"Yonca Tokbaş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş

Pota sendromu

Çak duvara da gör bak neler oluyor!<br><br>Küçücük bir basket potası çaktık salonumuzdaki duvara.

Çocuklarımızın rahat basket atabilmeleri için onlara uygun boyda.

 

Amcaları potayı getirdiğinden beri, hayatımıza bambaşka bir renk geldi.

 

Kızımız 7, oğlumuz 3 yaşında. Her ikisinin elinde de bir sünger top, sabah başlıyorlar basket atmaya akşam uyuyana kadar!

 

Yemek yerken ellerinde top, uyuya kaldıklarında ellerinde yine aynı top.

 

Neşeli çığlık atmaktan sesleri kısıldı.

 

Dayıları geliyor basket atıyorlar.

 

Babaları işten geldiğinde maç yapıyorlar.

 

Onları seyrederken daldııım gittim.

 

“Aman güzelim salonum dağılmasın!” diyen çok diktatör bir içsesi vardır kadınların.

 

Bende de var.

 

Dı.

 

Nazikçe geçenlerde kendisini kovdum.

 

Sanki salon dağınık olunca biri gelip ceza kesecek!

 

Oysa çocuklarımız olduğundan beri, dağınıklık konusunda Oskar’ a adayız.

 

“Dağınıklık eşittir yaşanmışlık” dedim ve koyverdim. Aslında baktım olmuyor, bu sloganı züğürt tesellim olarak benimsedim.

 

Aman her neydiyse...

 

Doktor kayınvalidemin <ı style="mso-bidi-font-style: normal">(ki ben ona gönül rahatlığı ile “Gügü” derim, asla “bana anne de” diye bir dayatması olmamıştır, gönül de koymamıştır!) gülerek anlattığı anıları geldi aklıma.

 

3 çocuk; iki erkek, bir kız. Eşim en büyükleri, ortanca erkek, küçük de kız.

 

Evlerinde upuzun bir koridorları var.

 

Koridorun salona çıkan kısmı, futbol kalesi.

 

Yemek masasına gerilmiş <ı style="mso-bidi-font-style: normal">takçıkmatik pinpon filesi ve de koridorun diğer ucunda kapıya monte edilmiş bir salıncak.

 

İşte size çocukların evi!

 

Biri dayısına şut çekerken öbürü babasıyla yemek masasında pinpon oynuyor, kız da onları salıncakta sallanarak izliyor.

 

Evde kırılmadık vazo ve cam yok.

 

Kırılan kalp hiç yok!

 

Gügü hep, “Dağınıklık umrumda değil. Çocuklar evlerinde mutlu olsun. Bugün olsa, kaleyi yine salonun ortasına kurarım!” der.

 

Ve kurar da!

 

Kuruyor çünkü... Şimdi torunlarına kuruyor.  

 

Biz hepimiz, yani bu 3 çocuklu ailenin 2 gelini ve damadı, her fırsatta koşa koşa gideriz o eve.

 

Evimize!

 

Hepimiz o evi kendi evimiz gibi severiz.

 

O evde şımarık çocuk olma hakkımız hala var, bunu hepimiz çok iyi biliriz.

 

Öyle hissederiz.

 

<ı style="mso-bidi-font-style: normal">(Nereden nereye geldim yine...)

 

Evimiz dağınık olsun.

 

Gerekirse her yer kırılıp yapışmış vazo dolsun.

 

Çocuk kendi evinde herşeyi yapabileceğini, çocuk olabileceğini bilsin.

 

Bunu öyle iyi hissedebilsin ki....

 

Başı sıkıştığında teselliyi dışarıda aramak zorunda kalmasın.

 

Keyifli olduğunda da sevincini paylaşabilmek için dört dönmesin...

 

Evine, yuvasına koşarak gelsin.

 

Camların, vazoların kırıldığında yerine yenisinin geldiğini,

 

Kırılan kalplerin yerine hiç bir şey konamadığını küçücükken öğrensin.

 

Amaç kendi evinde mutlu ve özgür bir çocuk yetiştirebilmekse eğer,

 

Bir basket potası ve sünger topla evimiz gerekirse yerle bir edilsin.

 

Yonca

“Forvet”

X