Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Put kırıcı bir aydın

Bugünlerde ne zaman cunta-darbe tartışmaları olsa Doğan Avcıoğlu’nun adı geçiyor.

Doğan Avcıoğlu’nun adının sadece cuntalarla anılması onu anlamaya ne derece yardım eder? Evet “silahlı entelektüeller” dediği Kemalist subaylar ile devrim yapmayı planladı. Ama diğer yanda Türkiye’de birçok tabunun yıkılmasını, yasakların kalkmasını da sağladı. Bunlardan biri de Kürt meselesiydi...

 

“AÇILIM” sözü bugünlerin modası.

“Demokratik açılım” konusunda Demokrat Parti’nin 1950-1960 dönemi örnek gösteriliyor.

O yıllarda “solcu” demek komünist demekti. Ve bu “suçun” cezası işkenceydi, işsiz bırakılmaktı; sürgündü; hapisti...

Bu ağır 10 yıllık dönemin ardından “sosyalizm” sözcüğünü ilk kez Doğan Avcıoğlu yazdı.

Çıkardığı Yön Dergisi’nin ilk sayısında sosyalizm talebini dile getirdi.

Sadece bu mu?

İlk büyük “demokratik açılımın” yapıldığı DP döneminde Nâzım Hikmet yasaklıydı. Şiirleri elle yazılarak çoğaltılır; evlerde gizli gizli okunur; sandıklarda saklanırdı.

Bu korku bulutlarını dağıtan kişi ise Doğan Avcıoğlu oldu; Yön Dergisi’nde Nâzım Hikmet’in şiirlerini yayınladı.

Ve bakınız...

Bugün yandaş medya her türlü yalana başvursa da Kürt sorununu da ilk dile getiren Doğan Avcıoğlu’ydu.

TİP de dahil olmak üzere dönemin bütün siyasi unsurları sorunu “Doğu meselesi” olarak tarif ederken, Yön Dergisi Başyazarı Doğan Avcıoğlu konuyu “resmi ideoloji” dışında tartışmaya açtı ve etnik mahiyetine vurgu yaparak “Kürt sorunu” sözünü kullanan ilk yazar oldu.

Bir, iki, üç kez değil altmış bir kez Kürt meselesi hakkında makale kaleme aldı.

İkisini paylaşmak istiyorum....

Kürt tabusu

Doğan Avcıoğlu’nun bu makalesinin Yön Dergisi’nde yayınlandığı tarih: 16 Aralık 1966.

“27 Mayıs 1960’tan beri birçok tabu yıkıldı. Dünün tabuları olan dış politika ve milli savunma konuları artık hayli serbestçe tartışılabilmektedir.

Ama bir tabuya, sosyalistler de dahil kimsenin el atmaya cesareti yoktur. Bu tabu, Kürt meselesidir.

Kürt meselesi hem yok hem var saydığımız bir konudur. Resmen böyle bir mesele mevcut değildir. Kürt yoktur ki, Kürt meselesi olsun!

Ama buna rağmen Bakanlar Kurulu toplantılarında sık sık ele alınan bir Kürt meselesi vardır. Zaman zaman Doğulu bir sürü aydın tevkif edilmekte, Kürtçülükten yargılanmaktadır. Gizli servislerin faaliyetlerinin büyük bir kısmını bu konuya ayırdıkları herkesçe bilinen bir gerçektir.

Resmi tez ne olursa olsun, bütün bunlar göstermektedir ki bir Kürt meselesi vardır ve uzun yıllardır uygulanan politika meseleye bir çözüm yolu bulmakta başarısız kalmıştır.

Hayli sert metotlarla uygulanan bu politika, mutlak bir entegrasyonu amaç edinmişti. Bir etnik grubun, dili ve kültürü unutturularak, hâkim etnik grupla tam kaynaştırılması söz konusu idi. Ne var ki 40 yıldır uygulanan bu entegrasyon politikasının başarılı olduğunu herhalde kimse iddia edemeyecektir. (...) Doğu meselesine nasıl bir çözüm yolu uygun düşecektir. Sosyalistler de dahil, mesele üzerinde ciddiyetle duran düşünürlerimizin bulunduğu söylenemez. Bu konudaki tabu o kadar güçlüdür ki, düşünceleri bile kurutmuştur. (...)

Şüphesiz, derebeyliğin tasfiyesi Doğu meselesinin çözülmesinin önşartlarından biridir. Türkiye çapında köklü bir toprak reformunu gerçekleştirmekte çok geç kaldığımız muhakkaktır. Yalnız, etnik yönü de olan bir meselenin sadece ekonomik ve sınıfsal açıdan alınacak tedbirlerle çözülmesi mümkün müdür? Yeryüzündeki çeşitli denemeler, meselenin etnik yönünü de hesaba katmadan çözüm yollarının başarılı olmadığını göstermektedir. Ne var ki en cesur ve ileri fikirli kişiler dahi, bu noktaya gelince zınk diye durmakta ve daha geniş bir planda düşünmeyi reddetmektedirler.

Bir noktada en ufak tereddüde yer yoktur. Tek bir milletiz ve tek karış toprağımızı asla feda etmeyiz. Türkiye toprakları üzerinde ayırıcı ve bölücü emeller besleyen gafiller varsa, bir an önce akıllarını başlarına devşirsinler; bir karış toprak için en başta sosyalistlerin dövüşeceklerini bilmelidirler. (...)

Sosyalistler olarak, sanıyoruz ki, bu önemli mesele üzerinde düşünme zamanı gelmiştir.”

Çözüm yolu

Doğan Avcıoğlu 21 Nisan 1970 tarihli Devrim Dergisi’nde Kürt sorununun çözümü konusunda şöyle yazdı:

“(...) Türkiye’de bir Kürt devleti kurma peşinde koşan kişilerin var olup olmadığını bilmiyoruz. Yalnız eğer böyle hayaller besleyenler varsa bugüne kadar uyguladığımız politikanın temelinden yanlış olduğuna inanan bir Türk aydını olarak, bu kişilere akıllarını başlarına toplamaları gerektiğini hatırlatırız.

Hangi açıdan bakarsanız bakınız, bir Kürt devleti kurmak hayaldir ve halkların çıkarlarına aykırıdır. Böyle bir hayal, milletler arası planda tehlikeli çatışmalar yaratmaktan ve gereksiz ıstıraplara yol açmaktan başka bir sonuç verecek değildir. (...)

Kanımızca, gerçekçi bir politika, feodalizmi tam tasfiye eden köklü bir toprak reformu, Doğu’nun Batı ile bütünleşmesini amaç edinen bir bölgesel kalkınma programı ve bölgenin etnik özelliklerini göz önünde tutan geniş kapsamlı bir plan çerçevesinde yürürlüğe konabilir.

Feodal ve yarı feodal unsurlara yaslanan bugünkü iktidarın böyle bir politikaya yönelmesi elbette olanaksızdır. Gerçekçi bir politika devrimci güçlerin iktidara gelmesiyle ancak yürürlüğe konabilir.

Emperyalizmin yararlanabileceği tehlikeli hayaller peşinde koşmak yerine, Türkiye devrimcileri, el ele devrimci bir iktidarı gerçekleştirmeye çalışmalıdırlar.”

Avcıoğlu ve arkadaşları prekapitalist diye niteledikleri Türkiye için azgelişmiş ülkelere özgü bir devrim anlayışı geliştirmeye çalıştılar. Ancak devrimci iktidarı gerçekleştiremediler. 12 Mart 1971 askeri darbesiyle cezaevine kondular.

Aradan 40 yıl geçti.

Bugün “Kürt açılımı” konuşuluyor, tartışılıyor.

Devrimci Avcıoğlu’nun şematik düşüncelerin dar kalıplarına sokularak salt cuntacı olarak değerlendirilmesi aslında, Türkiye fikir hayatının ne kadar çölleştiğini göstermiyor mu?

 

KALEM ARKADAŞLARI KİMLERDİ

 

1926’da Bursa Mustafakemalpaşa İlçesi’nde doğdu. Nüfus kütüğündeki adı Mehmet Erdoğan’dı. Babası Ahmet Celalettin ve annesi Pakize Avcıoğlu öğretmendi. Suna ve Hamdi adında iki kardeşi vardı.

Bursa Erkek Lisesi’ni ve İstanbul Hukuk Fakültesi’ni bitirdi.

Paris Siyasal Bilimler Okulu’nda master yaparken merkez sağın önemli aydınlarından Aydın Yalçın’ın Forum Dergisi’ne makaleler yazıp gönderdi.

Paris’ten sonra bir yıl da Londra’da kaldı. Yaşamı boyunca karşı olduğu liberal ekonomi ve liberal demokrasi üzerinde çalışmalar yaptı.

1955’te Türkiye’ye döndü; Tank Teğmeni olarak askerliğini yaptı. Türkiye Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü’nde asistan oldu. “Devlet Personelinde Ücret Rejimi” adlı araştırması kitap olarak çıktı.

1956’dan itibaren, Paris’te okul arkadaşlığı yaptığı Metin Toker’in haftalık Akis ve Kim dergilerinde, Ulus Gazetesi’nde makaleler yazdı.

1957’de CHP Araştırma Bürosu’nda Fethi Okyar’ın oğlu Osman Okyar, Turhan Feyzioğlu, Bülent Ecevit, Coşkun Kırca ile birlikte çalıştı.

27 Mayıs 1960 müdahalesinden sonra CHP kontenjanından Kurucu Meclis’in Temsilciler Meclisi’ne üye seçilen Avcıoğlu, 1961 Anayasası’nın hazırlanmasına da katkıda bulundu.

1961’de Mümtaz Soysal ve Cemal Reşit Eyüpoğlu’yla birlikte kurduğu, haftalık YÖN Dergisi’yle siyasal düşünce ortamında etkin bir rol oynadı.

20 Aralık 1961 günü, ilk sayı için hazırlanan ve 1042 kişinin imzaladığı Yön Bildirgesi’nde, “Atatürk devrimleri ile amaç edinilen çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak, milli üretimi yükseltmekte gösterilecek başarıya bağlıdır” denildi.

Yön Dergisi bir tür “Kemalist sosyalizm” anlayışını savundu. Kemalist Devrim’in kazanımlarını savunan ve bunu bir ileriye, sosyalizme taşımayı savunan görüşleri o dönemde geniş taraftar topladı.

Avcıoğlu, Yön’deki yazılarıyla özellikle ırkçılığa ve Turancılığa karşı da mücadele verdi.

Doğan Avcıoğlu 1962’de kurulan Sosyalist Kültür Derneği’nin önde gelen isimlerinden biriydi. Derneğin yayın ve konferans işlerinden sorumluydu.

Kapitalizme ve emperyalizme karşı ekonomik bağımsızlığı savunan Avcıoğlu, Türkiye’nin neden gericileştiğini şöyle açıklıyordu:

“Atatürk devrimleri hızını kaybettiğinden beri, Türkiye’yi, başta bulunanlar kim olursa olsun, toplumun en muhafazakâr kuvvetleri idare etmektedir. İsmine ister kasaba eşrafı deyin, ister toprak ve sermaye ağası deyin, mutlu azınlık deyin, bu kuvvet siyasi hayatımıza hâkim. Çok partili hayat bir dereceye kadar halka sesini duyurma imkânı getirdiği için ilerici bir adım olmakla beraber, esas itibariyle muhafazakâr kuvvetlerin durumunu sağlamlaştırmıştır. Bütün siyasi partiler onların nüfuzları altında. Parlamentoda onların türküleri çağrılıyor.”

222 sayı çıkan Yön’ün yazarları arasında kimler yoktu ki: İlhan Selçuk, İlhami Soysal, Niyazi Berkes, Şevket Süreyya Aydemir, Sadun Aren, Attilâ İlhan, Çetin Altan, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Aziz Nesin, Fakir Baykurt, Muammer Aksoy, Yaşar Kemal, Turan Güneş, Taner Timur, Fazıl Hüsnü Dağlarca...

“Yön arayıştı; şimdi yönün ne olduğu bellidir; devrim” diyen Avcıoğlu 21 Ekim 1969’da haftalık Devrim Dergisi’ni çıkardı.

“Devrim”in Kemalist aydınların yol göstericiliğinde ve Kemalist “genç subay”ların öncülüğünde geniş bir cephe tarafından Milli Demokratik Devrim olarak gerçekleştirilebileceğini öne sürdü.

12 Mart 1971 darbesinden sonra “orduyu başkaldırmaya teşvik” iddiasıyla tutuklandı. Ankara Mamak Askeri Cezaevi’nde yattı. Beraat ettikten sonra 1973’te siyasal yaşamdan çekildi.

Hayatının sonuna kadar kitaplar yazdı.

İkisi de mühendis olan Ahmet (43) ve Murat (42)adlarında iki oğlu var.

Avcıoğlu’nun başlıca yapıtları: Türkiye’nin Düzeni (1968); 31 Mart’ta Yabancı Parmağı (1969); Devrim Üzerine (1971); Milli Kurtuluş Tarihi (3 cilt, 1974-1975); Türklerin Tarihi (beş kitap, 1978-1982).

4 Kasım 1983’te kanser tedavisi gördüğü İstanbul’da vefat etti. Büyükada’daki cenazesinde Mümtaz Soysal, Uğur Mumcu, İlhan Selçuk, emekli Korgeneral Cemal Madanoğlu, emekli Orgeneral Muhsin Batur, Altan Öymen, İlhami Soysal gibi yol arkadaşları vardı...

 

Müslüman Anadolu burjuvazisinin amacı neydi

 

- SOSYALİZMİ, halkçılık, devletçilik, devrimcilik, laiklik, cumhuriyetçilik ve milliyetçilik ilkelerine dayanan Atatürkçülüğün en tabii sonucu ve devamı sayıyoruz. Sosyalizmin, Atatürk devrimlerini geliştirme ve ileri götürme yolu olduğuna inanıyoruz. (22.8.1962, Yön)

- Atatürk’ün bazı sözlerini alıp onu sosyalist ilan edebilirsiniz. Başka sözlerine bakıp onun liberal olduğunu söyleyebilirsiniz. Büyük Kurtarıcı çeşitli şartlarda çeşitli sözler etmiştir. Bu sebeple onu anlamak için kelama dayanan bir cins medrese edebiyatını bırakıp, Atatürkçülüğü, tarihi gelişmesi içinde yakalamaya çalışmak gereklidir (3.11.1964, Yön)

- Bu gardırop ilericilerine hatırlatalım ki, uçlar hiçbir zaman birleşmezler ama vatan satıcılarına karşı, çok farklı inançlara ve felsefi görüşlere sahip namuslu kişiler, inançlarından fedakârlık etmeksizin vatanı kurtarmak için Milli Kurtuluş Savaşı yıllarında olduğu gibi birleşebilirler ve bu birleşme er geç olacaktır. (5.8.1966, Yön)

- Atatürkçü bildiğimiz bazı çevrelerden dahi gelen bir eleştiri var: Neden hâlâ Kemalizm?

Türkiye, politik bağımsızlığını ekonomik bağımsızlık temeline oturtarak tam bağımsızlığını gerçekleştirmiş, feodalizmin ülke çapında alt ve üst yapılarındaki etkilerini kesinlikle silmiş, geniş kitleleri ekonomik özgürlüklerine kavuşturmuş ve kalkınmasını tamamlamış bulunsaydı, bu eleştiriler bir ölçüde geçerli sayılabilirdi. Kemalist devrim daha tamamlanmış değildir, devam etmektedir. (11.11.1969, Devrim)

- Müslüman Anadolu burjuvazisine dayanmayı amaç edinen mukaddesatçı hareketin, bir İslam sosyalizmine öncülük etmeye ne niyeti ne de kudreti vardır. Erbakan, kayıtsız şartsız kapitalizmin savunuculuğunu yapmaktadır. İstanbul büyük burjuvazisine çatışı, kaynağını sınıfsal bir ayrımdan değil, anlamsız coğrafi ayrımdan almaktadır. (2.12.1969, Devrim)

- Devrimci Ordu Gücü, son yüz yıllık Türk tarihinin gerçeğidir. Batı ülkelerindeki gibi dar anlamıyla anlaşılan bir kapalı askerler topluluğu değildir. Devrimci Ordu Gücü son yüzyıllık Türk tarihine damgasını vuran bazen başarılı bazen başarısız denemelerle bağımsız uygar bir Türkiye’nin inşası için çırpınan asker-sivil milliyetçi devrimciler topluluğudur.

Devrimci Ordu Gücü, halk içinde erimeyi ve gerçek bir halk iktidarı kurmayı başarabildiği ölçüde, Türkiye’mizin makûs talihini yenecek ve bugün kâğıt üzerinde kalan 27 Mayıs Anayasası’nın öngördüğü Kemalist devrim doğrultusundaki sosyal ekonomik düzeni kesinlikle gerçekleştirecektir. (16.6.1970, Devrim)

 

X