« Hürriyet.com.tr

Prag’ın kükreyen rakibi

Lviv, Ukrayna’nın en batısında, 830 bin nüfuslu bir kent. Polonya sınırına karayoluyla yaklaşık 1.5 saatlik mesafede. Gezgin Aynur Koç, yaz sonunda Ukrayna’ya doğru yola çıkarken, şehrin tarihi bölümünün UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer aldığını öğrenmiş, merak etmişti. “Şehir hakkındaki tek bilgim buydu” diyor.

Hürriyet Haber
X

“Ufak havaalanında bizi karşılayan Sovyet döneminden kalma memur görünümlü, gözlüğü kalın camlı rehberimiz İgor ‘Lviv rüyalarınızın başkenti olacak’ dedi. Meğer bu cümle, Vasly Symonenko’nun 1962’de yazdığı Ukrayna Aslanı şiirinden bir dizeymiş... Ve Symonenko haksız sayılmazmış.” Koç, restorasyonlar bittiğinde, bu şehrin Prag’ın en büyük rakibi olacağını söylüyor. THY’nin direkt uçtuğu Lviv’i, turistik rotalara girmeden görmenizi öneriyor.

1256 yılında Galiçya-Volynia Prensi Danylo Halytsky kurduğu kente oğlu Leo’nun adını verir. Kent çeşitli devletlerin egemenliği altında kalsa da Lemberg (Almanca), Leopolis (Grekçe), Leopoli (İtalyanca), Lvov (Rusça) gibi verilen adların hepsi aslan anlamında. Bugün Ukrayna dilinde aslan karşılığı Lviv deniliyor. 2006’da 750’nci yılını kutlayan kent tarihi mimari dokusu, kültürel zenginliği ve 50 müzesiyle her mevsim gezilebilir. Üç üniversite, çok sayıda yüksekokul, üç akademi ve 40’ın üzerinde araştırma enstitüsü olması nedeniyle ülkenin eğitimde ikinci önemli şehri. Yurtdışından da pek çok öğrencisi var.
İDAM SEHPASI NEPTÜN’ÜN YANINA KURULURDU
Çok değil, restorasyonlar beş yıl sonra bitirildiğinde Lviv, Prag’ın en büyük rakibi olacak. Lviv de Prag gibi tipik ortaçağ kent yerleşim planına göre kurulmuş. 14. yy’da Magdeburg Anlaşması’yla kent vasfını kazanmış. Kentin kalbi, ortasındaki Rynok (Pazar) Meydanı. 65 metrelik görkemli saat kulesi, Belediye Sarayı burada. Alan etrafına dört köşe ve sekiz cadde sistemiyle oluşturulmuş. Bugün bu kısım tarihi kent merkezi olarak adlandırılıyor. Meydanın dört yanındaki Yunan tanrıları Diana, Neptün, Adonis ve Amphitria’yı simgeleyen heykeller etkileyici. Neptün heykelinin olduğu kısımda ortaçağda idamların infaz edildiği söyleniyor. Meydan bugün açıkhava müzesi özelliğinin yanı sıra adeta açıkhava birahanesi. İçki içmeyi ucuza getirmek isteyen gençler marketten aldıkları biraları banklara veya kaldırıma oturarak içiyor. Mimarlık tarihi (gotik, barok, rönesans) içinde içki içmek farklı bir duygu olsa gerek. Gözünüzü bina cephelerinden gençlere çevirirseniz özellikle kızların çok bakımlı, şık ve çok güzel olduğunu görürsünüz. Aylık kazançlarının büyük bölümünü ayakkabı ve elbiseye harcıyor olmalılar. Bu kadar bira içip incecik kalmaları şaşırtıcı.
DÖRDÜNCÜ PENCEREYE VERGİ ÖDÜYORLARDI
Meydanın çevresinde Rönesans tarzında 44 bina bulunuyor. Çoğunun cephesinde sadece üç percere var. Yapıldıkları yıllarda üçten fazlasına vergi ödenirmiş. Kiminin balkon ferfojesi, kiminin cephesi ve tepesindeki heykeller tarihi şehri yaşamanın keyfini veriyor. Dört numaradaki Siyah Konak 1589’da İtalyan tüccar için, altı numaradaki Kornyakt Evi ise Yunan tüccar için yapılmış. Her iki bina bugün Lviv Tarih Müzesi. Hemen yanlarındaki 10 numaralı ev ise Lyvbomirski adlı zengin Leh’e ev sahipliği yapmış. Bazı yapılar 16 yy’da çıkan yangından sonra yenilenmiş.
Meydana açılan dar Arnavut kaldırımlı sokaklarda Ortodoks, Katolik ve Yahudilere ait dini mekanlar var. Gece turuncu ışıkla aydınlatılan bu mekanlardan en görkemlisi barok cephesiyle hemen dikkati çeken Domiken Rahipler Kilisesi. Cephenin sol tarafında Dominikenlerin Tanrı’nın köpeği olmalarını simgeleyen kabartma yeralıyor. Yüksek kapının üzerindeki alınlığın devamında yükselen yeşil kubbe kentin çoğu yerinden görünüyor. Kiliseye sırtınızı döndüğünüzde karşınıza gelen ev Ermeni tüccara ait. Yeşil boyalı evin cephesinde karısını mutlu edemeyen adamın hikayesi yer alıyor. Ermeniler, hem ticaret yapmaları hem de taş işçiliğini öğretmeleri için Prens Daniel tarafından kent kurulurken davet edilmiş. Geçmişte önemli Ermeni nüfusa sahip olan kent dışarıya çok fazla göç vermiş. Virmenska Caddesi üzerinde 1363’te tamamlanan Ermeni Katedrali’ni mutlaka görmelisiniz. Bahçesinde bir köşede tabiat şartlarına karşı korunmasız bırakılan tahta İsa heykeli ise sahiplenilmeyi bekliyor gibi.
Meydanın Yevrejska adlı caddesi yakınında 2. Dünya Savaşı esnasında Yahudilerin yerleştirildiği mahalleyi uzaktan görebilirsiniz. 1941’de nüfusları 100 bine ulaşan Yahudiler bugün yok denecek kadar az. Bu mahalledeki tünellerin Osmanlı lağımcılarınca Lviv kuşatması esnasında kazıldığı söyleniyor. Opsidione Turcica adı verilen gürz kuşatmanın bir anısı olarak bugün Latin Katedrali’nin duvarında karşımıza çıkıyor.
Belediye Meydanı civarında
birahaneler kadar kafeler de yoğun.
Kahve kültürü Osmanlı’dan Avusturya’ya, oradan Lviv’e gelmiş. Kentin ilk kahvesi, eski bir binanın alt katındaki kafede içilmiş. Kafenin avlusunda ağzında üzüm tutan bir aslan heykeli var. Zaten şehrin her yanında simge olan arslan bir şekilde karşınıza çıkıyor.
ŞAPELİN ÇATISINDA DÜŞÜNEN HZ.İSA
Belki başka hiçbir şehirde göremeyeceğiz “Düşünen Hz. İsa” figürü burada Vohaim Şapeli’nin tepesinde yer alıyor. Gerçekten ilginç bir görüntü. Düşünen Hz.İsa’nın altındaki şapelin taş ikonastasisi üzerinde Tevrat Peygamberleri ve İsa’nın çilesi gibi figürleri görüyoruz. Öylesine ince işçilikle yapılmışlar ki, acaba tepedeki Hz. İsa bunların nasıl yapılabildiğini mi düşünüyor, diye geçiriyorum aklımdan.                                            
Kentin en eski parkı bu alanda. Lviv’in ilk matbaasını kuran İvan Bodaroviç, parktaki heykelinde elinde kitapla sembolize edilmiş. İlk kitap Kiril ve Slav alfabeleriyle basılmış. Bugün heykelin etrafı kitap sergileriyle çevrili. Romanesk tarzdaki çan kulesiyle ilgi çeken “Meryemin Ölüme Yatması” kilisesi de park yakınlarında. Şehir eskiden duvarlarla çevriliymiş, içinden Poltva Irmağı geçermiş. 20. yüzyılın başında ırmak kirlenince üstünü kapatmışlar. Duvarlardan geriye kalan ufak bölümü de burada görebilirsiniz. Kilisenin karşısındaki bina kentin dış cephesi en farklı olan yapısı, çini ve seramiğin en güzel örneklerini taşıyor.

RESTORANDA SABRIN SONU SELAMET

Lviv’lilerin tercih ettiği restoranlar Voahim Şapeli’nin önündeki ufak meydanda. Yemek, siz sipariş verdikten sonra hazırlanıyor. Sabırlı olmanız gerek, aşçıların hiç acelesi yok. Ağır ağır hazırlayıp servis ediyorlar. Sonuç beklemeye değer. Zira tavuk kievski, mantıya benzer Pelmeni, Varensyky Patates-peynir köftesi gibi son derece leziz yemek geliyor. Güzel bir şarap eşliğinde yerel halkla beraber paylaşılan mekanda zevkli vakit geçiriliyor.

KADIN VATMANLAR HER FIRSATTA MAKYAJ TAZELİYOR

Kentin paket taşlı dar sokaklarından çıkıp gelen rengarenk boyalı tramvaylar, süzülerek yanımızdan geçiyor. Fotoğraf çekeni görünce yavaşlıyorlar. En dikkatimi  çeken husus duraklardaki kısa süreyi fırsat bilen kadın vatmanların makyajlarını tazelemeleri.
Adam Mickiewicz ve Taras Shevchenko Bulvarı’nda faytonla da tur atabiliyorsunuz. Şair, ressam, halk kahramanı Shevchenko için yapılan görkemli anıt ve önündeki heykel meydana damgasını vuruyor. Shevtchenko, Ukrayna’nın ulusal bilincinin gelişmesine önderlik etmesinin yanı sıra modern Ukrayna dili ve edebiyatı temelinin atılmasına da katkıda bulunmuş. Meydan etrafında pek çok kafe yer alıyor. Hepsi tıklım tıklım gençlerle dolu. Lviv’de şimdilik fazla turist yok.
Meydanın bir ucundaki Bohdan Salomi (Opera) cephesindeki üçgen alınlık, tepesindeki heykellerle kentin başka bir güzelliği. Paris ve Milano’dan sonra Avrupa’nın en güzel opera binası. Viyanalı mimar Z. Gorgolevsky’nin eseri. Önüne Alman işgalinde Hitler heykeli dikilmiş. Savaş sonrası heykel yerini havuza bırakmış. Rusya yolu üstünde olduğu için şehrin bombalanmaması büyük şans.
Kentin ilginç bölümlerinden biri de heykel galerisini andıran Lychakiv Mezarlığı. Paris’teki Perla Chez’i çağrıştıran mezarlığa biletle giriliyor. Hakkını vererek gezmek zaman alıyor. Hüzün ve hayranlığı bir arada yaşıyorsunuz.
Son durağımız şehrin en yüksek tepesi Vysokyi Zamok (Yüksek Kale). Yeni evli çiftler bu tepeye çıkıp, içki eşliğinde dans ediyor. Kutlamaya katılıp, mezarlıktaki hüznü dağıtıyoruz.
Lviv’e gelmişken bir gün daha kalıp, karayoluyla bir saat mesafedeki “Altın Nal” bölgesindeki şatoları da görmenizi öneririm. En azından Oleska Kalesi’ni ziyaret edebilir, ortaçağ atmosferini yaşayabilirsiniz.

Kaynak:

GezginGezgin
Rusya'da taksiye binerken bilinmesi gerekenler
GezginGezgin
Pablo Escobar’ın memleketinde çılgın bir Türk!
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Dünyanın en zor geçidi: Jianmen
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Sosyal medyada en popüler 7 yurt dışı tatil noktası
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Seyahatte farklı bir trend: Gönüllü Çalışma
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
En çok gidilmek istenen ülke belli oldu!