Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Rahatlatan iltifatlar ve SSK’lılar!

<B>BAY Bush, </B>Brüksel’de ayaküstü sohbet ettiği <B>Tayyip</B> Bey’e muhteşem sözler söylemiş. Bazılarına göre gırgır geçmiş ama ben böyle olduğuna inanmıyorum!

Kaldı ki, gırgır geçse kaç yazar. Koskoca Bush keşke hepimize bu sözleri söylese, iltifatlar yağdırsa! Ayaküstü sohbet öncesinde danışmanları kendisine fısıldamış olmalı:

‘Bay Başkan, Tayyip Bey’in oğlu bizim ülkede çalışıyor.’

Sonra Bay Bush bizim tercümana, o da babasına soruyor:

‘Nerede çalışıyor?’

‘Dünya Bankası’nda.’

‘Haaa, bu nedenle Amerika’da faizler düştü.’

Sonra hiç tanımadığı halde, sanki tanıyormuş gibi yapıp yine bir çuval inciri berbat ediyor:

‘Erdoğan’ın oğlu son derece aklı başında ve yakışıklı bir çocuk.’

Burada söze Blair girip geyik muhabbetine katkıda bulunuyor:

‘Yani babası gibi.’

Bay Bush yanıt veriyor:

‘Evet, babası gibi.’

Brüksel’de yapılan NATO ve AB doruk toplantısından Türkiye Cumhuriyeti’ne kalan işte bu kadar!

Baba-oğul hem aklı başında, hem de yakışıklı! Aman nazar değmesin.

Ne muhabbet ama! Bizim için en büyük onur! Türkiye Cumhuriyeti’nin muhteşem kazancı!

Bush ve Blair’in mübarek ağızlarından, arkamızın sağlam olduğunun somut göstergesi!

(Burada bir parantez açıyorum. Turgut Özal’ın oğlu Ahmet Özal da, babasının başbakanlığı döneminde ABD’deki Dünya Bankası’nda çalışırdı. ABD yönetimindeki Dünya Bankası acaba hep bizim başbakanların torpilli oğullarını mı işe alıyor? Yani merak ettim de!)

***

Şimdi böylesine ‘pembe ve müjdeli’ haberlerden sonra insanın eli SSK hastanelerinde günlerden beri yaşanmakta olan rezilliği, kepazeliği, utanmazlığı yazmaya varır mı!

Bir düşünün, Brüksel’den bu güzel sözleri, bu inanılmaz iltifatları duymuşsunuz. Mutlusunuz ve yüreğiniz kıpır kıpır olmuş! Kendi kendinize ‘Helal olsun aklı başında, yakışıklı Tayyip Bey ve onun oğlu’ demeye başlamışsınız.

Sonra yeniden Türkiye gündemine dönüyorsunuz...

Ve karşınızda, devredilen SSK hastaneleri.

On binlerce zavallı, gariban, fakir fukara sigortalı ve emekli, hastane kuyruklarında çile çekmeyi sürdürüyor. Korkunç bir izdiham. O kadar ki, insanlar birbirini bıçaklıyor. Kimin ne yaptığı bilinmiyor.

O insanlar o kuyruklarda keyif için bekleşmiyor. Onların tümü hasta. Kalp, kanser, bronşit, aklınıza ne gelirse.

Onlar ilaç da alamıyor. Sistem tümüyle, her yönüyle çökmüş.

Recep Akdağ
isimli Sağlık Bakanı ‘Bir ay sonra düzelir’ diyor! Kendisi bir saat olsun şu kuyruklardan birine girer mi? Girmez! Hastalara ‘Ölme eşeğim ölme’ mesajı veriliyor.

Dün bizim gazetede haberini okumuşsunuzdur. Beyefendi aynen şöyle diyor:

‘Daha önce de ilaç kuyruğunda ölenler vardı.’

***

Elimde olanak olsa, o hastanelerde günlerdir çile çeken on binlerce gariban hastaya ve yakınlarına bir anket uygulardım. Belki onlara sadece bir tek soru sorardım:

‘3 Kasım 2002 seçimlerinde oyunuzu hangi partiye verdiniz?’

Kesinlikle inanıyorum, yanıtların büyük çoğunluğu ‘AKP’ye verdim’ olurdu.

Evet, onların pek çoğu bu partiye oy verdi. Bir şeylerin değişeceğini, iyiye gideceğini umuyorlardı. Şimdi gerçekleri gördüler.

SSK’lı ve SSK emeklisi yüz binlerce genç, yaşlı, hamile, gariban, düşük gelirli, fakir fukara hastaya bu çileyi çektirmeye kimsenin hakkı yoktur. Bunun adı utanmazlıktır, terbiyesizliktir, rezalettir.

Sen hastaneleri devredeceksen önce altyapıyı iyi kurarsın, ondan sonra devir işlemini başlatırsın.

Bay Başbakan aylardan beri ya tırıvırı yurtdışı gezilerde, ya Ankara dışında. Hafta sonlarının büyük bölümünü İstanbul’daki evinde geçiriyor. Ankara’ya sanki resmi ziyaret için haftada birkaç gün uğruyor. Beyefendi yorgun, bıkkın. Sadece nutuk veriyor. Daha doğrusu, danışmanları tarafından yazılan metinleri kürsülerden okuyor. İpin ucu elinden kaçmış durumda.

Hasta insanın sağlığı ile oynanmaz. Hasta çok daha duyarlıdır. Ona SSK rezaletinde çile çektirmeye hiç kimsenin hakkı yoktur.

Aksi takdirde o zavallı insanların ah’ları her yerden, ama özellikle seçim sandıklarından arşa yükselir.
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI