Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Portreler

Pakize SUDA

Gözlüklü, pos bıyıklı, kısaya yakın orta boylu bir yazarımızdır. Buradan yakışıklı olmadığı sonucu çıkarılmamalıdır. Zira Türkiye'de yayımlanan haftalık ve aylık dergiler, çeşitli zamanlarda, defalarca kendisini ‘‘Türkiye'nin en yakışıklı 10 erkeği’’nden biri seçmişlerdir. Bu seçimi tabii ki kadınlar yapmıştır. Buradan ‘‘Türk kadını zekáyı yeşil gözlere yeğ tutar’’ ya da ‘‘güldüren erkek yakışıklıdır’’ gibi sonuçlar çıkmaktadır.

Kendisinin çok sevdiğim deyimiyle ‘‘ömrü oldukça yazası’’ arkadaşımı okuyup da sevmeyen yoktur. ‘‘Başım ağrıyor’’ deseniz size ‘‘ağrı’’dan girip ‘‘baş’’tan çıkan bir yazı döşenir, başınızın ağrıdığına katıla katıla gülersiniz. Köşe yazarlığında adeta bir ekol olmuştur.

Mesleğe bir çiklet fabrikasında ‘‘mani yazarı’’ olarak başladığı söylenmektedir. Söylentilere göre eline attığı her çikletten birbirinden güzel maniler çıkan, büyük bir gazetenin patronu, ‘‘Bana bu adamı bulup getirin’’ demiş ve kahramanımız böylece köşe yazarlığına terfi etmiştir. Çok da iyi olmuştur; sakız çiğnemeyenlerin de onu okumaya hakkı vardır. Benim de bu mesleğe nereden geldiğim bellidir; onun için kendisine bir şarkının iki mısrası ile seslenmem gayet doğaldır:

‘‘Gökyüzünde DUMAN DUMAN bulutsun

Söyle seni kalbim nasıl unutsun.’’

*

Sarı saçları, siyah gözlüğü vardır. Kadın yazarlara saldırmaya kalkışanlar işe onunla başlarlar.

Günümüzde eski Türk filmlerindeki tabuların yıkılması gibi o da yazılarında bazı tabuları yıkmıştır. Öpüşmek, sevişmek gibi eylemlerin, yemek, içmek gibi doğal olduğunu ve ortalıkta bahis konusu edilmesinin bir sakıncası olmadığını tüm Türkiye'ye göstermiştir.

Yeterince entelektüel olmadığını ima edenlere zaman zaman, isterse entelektüel olduğunu iddia edenler kadar anlaşılmaz yazılar da yazabileceğini göstermektedir.

Ancak, bir avuç insana değil, daha büyük bir kitleye hitap etmenin daha akıllıca olduğunu bildiğinden, kolay okunur yazılar yazmayı tercih etmektedir.

Kedisini, sevgilisini, babasını, annesinin Alman olduğunu, ablasını, eniştesini, Adana'sını, her yıl tekrarlanan geleneksel ‘‘aile yemekleri’’ni bilmeyen kalmamıştır. Bu durumun bazı insanların garibine gitmesi anlaşılır gibi değildir. Sibel Can'ın günde kaç kere hapşırdığını merak ettiği varsayılan halkımız, bir köşe yazarının yaşamındaki ayrıntıları neden merak etmesin? Hem de bu yazar en az Sibel Can kadar güzel ve de alımlıysa...

*

İsminin anlamı ‘‘Başkomutan’’ olmasına rağmen, değil ordulara komuta etmek, yazılarından çıkardığım neticeye göre, karısına bile söz geçiremeyen bir yazarımızdır.

Gazetenin kendisinde, günlük, haftalık ilavelerinde, dergilerde her konuda, her gün, imzalı, imzasız ayda ortalama 60 yazısı yayımlanmaktadır. Sanıyorum yakında gazetenin içinden çıkan ‘‘yatak’’, ‘‘kanape’’ türünden reklam broşürlerine bile yazacaktır. Haftada bir gün yazanların bile peklik çektiği basınımızda, her yazısı ‘‘okunur’’ ve ‘‘beğenilir’’ olan arkadaşımızın, bu becerisini Amerika'dan gelirken getirdiği ve henüz Türkiye'de kimsenin bilmediği bir bilgisayara borçlu olduğunu düşünmekteyim. Bu bilgisayar ‘‘falan’’ konuda yazmak istediğinizi bildirdiğinizde, önünüze o konuda yazılmış 8 sayfalık bir yazı koymaktadır; bunun için bir tuşa basmanız yeterlidir. İnanın bu, benim hasetimden uydurduğum bir şey değildir.(!)

Genel Yayın Yönetmenimiz Sayın Ertuğrul Özkök'ten her bahsedişinde ‘‘ki kendisi son yüzyılın en seksi erkekler listesine 11'inci sıradan, hem de Antonio Banderas'tan bile ön sıradan girmeyi başarmış kişidir’’ demesi yağcılıktan olamayacağına göre, bu işe çok şaştığından olsa gerektir. Oysa benim için bu, hiç de şaşılası bir şey değildir. Genel Yayın Yönetmenimiz bence de Banderas'tan ve de daha birçok yakışıklıdan daha yakışıklıdır. Oh! Bir fırsatını bulup söyledim, çok şükür.

*

Sarı saçları, kalın sesi, uzun boyu, annesi, ablası, kardeşi, kedileri, İzmir'i, cep telefonunda asla dinlemeyi beceremediği birikmiş mesajları, paronoyası, üstüne çiçekli örtü örtülmüş bilgisayarı, babasına mektupları, ünlülerin saçları arasına yerleştirdiği dinleme cihazı, ‘‘su’’lu soyadı, mış'lı geçmiş köşesi, neredeyse koynuna alıp yatacağı kitabı, gündüz uykuları, ünlülere yazdığı mektupları, her daim duyduğu açlık hissi, konuşma diliyle yazdığı yazıları, unutkanlıkları, ‘‘in’’leri ‘‘out’’ları, sigaraya doymayan ciğerleri, kendine mektubu, devrik cümleleri, iki eli kanda olsa pişirmeyi ihmal etmediği yemekleri, gözünü açar açmaz aradığı Tülay'ı, Akmerkez'i, sahnesi, şarkıları, derin yırtmaçlı sahne elbiseleri, portreleri, her gün bir vesile ile azarladığı mahalle esnafı, sınırsız hayvan sevgisi VARDIR.

Teknolojiyle uzaktan yakından hiçbir ilişkisi, büyük çoğunluğun uyuduğu saatlerde uyunmuş bir tek gecesi, beyniyle ağzı arasında süzgeci, anlatılanları sonuna kadar dinlemeye sabrı, hiçbir konuda hırsı, birileriyle kavga etmediği tek günü, düşünerek atılmış tek bir adımı, düşmediği bir günü, evi, arabası, ileriye dönük yatırımı, sevgilisi YOKTUR.

Mış muş köşesi

27 ülke arasında en az boşanma Türkiye'deymiş.

Bizim daha pratik yollarımız var. Kocamızı yatağa bağlayıp penisini keseriz, karımızı doğrayıp bavula koyarız.

İngiliz polisi suçluları artık parmak iziyle değil, kulak iziyle kovalayacakmış.

Aman, siz siz olun, İngiltere'de bir suç işlemeye kalkışırsanız kulağınızı bir yere değdirmeyin.

Amerikalılar bir ankette, ‘‘Sizce en takdir edilmesi gereken kim?’’ sorusuna ‘‘Clinton’’ demişler.

Bence de; o Beyaz Saray'ın kalabalığı içinde bu işleri yapacak yer ve zaman bulması gerçekten takdire şayan.

İstanbul Belediye Başkanlığı için ANAP'tan aday olan Ali Talip Özdemir, ‘‘Belediye başkanı olursam İstanbul'u uzaydan yöneteceğim’’ demiş.

Sorun zaten burada; bugüne kadar bizi yönetenler hep uzaydan baktılar, siz bırakın uzayı muzayı da yere inip aramıza karışın, bizim için daha hayırlı olur.

Zuhal Olcay, ‘‘Erkeğin yeteneği beni tahrik eder’’ demiş.

Beni de, bozuk musluğu onaran bir adam görmeyeyim, hemen tahrik olurum.

Milli Piyango'dan 150 milyar kazanan talihli ‘‘Bu para ilaç gibi geldi’’ demiş.

İlaç ne demek beyefendi? Yedi sülalenizi yatarak uzun süreli tedavi ettirmeye yeter bu para.

Danimarkalı erkekler karılarından dayak yiyorlarmış.

Türk erkekleriyle, Danimarkalı kadınları evlendireceksin, dövüşsünler dursunlar.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI