"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Psikolojik şımarıklık itirafları

Ertuğrul ÖZKÖK

Önceki yaz bir akşam, İstanbul'un Etiler semtindeki gözde restoranlardan birinden ayrılırken gördüğüm bir tablo, beni çok üzmüştü.

Bahçe içindeki restoranın bir köşesinde Nurseli İdiz, bir arkadaşı ile birlikte oturuyordu.

Oturmak fiili belki bunu pek iyi açıklamıyor.

Yarı uzanmış desem daha doğru olur.

* * *

Nurseli İdiz'in biraz içkili olduğu her halinden belliydi.

Yüksek sesle konuşuyor ve sanki etrafın dikkatini çekmek için özel bir çaba harcıyordu.

Bana ne deyip geçebilirdim.

Geçip gittim, ama ‘‘Bana ne’’ diyemedim.

Nurseli İdiz'in o haline üzüldüm.

Onu Ankara'daki tiyatroculuk günlerinden beri tanıyorum.

Birkaç kez arkadaş davetleri dışında karşılaştığımızı da sanmıyorum.

Ama Nurseli İdiz parlak bir tiyatro oyuncusuydu.

Ayrıca iyi bir aydındı.

Benim için onun en çarpıcı özelliği, çekiciliği kadar cesaretiydi.

O, Ankara günlerimizde gerçekten cesur bir kızdı.

Sonra televizyona parlak bir geçiş yaptı.

Sunuculukta başarılı bir performans gösterdi.

Ama sonradan ne olduysa oldu, tanıdığım o Nurseli İdiz gitti, yerine bambaşka biri geldi.

O akşam Etiler'deki restoran bahçesinde gördüğüm Nurseli İdiz, onu sevenlere hüzün veren tatsız bir güzergâhın sanki son durağında gibiydi.

Öncekigünki Hürriyet'te Yener Süsoy'un onunla yaptığı mülakatı okuyunca, ilk tepkim şu oldu:

‘‘İşte tanıdığım Nurseli İdiz geri dönmüş.’’

* * *

Bu mülakat bana, onun hakkında sahip olduğum izlenimin ne kadar doğru olduğunu ispat etti.

Nurseli İdiz gerçekten cesur bir kadın.

Kendi kendini bütün gerçekliği ile görebilecek kadar cesur bir kadın.

Üstelik görebilecek ve kendi üzerinde gördüğünü ‘‘itiraf edebilecek’’ kadar cesur ve gerçekçi.

Mülakat şu cümleyle başlıyor:

‘‘31 Temmuz 1997 günü her şeyi terk edip sabah 06.30 uçağı ile Bodrum'a kaçtım. TV'deki işime de gitmeyerek, 18 yıllık profesyonel hayatımda kaka bir şey yaptım, her şeyi yıktım.’’

* * *

Arkasından şu çarpıcı itiraflar geliyor:

‘‘Ben şöhreti kaldıramadım. Kendimi bir anda Hollywood'da ünlü bir star gibi zannettim. Öyle ki kimse benden vazgeçemezdi, herkes bana mecburdu. Bana sunulan lüksleri, şansları büyük bir savurganlıkla harcadım. Belli bir akademik çevrenin insanıyken televizyonun getirdiği şöhret başımı döndürdü.’’

Bu arada, onu o yapan seyircisi ile arasındaki manevi kontratı nasıl bozduğunu da şöyle anlatıyor:

‘‘Seyirci beni kendinden biri olarak bildi. Ama ben onlara ‘Kız Kulesi Aşıkları' filmimle ve zaman zaman da alkol kullanarak ihanet ettim galiba.’’

Bu durumunu, ‘‘psikolojik şımarıklık’’ olarak tanımlıyor.

* * *

Uzun süreden beri bu kadar samimi itirafları içeren bir mülakat okumamıştım.

Bir insanın yanlışlarına bu kadar gerçekçi bakabilmesi insanı etkiliyor.

Ama asıl önemlisi, takdir ettiğiniz bir sanatçının, çok yakın geçmişine bu kadar eleştirel bakabilme cesaretini göstermesi.

Çünkü bu itiraflarda, ‘‘aslına dönüş’’ iradesinin parmak izlerini apaçık görüyorsunuz.

Bu da sizi sevindiriyor.

Tekrar o cümleye dönüyorum:

‘‘Kendimi Hollywood'da bir star gibi zannettim.’’

Bunu okuyan bir yakınım aynen şunu söyledi:

‘‘Bunları itiraf edebilen bir insan gerçek bir Hollywood sanatçısıdır.’’

* * *

Tanıdığım Nurseli İdiz gerçek bir sanatçıdır.

Umarım bu onun yine o tanıdık mahallelere dönüşü olur.

Ben şuna inanırım.

İtiraf edebilmek, başarmanın kapısını açan anahtardır.



X