Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Prestijli radyasyon

Zeynep ATİKKAN

‘Endişeye gerek yok' diyerek ekranın önünde altı bardak çay içen bakan ANAP'lı Cahit Aral'dı.

Konulan her kanser teşhisinde bu parlak ve de cesur siyasetçinin kulakları mutlaka çınlatılır.

O gün bugündür, radyasyonla özel bir yakınlığı var bu toplumun. Ne endişeleniyor ne ürküyor; her tehlikede ‘Bir şey olmaz' diyor. Çayını içiyor, radyasyonlu hurdada çocuğunu oynatıyor. Koşa koşa gidip hurdayı kepçeleme çalışmalarını yerinde izliyor.

Yeşile tutkun ‘çevreci sivil girişimlerin' özenli gözetimi altında radyoaktif kobalt 60 maddeli beraberlikler kuruluyor.

Zeynep Göğüş, dünkü yazısında en doğru teşhisi koymuş, olay, Urfa'da meydana gelse basının umrunda olmazdı diye.

Doğru, Urfa'dan vazgeçtik İstanbul'un İkitelli varoşunun dışında bir yerlerde kobalt 60'lı hurda parçalanıp çoluk çocuk kusmaya başlasaydı gene dikkate alınmazdı. Çünkü İkitelli'deki asıl uğraş lider yaratma, hükümet kurdutma işleri olduğu için.

O yaratılan liderler, üretilen siyasetçiler, bilmem hangi kıstaslara göre ödüllendirilen beyler'in Türkiyesi'nde toplum, kobalt, enfekte atık, enfekte olmayan atık türlüsüyle besleniyor, başarılı belediye başkanlarının yönetiminde bol pislik soluyor olsa da.

Bu satırları İkitelli'de havaalanına giden yol üzerindeki odamdan yazıyorum.

İkitelli'nin otoyola cepheli Danimarkası'ndayım ben.

Bir de radyasyon aldıkları için çocukları hastaneye kalkan başka İkitelliler var arka cephede. Onları seçimden seçime islamcı partiye giden oylar sayesinde tespit ediyoruz. Yani İkitelli'nin Afrikası'ndakileri.

İkitelli, ‘Double Telli', ne derseniz deyin, medya plazaların yükseldiği, gelişme kokusunu alan bankaların görkemli şubeler açtığı ve biraz geride radyoaktif maddeli hurdanın parçalandığı ‘modern mekán' burası.

Radyasyonlu parça olayının bir benzeri Brezilya'da meydana gelmiş... Üçüncü dünyaya özgü modernite manzaralarına Türkiye ve Brezilya gibi ülkelerde rastlamak hiç şaşırtıcı değil.

Bizim çocuklarımız, kobaltlı, kobaltsız ama mutlaka enfekte bir yerlerde oynuyorlar. Eğer kobaltlı maddeyle oynadıkları saptanır ve de olay gazetelere yakın bir yerlere denk gelirse haber değerleri artıyor.

Ama kimbilir daha ne kadar enfekte mezbelelikte hastalanıyor, ölüyor çocuklarımız.

Doğru, Brezilyalı'nınki daha gaddar daha vahşi, sokak çocuklarını görüntüyü bozuyor diye vurup yok edecek kadar!

Üçüncü dünyanın cilalı görüntüsünün en görkemlileri Brezilya'dadır. Yani otoyolun iki kenarına cam bina dikip, (çoğunun da yüzeyi eğri büğrü) bankaları taşıyıp sanal prestij görüntüleri sergilemekte onlar bizden daha ustalar. Prestij görüntüsünün iki adım gerisinde çocuklara beslenme saatinde atık mönüsünden günün yemeğini sunmakta da bize taş çıkartırlar.

Marka giyerek Batılaşan bireyler, bilmem ne aygıtı getirerek modernleşen tıp, cam bina dikerek çağı yakalayan mimari!

Bütün bu sanallık içindeki asıl gerçeklik, kentin göbeğinde radyasyon yayan bir çekirdek, çekirdeği parçalayan hurdacılar ve hastaneye kalkan insanlar.

Bir de hastaneye kalkmadan sürünenler var tabii ki.



X