizleri tarihinde ilk defa tek haneli seviyeye indirdi diye bir söz ortalıkta dolaşmaya başladı.

Bu yanıltıcı bir ifadedir. Birincisi Merkez bankası 1930’da kurulmuştur. Faizlerin çift haneli olması enflasyonla ilgili bir hadisedir. 1960’lardan hatta daha çok 1970’lerden sonra ortaya çıkan bir görüntüdür. Ama bundan çok daha önemli bir olan, faizin nominal yani görünen büyüklüğünün değil, reel yani enflasyondan arındırılmış büyüklüğünün iktisadi analizde kullanılması gerektiğidir. Enflasyondan arındırma iki bileşenden oluşur. Birincisi, faiz gelirini yaratan anaparanın enflasyonla aşınan kısmıdır. İkincisi bizatihi faiz gelirinin (veya giderinin) eksilen satın alma gücüdür. İkisi toplanıp, nominal faizden düşülürse, geriye reel faiz kalır. Nominal faiz, alan için "reel gelir" değildir. Dolayısıyla, ödeyen için de "reel gider" değildir. Bu husus, alan veya veren Maliye Bakanlığı veya Hazine veya Merkez Bankası da olsa böyledir. Nominal faiz, sadece muhasebe defterlerine nakit akışlarını göstermesi için yazılan bir rakamdır. Reel faiz konusunu bu köşede belki kırk defa işledim. Zihinlerde hiçbir iz bırakamadım. Piyasa erbabı nominal faizden başka hiçbir faizi tanımamakta ısrarlı. Canları sağ olsun. Ben de bu köşeden, sonuç alamayacağımı bildiğim halde reel faiz kavramını zihinlere kazımaya devam edeceğim. Para, enflasyonla uzayıp kısalan lastik bir metre gibidir. Kural olarak, ölçü aleti veya birimi veya ölçme yöntemi, yapısından kaynaklanan bozukluklarından temizlenmeden yani kalibre edilmeden kullanılmamalıdır. Nominal parayla iktisadi büyüklük veya değişim hesabı yapılamaz. Para, ister TL ister döviz olsun, insana sıkça yanlış yaptıran belalı bir ölçü birimidir. Türkiye’de en düşük eksi ve en yüksek artı reel faizler "Devalüasyon İttirmeli Enflasyon Krizleri" sonrası dönemlerde ortaya çıkmıştır. Bunu 1980, 1994 ve 2001 yıllarında yaşadık.

* * *

İkinci olarak üzerinde durmak istediğim konu "dolarla milli gelir hesabı"dır. Bu iş de tam bir aldatmaca halinde sürüp gitmektedir. Kaba olarak Türkiye’nin toplam milli geliri 2008 yılında 750 milyar, kişi başına da 10400 dolardır. Büyümenin eksi olduğu 2001’in düzeltme yılı 2002 baz alınırsa, 20022008 arasında geçen 6 yılda milli gelir sabit fiyatlarla %41 artmıştır. Öyleyse "2008 Dolarıyla" milli gelirimiz 2002 yılında 532 milyar dolardı. Nüfus artışı düşüldükten sonra 2002 yılında kişi başına düşen de 7930 dolardı. Başbakan, benim gibi 6 değil, 7 yıl hesabı yapıyor. Bunu da kabul edelim. 2001 yılında 250 milyar dolar olan milli gelir, 7 yıl sonra 2008’de 750 milyar dolara çıktı diyor. Bu sayılar yanlıştır. Çünkü sabit fiyatlarla ekonomi 6 yılda % 41, 7 yılda ise % 50 büyümüştür. Bu da 7 yıl önce, yani 2001’de milli gelirin 250 değil, 500 milyar olduğunu gösterir.

Son Söz: Dolarla hesap, sabit fiyatla hesap değildir.
X