Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

“Provokatörler, dolandırıcılar, kaçakçılar, sahtekarlar güçbirliği” üzerine

Ne ile suçlanıyor? “Suç işlemek için örgüt kurmak.” Kim? “Vatansever”.

Ne ile suçlanıyor? “Dolandırıcılık.” Kim? “Vatansever.”

Ne ile suçlanıyor? “Yağma.” Kim? “Vatansever.”

Ne ile suçlanıyor? “İhaleye fesat karıştırma.” Kim? “Vatansever.”

Ne ile suçlanıyor? “Zimmet.” Kim? “Vatansever.”

Ne ile suçlanıyor? “Tarihi eser kaçakçılığı.” Kim? “Vatansever.”

Ne ile suçlanıyor? “Devletin bağımsızlığını zayıflatmaya veya birliğini bozmaya, Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye yönelik provokatif eylemler düzenlemek.” Kim? “Vatansever.”

Bunların tümünden ortaya ne çıkıyor? “Vatansever Kuvvetler Güçbirliği Hareketi”...

Yani, bir başka deyimle, dolandırıcılar, kaçakçılar, provokatörler, suç işlemek üzere biraraya gelen çetelerin güçbirliği...

Artık bundan sonra, kim “vatansever” olduğunu taslayarak ona, buna “vatan haini” damgası yapıştıracak, önce ona soracaksınız: Sen, “dolandırıcı” mısın; yoksa “provokatör” mü, “kaçakçı” mı; yoksa “çeteci” mi? Neyin nesisin?

Türk tarihinin en çarpıcı “çeteleşme”lerinden biri, “şehit cenazeleri”nde ön plana çıkıp, “şehit eşleri”ni dolandırmaktan utanmayan bu toplumun “cürufu” ortaya çıkartılıyor. Türkiye’nin büyük gazetelerinin birçoğu birinci sayfalarını bu konuya ayırmakta, anlı şanlı köşe yazarları konuya ellerini sürmekte pek cimriler nedense...

 

***         ***     ***

 

Aşağıdaki satırlar kelimesi kelimesine bir gazete haberinden:

“Genel Başkan Yardımcısı Salih Zeki Balaban’ın ise karanlık ilişkileri aydınlatılamadı. Sorgusunda kendisinin sürekli resmi görevli olduğunu ima eder tarzda tutum sergileyen Balaban önemli sorulara ise, “Devlet güvenliğini tehlikeye sokar” diyerek cevap vermedi...

Bingöl’de İran’dan gelen silah yüklü tren vagonunun ortaya çıkmasından sonra Balaban’ın telaş içinde eski Jandarma Astsubay Halit Bozdağ Güngör’üa arayarak, “Bingöl’de ele geçirilen silahlar yoksa bizim mallar mı? Dikkat edin etraf çok karışık” dediği kayıtlara geçti.

Askeri tesisler ve orduevlerine rahatlıkla girip çıktıkları belirlenen çete üyelerinin halen üst düzey rütbeli asker personelle de sıkı ilişkiler içinde oldukları ortaya çıktı...”

Polisten alınan bu bilgiler, herhangi bir yorum gerektirmiyor ama birçok soruyu birbiri ardından gündeme getiriyor?

Bu dolandırıcı, sahtekar, kaçakçı, provokatör güruhu acaba kendilerinin olduğunu zannettiği bir vagon dolusu “silahı” ne yapacaktı? Nerede, kime karşı, niçin kullanacaktı?

Nasıl oluyor da, bu dolandırıcılar, sahtekarlar, kaçakçılar ve provokatörler, “şehit anaları” ve yakınlarının önemlibir bölümünün kıyafet engeli nedeniyle giremedikleri askeri tesisler ve orduevlerine rahatlıkla girip çıkabiliyorlardı?

Türkiye’nin güvenliği konusunda bunca titiz, istihbaratı bu kadar sağlam ve güvenilir olan Silahlı Kuvvetler bünyesi, nasıl olup da, bu dolandırıcı, sahtekar, kaçakçı, provokatör güruhunun farkına varmaz?

Bu dolandırıcı, sahtekar, provokatör güruhunun, “üst düzey asker personel”le “sıkı ilişkileri” ve bu arada “bir emekli komutan” olduğu bilgisi verilen “bir numara”nın kimliği mutlaka ortaya çıkartılmak zorundadır. Emniyet Genel Müdürlüğü ve Genelkurmay’a “suç duyurusu”nda bulunulmuş olduğu için, iş, bu kurumlara düşüyor.

Genelkurmay ve Emniyet, içlerine sızmış olan bu “çeteler”den, kime, neye, nereye uzanıyorlarsa uzansınlar temizlenmezlerse, Türkiye’nin selameti konusunda hiç kimse güvende olamaz.

Bu “temizliğe”, “ulusal güvenlik”, “ulusal barış” ve “toplumsal barışıklık” bakımından hepimizin ihtiyacı var.

 

***          ***          ***

 

Danıştay saldırısının bu “ekip”le bağlantılı olduğu dikkat çekiyor. Danıştay saldırısı, 2007’de odaklanan büyük komplolar zincirinin ilk halkasıydı. “Ana halka” ise, 19 Ocak 2007’de Hrant Dink cinayeti oldu. Gerisini biliyoruz. Tıpkı, Hrant Dink cinayetinin, Emniyet Genel Müdürlüğü raporunda, bir şeylerin üstünü kapatmak istercesine ileri sürüldüğü üzere, “arkadaş gruplaşması” eseri olmadığını bildiğimiz gibi.

Ortaya çıkartılan çeteler, “Soğuk Savaş” döneminin, “gayri nizami harp” örgütlenmesinin artıkları. Bilinmedik, beklenmedik şeyler değiller. Tüm NATO ülkeleri bunların üstesinden geldiler. Türkiye hariç.

Bunların üstesinden gelmeden, Türkiye, “Soğuk Savaş” dönemini ardında bırakamaz. Demokrasi yolunu açamaz. Bu konu, onun için, çok ama çok önemli...

X