Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Püskevit ve ötesi

Malum, biz köşe yazarları billur bir İstanbul Türkçesiyle konuşur, telaffuzda rahmetli Zeki Müren’e taş çıkarırız.

Bu yüzden Devlet Bahçeli “püskevit” deyince bastık kahkahayı. Böyle bir taşralılığı asla kabul edemezdik.
Hadi Oral Çalışlar gibi Oxford aksanıyla konuşan beyzadeleri hoş görelim, bize ne oluyor?
Ayıp değil mi bir insanın şivesiyle dalga geçmek?
İşin şakası bir yana, Bahçeli’nin kastettiği şeyin önemli olduğunu düşünüyorum, bir baba olarak.
Reklamlarla çocukların ilişkisi son derece sorunlu.
Oğlumu her gün yeni oyuncak ve abur cubur markalarını merak eder buluyorum.
Nedeni de çocuk kanallarında çılgınca dönen reklamlar. Reklam pastasında çocukların payı her geçen gün biraz daha büyüyor.
Hatta çizgi filmler bile çocukları baştan çıkaracak yan ürünlerin uzun metraj reklamları olarak tasarlanıyorlar.   
Merak ediyorum, Bahçeli’nin sözünden sonra henüz savunma mekanizması ve tercih yeteneği gelişmemiş çocukların maruz kaldığı reklam bombardımanıyla ilgili kaç yazı yazıldı? Bu konuda araştırma yapma gereği duyan oldu mu?
Tüketim toplumunun vahşi yüzü, çocuklarla ilişkiye geçtiği zaman ortaya çıkıyor.
Öyle bir abanıyorlar ki garibanların üstüne, Hüseyin Üzmez halt etmiş.
Bakmayın siz Serdar Erener’e falan: Reklam denen şeyin amacı bizde eksiklik duygusu yaratmak ve sattığı şeyi alırsak bu duygunun giderileceği vaadinde bulunmak.
Emekli Frederic Beigbeder “Sizi yenilik bağımlısı yapıyorum” diyor: “Yeniliğin avantajı, hiçbir zaman yeni kalmamasıdır. Salyalarınızı akıtmak: Benim görevim bu. Benim mesleğimde kimse mutlu olmanızı istemez, çünkü mutlu insanlar tüketmezler.”
Şahsen çocukların üstüne boca edilen reklamlardan fena halde rahatsızım ve korkutucu derecede vahşi buluyorum. Bir Allah’ın kulunun çıkıp Bahçeli’nin sözlerini bu açıdan ele almamasıysa fena halde koyuyor bana.

Fatih Terim’in ustalık dönemi

Fatih Terim’in Galatasaray’a dönüşü taraftarda karışık duygular yaratmışa benzer.
Bir taraftan altın çağın hocasına kavuşmanın heyecanı, diğer yanda “0 kilometre” birini bekleyenlerin hayal kırıklığı.
Bir arkadaşım “Şimdi bu Terim’in ustalık dönemi mi olacak?” diye sordu, cevap veremedim.
Galatasaray’ın Avrupa’da fırtına gibi estiği zamanların “ustalık dönemi” olduğu apaçıktı. Sonraki gelişindeki performansıysa bunun yanında biraz kalfalık gibi kalmıştı.
Biz de konuyu daha fazla kurcalamaktan vazgeçtik. Bir Benjamin Button efektine maruz kalmamak için.

İncir  Çekirdeği

Türkiye nasıl kurtulur: Yılmaz Büyükerşen’in Eskişehir’de yaptığını yurt sathında uyguladığımız zaman.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI