Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Prezervatifle korunmak yetmiyor ya beyni pisliğe çalışan bir adamın kafasına ne geçirmeli?

<B>A</B>hir zaman kulları, zavallı insancıklar; siz, biz, onlar; hepimiz, alllooo? Artık bir seçim yapmanın zamanı geldi, bir karar verin yani:Sevişmeyi mi daha çok seviyorsunuz, uyumayı mı?

Artık günümüzde seks varsa, uyku haram zira. Ona göre yani...

Zira su uyur, teknoloji uyumaz; bilin de öyle sevişin yani...

Fentezi muhabbetine hele, hiç girmeyiniz, girecekseniz de bu konuda münasebette bulunacağınız kişiyle ilgili Kopenhag Kriterleri gibi, sağlam kriterler belirleyiniz.

Yani ne bileyim, mesela yatağa girmeden önce, seks öncesi sözleşmesi gibi bir şey imzalayınız:

İşbu belgenin altında imzası olan kişiler, yattıktan sonra, konuyla ilgili herhangi bir görüntüyü, ses kaydını, şunu bunu, internette yayınlamayacak, TV kanallarına ya da basın organlarına satmayacak, bunları yapmaya yönelik şantaj da yapmayacak, yapması ya da satması hálinde eşek yüküyle tazminat ödeyecek, kazandığından çoook daha kallavi bir bedel ödeyecek, hatta kısırlaştırılacak, hadım edilecek...

...Gibilerinden...

Ya da yine ne bileyim, soyundan sopundan, yakın ve geniş çevresinden, mahalleliden, iş arkadaşlarından, adamın ya da kadının güvenilir biri olduğuna dair referans mektubu talep edin.

Dini bütün bir kişiyse, inandığı dinin kutsal kitabına el filan bastırtın...

Yapın işte bir şeyler...

Yoksa öyle ‘Aman da ne güzel seviştik. Hadi şimdi de orgazm sigaralarımızı içip birbirimize sarılarak uyuyalım’ filan; günümüzde tehlikeli işler bunlar...

Bulanık sular, karanlık sular...

Artık seks söz konusu olduğunda, öyle prezervatifle korunmak yetmiyor.

Zira virüsten çok bizatihi insanın kendisinden korkulacak bir dönem bu.

Beyni pisliğe çalışan bir adamın kafasına naylon geçiremezsiniz ki...

Seksin iki kişinin arasında yaşanan entim bir şey olduğu güzel günler vardı eskiden, hatırlar mısınız?

En fenasından meyhane masalarında dönen, genelde bolca da palavra içeren ‘skor ve muamele’ muhabbetlerine meze filan olurdunuz ki şimdilerin teşhirciliğinin yanında bebelere masallar gibi kalır yani...

Fotoğrafçı Mehmet Gülbiz’in İranlı sevgilisi Parisa Etheshamna tarafından öldürülmesi, geçtiğimiz haftanın en harlı gündem konusuydu malûmunuz.

Tam bizlerin ağzına láyık bir hikáye... Seks var, fantezi var, kan var, şiddet var, şeriat korkusu var; en güzeli de GÖRÜNTÜ var.

Yok yok... Meselá Savaş Ay oturup en şehvetlisinden mesleki bir fantezi kuracak olsa, daha cillobunu beceremezdi.

Eh, hazır lokma... Ay’ın fantezi kurmasına gerek kalmadı, rüya haber kucağına düşünce, o da her zaman yaptığı gibi, haberciliğin ecdadını becerdi.

İşinde başarılı bir meslek erbabının hazin ölümü ve ölümünün ardından yapılan haberlerle cesedinin çiğnenip tükürülmesi bir yana... (Bir yana derken, olmuşla ölmüşe çare olmadığı için yani... Yoksa durumun vahameti báki...)

Parisa Etheshamna’nın, Mehmet Gülbiz’in kendisini, çıplak fotoğraflarını internette yayınlamakla tehdit ettiğine dair iddiaları da bir yana...

Soruşturma henüz sürüyor. Mevzuun akı-karası üzerine ahkám kesecek değilim.

Gelin görün ki yok Tamer Karadağlı’nın, Gülben Ergen’in seks kasetleriydi, yok üniversitelerde dolanan ‘hepsi gerçek’ porno kasetleriydi...

Dehşet verici bir boyut değil mi?..

Mikro kameralar filan şöyle dursun; fotoğraf çeken cep telefonu sahibi biriyle ilişkiye girerken bile paranoyaya kapılmak için her türlü gerekçeye sahipsiniz artık.

Ve hani ‘Paranoyak olmanız, izlenmediğiniz anlamına gelmez’ diye giden laf var ya... Onu artık ‘Paranoyak olmanız, aklınızın hasbelkader bastığı anlamına gelir’ şeklinde değiştirmenin de vaktidir.

Neymiş? Yeni nesil güven ve yakınlık sorunu yaşıyormuş.

Yok bir de yaşamasaydı?..

Birinin yanında yapraklarınızdan soyunacaksınız ve ertesi hafta orta malı niyetine afiş olacaksınız. Olabilirsiniz; bir klik’e bakar... Hepi topu bir kayıt düğmesidir. O kadar...

Eğer teşhirci değilseniz, korkmaz mısınız?..

Kısaca bizim İbiş!

Dikkatli gözlerden kaçmamıştır, Mehmet Gülbiz cinayetinin üçüncü gününde, yayınlanan hiçbir haberde Parisa Etheshamna’nın soyadına rastlayamaz olduk.

Parisa Mehmet’in ellerini bağladı, Parisa krema yaptı, sürdü, yaladı...

Parisa Etheshamna, oldu bizim aşüfte Parisa...

Parisa aşağı, Parisa yukarı...

Babamızın kızı ya...

Atla deve mi?.. Böyle bir laubalilik olabilir mi? Yaz adını, soyadını...

Vincente Del Bosque’nin BJK’den gönderildiği dönemde, Cumartesi ekinin Bu Hafta En Çok Bunlar Konuşuldu bölümünü toparlarken, bütün gazeteleri hallaç pamuğu gibi atmıştım.

Adam bütün gazetelerin spor sayfalarında çarşaf çarşaf konu edilmiş.

Hatta haber, gazetelerin birinci sayfasından verilmiş.

Başlıktı, spottu, haber metniydi...

Bir tekinde de tam adı verilsin, konunun içinde ilk adı Vincente geçsin... Yok...

Bizim Del Bosque ya...

Bizim oğlan Del Bosque. Bizim katil Parisa...

İsme gerek yok. Bizimdir... Kısaca İbiş...
X