Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Pusulasızlık

Mümtaz SOYSAL

Sonuç ne olursa olsun, Meclis Başkanı seçimi turlarındaki acayip çalkalanma ve dalgalanmalar siyasal kadrolarca çekilen yönsüzlük sıkıntısını olanca açıklığıyla ortaya sermiş sayılır. Beklenmedik yakınlaşmalar, akla sığmayan ortaklıklar, şaşırtıcı flörtler...

İdeolojik yönlerinden emin olan ve herhangi bir görevin adaylarını bu yönün değerlerine göre değerlendiren insanlar bunca çalkalanma ve dalgalanmadan geçmez.

Daha doğrusu, belirli yönler belirli adayları öne çıkarır ve normal olarak bütün bu yalpalanmalara gerek kalmaz.

Yönsüzlük, burada da kendisini göstermiştir.

Refah-DYP koalisyonu yerine CHP'ce dıştan desteklenen bir ANAP-DSP-DPT iktidarının gelmiş olması, Türkiye'nin politika sahnesine yeterince berraklık getirmiş sayılabilir mi?

Başlangıçta, cumhuriyete yönelen tehlike karşısında gerekli cepheleşmenin sağlandığı sanılmıştı.

Hiç olmazsa laiklik yönünden.

Laiklikten yana olanlar bir çizgide, olmayanlar da karşıt çizgide saf tutmuş görünmekteydi.

Meclis Başkanı seçimlerindeki kapalı oy perdesinin gerisinde oynanan oyunlar bu görüntünün sanıldığı kadar sağlam olmadığını akla getiriyor.

Refah Partisi'ne geçişle sonuçlanan birkaç istifadan sonra da ANAP'ın firesiz biçimde laiklikten yana bir yapıya kavuştuğu söylenebilir mi?

Ya da, başka bir açıdan bakıldığında, Çiller'in meydan nutuklarına göre Refah Partisi'nin çizgisinden yana bir tercih yapmış görünen DYP bu tercihte ne kadar inandırıcı, tutarlı ve süreklidir? Tek partili devrimci döneme karşı ta 1950'lerden beri süregelen tepkilerin tortusu mu? İktidardan uzaklaştırılmanın kızgınlığıyla sürüp giden kişisel bir küskünlük dayanışması mı? Parti içi dengelerin gerçekten o yöne kaydığını gösteren bir belirti mi? Refah Partisi'nin kapatılma olasılığına dayalı olarak geleceğe yönelik yatırım çabası mı?

Refah Partisi'nde genellikle gözlemlenen düşük profil ve sessizliğin ne kadarı daha derin bir tutum değişikliğinin göstergesi, ne kadarı durumun zorladığı bir görüntüdür? Sonuna kadar sürdürülen ‘‘Meclis Başkanlığı, normal olarak en büyük partinin hakkıdır’’ iddiası, laiklik karşıtlığı suçlamaları ne olursa olsun, asla vazgeçilmeyecek bir iktidar iddiasının da habercisi mi?

Sağ yelpazedeki dağınıklık ve belirsizlik, elbette solda derlenip toparlanma ve ülkeye yön gösterecek bir büyük güç oluşturma gereğini örtbas etmez.

Tam tersine, sağdaki dağınık ve belirsiz tablo, hatta bu tablodan yararlanıp cumhuriyeti kuruluşundaki devrimci çizginin ters yönüne çekme girişimleri, aslında, soldaki toparlanma ve güçlenme e3.ksikliğinden kaynaklanmıyor mu? Son yıllarda özellikle Refah Partisi'nin öne çıkışı ve toplumun ezik, yoksun, dışlanmış kesimlerinden çok oy alır duruma gelmesi, düzenli ekonomik kalkınma ve dengeli sosyal yapılaşma bakımından ortanın solundaki siyasal güçlerce yerine getirilmemiş bir işlevin sonucu değil midir?

Neresinden bakılırsa bakılsın, Meclis Başkanlığı seçimlerinin sergilediği tablo, pusulasız kalmış bir Türkiye'ye devrimci cumhuriyetçiliğe uygun bir yön sunma ödevini öne çıkarmıştır.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI