Quito’da kendimi İspanyol kâşifler gibi hissettim

Hürriyet Haber
10.10.2011 - 07:40 | Son Güncelleme: 10.10.2011 - 09:41

Yalova’da yaşayan Sinan Arslantürk (52), tekstil mühendisliğinden emekli. En büyük hobisi seyahat. 35 yıldır hemen her ay seyahate çıkıyor. Geçen yıl ekimde Ekvador’un Quito kentinde beş gün kaldı. Dört mevsim baharı yaşayan şehri anlatırken “Güney Amerika’nın en iyi korunmuş tarihi kenti, sanki zaman durmuş; kıtada görülebilecek en güzel yerlerden biri. Üstelik ekvator hattının tam üstünde” diyor.

                   

Sinan Arslantürk, bugüne kadar Amerika’dan Uzakdoğu’ya 70 ülke gezdi. Güney Amerika’da gördüğü kentlerin arasında Quito’yu farklı bir yere koyuyor: “Ekvator çizgisi şehri ikiye bölüyor. Quito, deniz seviyesinden 2 bin 800 metre yükseklikte, ancak şehrin Teleferico olarak adlandırılan tepesinin yüksekliği 4 bin metreyi buluyor. Dünyanın La Paz’dan (Bolivya) sonra en yükseğe kurulmuş başkenti. Etrafı dağlarla çevrili” diyor.

 

         KISA HABERLER

Giresun’da şimdi fındık kurutma zamanıdır
Karadeniz sahili boyunca sıralanmış küçük şehirler üçlüsünün en doğusunda, Ordu ve Trabzon arasında yer alır Giresun. Şehirlerarası yol, sahil şeridini gölgelemeden geçer buradan ve antik çağların Kerasos’u, diğer iki şehrin aksine sırtını dayadığı tepelerin keyfini sürer. Bu huzurlu şehir fındığın başkentidir. Ağustosta başlayan hasat eylül ortasında biter. Fakat bu yıl hasat geç başladı, geçen hafta bitti. Şimdi her yerde fındıklar kurutuluyor. Rekolte düşük, fiyatlar yüksek, çiftçi durumdan memnun.

Bir zamanlar altındı
Haliç, “iç deniz” demek ama ona hep altınlı yakıştırmalar yapılmış. Aslında, güneş batarken Galata sırtlarından bakarsanız, boşuna altın tanımlaması yapılmadığını anlarsınız. Çünkü o saatlerde Haliç’in suları altın gibi parıldar, insanın gözünü kamaştırır. Haliç’in bugününü anlatmak, pek keyifli olmasa gerek. Çünkü renkli cümleler kurduracak görüntüleri, heyecanlı satırlara konu olacak yaşamları, sayfalar dolusu kitaplar yazdıracak öyküleri bulmak artık olanaksız.

Quito’nun gezip görülecek, keşfedilecek yerlerini, yapılacak etkinlikleri şöyle anlatıyor:

“UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girmiş ilk şehirlerden biri. En turistik semti tarihi Centro Historico. 16’ncı yüzyılda İspanyol sömürgeciler önce buraya yerleşmiş. Tüm yapılar İspanyol sömürge mimarisinde. Güney Amerika’da tarihi niteliği en iyi koruyan şehir unvanını taşıyor. Plaza del Indepedencia (Bağımsızlık Meydanı) etrafında Başkanlık Sarayı (Palacio de Carondelet) gibi birçoktarihi bina var. Saray ziyarete açık. 1567’de inşa edilen Metropolitan, kıtanın en eski katedrali. Voto Nacional Basilica meydana birkaç dakika mesafede, Güney Amerika’nın en büyük kiliselerinden. Şehrin birçok bölgesinden bu yapıyı görebiliyorsunuz. Quito’nun tarihi merkezi geçmiş yıllarda önemli bir restorasyon geçirmiş. Meydanda ve dar sokakların arasında, gündüz olduğu kadar, ışıklandırılmış haliyle gece de yürümek çok keyifli. Kendinizi Güney Amerika’yı keşfe gelmiş eski zaman kaşifi gibi hissediyorsunuz. Sokak aralarına ve meydanın etrafına restoranlar, küçük oteller yapılmış.

 

BİR AYAĞINIZ KUZEY DİĞERİ GÜNEY YARIMKÜREDE

 

Peki Arslantürk’ün Quito’da en beğendiği özellik neydi: “Ekvator hattına kurulan tek başkent. Hat merkezden geçmiyor. Tarihi merkeze, yaklaşık 15 dakikalık yürüyüş mesafesinde. Mittad del Mundo (Dünyanın Ortası) adlı semtte, büyük bir anıt bulunuyor. Anıt tam ekvator çizgisine kurulmuş. Bir ayağınız kuzey, diğer ayağınız güney yarımkürede fotoğraf çektirebiliyorsunuz. Birkaç kafe ve restoran da kurulmuş. Küçük bir kilise yapılmış. Burada gelin ve damat iki ayrı yarımkürede durarak evlenebiliyor.”

 

“Turistler için ilginç diğer bir nokta Otavalo Pazarı” diyor Arslantürk: “Her gün açık olmakla birlikte, cumartesi pazarı daha yoğun. Pazarda otantik giysileriyle yerli kadınlar tekstilden hatıra eşyasına birçok şey satıyor. Rengarenk bir pazar.”

 

Kenti panoramik görmek için Teleferiqo adlı bölgeye gitmiş: “Buraya kısa bir teleferik yolculuğuyla ulaşılıyor. 4 bin metre yükseklikte. Şehri seyredebilir, restoranında yerel yemekleri tadabilirsiniz. Eğlence parkı, hatıralık eşya satan dükkanlar var. Ancak, bir anda bu kadar yükseğe çıkmak, solunum sorunu yaratabiliyor. Kente geldikten birkaç gün sonra buraya çıkılması tavsiye ediliyor.” Şehrin gece hayatının Mariscal’de olduğunu söylüyor Arslantürk. Birçok bar, restoran, gece kulübünün yanı sıra otel ve kumarhaneler var burada. Meydanı trafiğe kapalı.

 

Peki yemekler nasıldı?

 

“Ben değişik tatları severim. Yemeklerde patates ve mısır çok kullanılıyor. Patates zaten Güney Amerika yerlilerince bulunmuş. 100 çeşit patates olduğu söyleniyor. Mısır, avokado ve patatesli çoban çorbasını çok beğendim. Ana yemekler kırmızı et ve tavuk ağırlıklı, yanında patates sunuluyor. Baharatı seviyorlar. Keçi etinden seco de chivo adlı yahni çok popüler. Ekvador egzotik meyve cenneti. Portakalla domates arası naranjilla’nın yanı sıra guanabana, papaya, avacado çok tüketilen meyvelerden. Muzu da unutmamak lazım. Türkiye’de yediklerimizin bir kısmı buradan geliyor.”

 

Konaklama seçeneklerinin ise çok olduğunu söylüyor: “5 yıldızlı otellere kadar pekçok seçenek var. Fiyatlar dünya standartlarına göre makul. Örneğin 4 yıldızlı bir otel 70-80 dolar. Çoğu tarihi Mariscal bölgesinde. Ben bu bölgedeki Swissotel’de kaldım”.

 

ESRA ERDOĞAN'IN YAZISININ TAMAMINI BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ

 

  

Etiketler:

    Sayfa Başı