Spor Haberleri

« Hürriyet.com.tr
MENÜ

Radyolarda ne var ne yok...

Hürriyet Haber
SON GÜNCELLEME
Lale Barçın İMERNe olursa olsun benim için hala en büyülü iletişim aracı radyo... Televizyondan daha ‘‘düzeyli’’, daha ‘‘gizemli’’. Bu nedenledir ki size bir ‘‘radyo menüsü’’ hazırlayayım istedim... Elbette ki renkler ve zevkler tartışılır ama bana sorarsanız önerilerim şöyle:Sabah aç karnına bile olsa Power FM'de Mehmet Ali... Mehmet Ali, Capital Radyo'dan Power'a geçtiğinde biraz heyecanlıydı ama şimdilerde eski neşesine ve özgüvenine kavuşmuş. Bu da beni sevindiriyor doğrusu. Yakaladığınız zaman sabahları 10.00'a kadar Mehmet Ali dedikten sonra geliyorum o bıcır bıcır konuşan, ama konuştuğunu zihinlere yerleştirebilen sevimli ‘‘kahve dostum’’a, ‘‘Coffee Time ve Rana Pirinçoğlu’’na... Ne yapalım yani o da Power FM'deyse, Rana severek dinlediğim bir programcı. Günü doludizgin yaşamaya teşvik eden sempatik hatırlatmaları, yorumları, söylemleri insana çok şey katıyor... Saatim öğleni gösterdiğinde, beni heyecanlandıracak bir program bulamıyorum. Herhalde günün en tembel saati olduğundan. Öğleden sonra biraz yerli radyolarda takılmak isterseniz sadece Radyo D'yi öneririm. Yabancı kulvarda ise Hür FM'i. Bizim gruptan olduklarından söylemiyorum, vallahi de billahi de en iyi müziği bu iki radyo çalıyor. Akşamüstleri radyolarda öyle bir rekabet var ki sormayın. Çünkü radyoların ‘‘Prime Time’’ı insanların eve dönerken arabada geçirdikleri zaman dilimi. Ben bu saatlerde en çok Number One'daki Ayça'yı tercih ediyorum... Eskiden Beyaz'cıydım ama bir süredir onun radyo heyacanını yitirdiği hissine kapıldım. Hafta sonunda özellikle Pazar akşamları yine Power FM'de ‘‘Fuji Sunday’’e ayarlıyorum butonu. Farklı kıtalardan farklı müzikler dinlemek pek hoşuma gidiyor. Zaman zaman takıldığım Açık Radyo'da, Kiss FM'de de ilginç programlar var kuşkusuz, ama son zamanlarda ben yukarıda saydıklarım etkiliyor. İşlerini çok iyi yaptıklarından ve gün geçtikçe profesyonelleştiklerinden... Bizde ‘fan’ kavramı yok Spice Girls konseri için Avrupa'dan gelen gazeteciler çok şaşırdılar. Salonda izdiham yoktu, Abdi İpekçi'ye gelen yollar kapanmadı, ‘‘Spice Girls’’ için çığlık atanlar ise hiç yoktu. BBC 1'de çalışan Briggy Smale, yaptığı sokak röportajlarında insanların hiç etkilenmediklerini saptayınca çok şaşırmıştı. Spice Girls örneği Türkiye için biraz abartılıydı belki, ama şöyle bir düşündüm de, Türkiye'de yerli ve yabancı starların konserleri için öyle büyük izdiham filan yaşandığı yok. Belki Müslüm Gürses'in Gülhane konserlerinde emniyet güçleri jiletçi topluluğa karşı biraz panikliyor hepsi hepsi bu. O da ne oluyorsa parka sınırlı olarak kalaraktan. Düşünün bir kere kim için bizde yollar kapandı bugüne dek? Hangi starın kaldığı otelin önünde yüzlerce kişi sabahladı? Michael Jackson Türkiye'ye geldiğinde bile otelin önünde bekleşen az sayıdaki hayranın çoğu çoğu kendisini turne boyunca izleyen Avrupalı hayranlar değil miydi? Tarkan'ın kaldığı otelin önünde taş çatlasın üç-beş kişiye rastlarsınız ki onlar da imza meraklısıdır. Yani bizde gerçek anlamda ‘‘fanatik fan’’ ya da ‘‘hayran’’ kavramından söz etmek mümkün değildir. İşte bu durum da yabancıları pek şaşırtmaktadır. Bir Madonna Paris'te kaldığında yollar kapanıyor, otelin etrafında güvenlik çemberi kuruluyor, ama İstanbul'a geldiğinde otelin etrafında sadece gazeteciler kamp kuruyor. Durum böyleyken Avrupa'yı kasıp kavuran Spice Girls'ün İstanbul'da heyecan yaratmasını beklemek de mümkün değildi ve nitekim öyle oldu. Grubun konserine gelince... Aylardır medyanın (en çok da benim) desteklediği organizsyon gerçekleşti sonunda. Kazasız belasız geçmesi Pepsi adına sevindiriciydi ama olaya büyük bir müzikal etkinlik gözüyle bakmak ve o beklentiyle konsere gitmek yanlıştı bence. Çevremdekiler adına konuşuyorum, hiçbirimiz öylesi duygularla girmedik zaten konser salonuna. Umduğumuz büyük bir şovdu o kadar. Ve onu da bulduk. Sahne ilginçti, kızlar için çok para harcanmıştı doğrusu. Fazla söze gerek yok, İstanbul konseri Spice Girls'ün önümüzdeki yıl çıkacağı dünya turnesi için çok iyi bir prova oldu. Kızlar, günahıyla sevabıyla İstanbul'da kendilerini denemiş oldular. Kimbilir, canlı konser vermenin hiç de onlara göre bir şey olmadığını da anlamıştırlar belki de...
Bunları da Beğenebilirsiniz