Gündem Haberleri

    Polonya'da hal ve gidiş 10

    Hürriyet Haber
    25.12.2000 - 00:00 | Son Güncelleme:

    AB üyeliği için Türkiye'nin çok gerisinden yola çıkan Polonya nasıl bu duruma geldi?

    Polonya bugün Avrupa Birliği'nin en şanslı adayları arasında. Ülkede bütün kurum ve kesimler AB'ye kitlenmiş durumda. 10 yıl önce Türkiye'nin çok daha gerisindeki bir noktadan yola çıkan Polonya'ya, Avrupa Birliği 2003 yılında tam üyelik için yeşil ışık yakıyor. İşte 10 yıllık Polonya mucizesi.

    Ülkede çok güçlü olan Katolik Kilisesi de dahil olmak üzere sağ ve sol siyasi güçlerin hepsi Avrupa ile entegrasyon projesine sarılmış durumdalar. Bu da istikrar açısından yabancı sermaye tarafından güvence sayılıyor.

    Avrupa Birliği ile 10 yıl önce, ‘‘Avrupa Anlaşması’’nı imzalayarak başlayan yakınlaşma macerası bugün Polonya'yı genişlemenin en şanslı adayları arasına sokuyor.

    Orta Avrupa'nın masalsı saflığını hálá koruyan Polonya neden en şanslı adaylar arasında? Polonya nasıl oldu da bu duruma gelebildi?

    Bunun iki nedeni var, biri iç biri dış neden. Önce dış nedenden başlayalım.

    Polonya'yı Avrupa Birliği'ne taşıyan en etkili dış neden Almanya'nın Avrupa'nın geleceği konusundaki vizyonu.

    EV ÖDEVİ BİLİNCİ

    Almanya, Avrupa ve kendi güvenliği açısından Orta Avrupa'yı Avrupa Birliği içine çekme hedefini adım adım hayata geçiriyor. Avrupa Birliği'nin genişlemesi önerisini ortaya atan Almanya'nın Polonya'ya ilgisi çok özel nedenlere dayanıyor. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Polonya, Doğu Bloku'nda kalırken, ülke sınırları doğudan batıya doğru yer değiştiriyor. Dolayısıyla bugün Polonya'nın batısında Alman kasaba ve köyleri yer alıyor. Buralarda Almanlaşma başlamış bile. Sokak ve köylerin eski Almanca isimlerine dönmeleri bunun en çarpıcı örneği.

    Ama Polonya'yı, Avrupa Birliği'ne taşıyan tek neden Almanya değil.

    Polonya'yı Avrupa Birliği'nin en şanslı adayları arasına sokan tayin edici etken, Avrupa Birliği'ne tam üyelik konusunda ortak bir karar verilmiş olması.

    Nice zirvesinden birkaç gün önce Avrupa Birliği'nin bu en şanslı aday ülkesini ziyaret ettim. Devlet Başkanı Aleksander Kwasniewski'den adaylık deneyimlerini öğrenmek için gittiğim Polonya'da, AB'ye hazırlığın neredeyse bir yaşam biçimi haline geldiğini gördüm. Her kesim, her işini Avrupa üyeliğini düşünerek yapıyor.

    Devlet Başkanı Aleksander Kwasniewski, ‘‘İlk adım ev ödevini yapmaktır’’ diyor.

    Avrupa işlerinden sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Andrzej Ananicz ile Polonya'nın Avrupa sürecindeki hazırlıkları konusunda ayrıntılara iniyoruz.

    Aynı zamanda Türkolog olan ve Türkçe'yi çok iyi konuşan Ananicz, çok önemli bir noktaya dikkat çekiyor.

    ‘‘Bugüne kadar, Brüksel'den gelen eleştirilerin hepsi doğruydu. Bir kez yanlış bir eleştiri yöneltmediler.’’

    EKONOMİYİ AB ATEŞLEDİ

    2003'te Avrupa Birliği üyeliğini sağlama almak için neler yaptıklarını anlatıyor: ‘‘Bu, ülkedeki tüm siyasi güçler arasında uzlaşma gerektiren zor bir süreç. Müzakereleri yürütürken bir yandan da halkın AB üyesi ülkelerde yaşayanların hayat seviyesine ulaşmaları için gerekli önlemleri almak zorundayız. Çeşitli çıkar gruplarını ikna edip, birçok konuda adım atmak öyle kolay değil, bu tabii ki zaman alıyor. İkinci önemli husus ise AB ülkelerinin kamuoyunda Polonya'yı tanıtmak, oralarda iyi bir izlenim yaratmak.’’

    Komünist Yönetim'in ardından Amerikan ve Alman sermayesinin hücumuna uğrayan Polonya, ekonomik istikrarını Avrupa ile entegrasyon süreci içinde yakalamış. Centrum Badan Marketingowich Indicator, Polonya'nın önde gelen araştırma şirketi. 1993 yılından beri yabancı yatırımcılar arasında araştırmalar yapan şirketin bu yılki raporu ilginç verilere sahip. 1993 yılında yabancı şirket temsilcilerinden sadece 10'u Polonya'nın siyasi koşullar ve ortam açısından yatırıma uygun olduğunu düşünürken bugün bu sayı yüzde 56'ya ulaşmış.

    Yabancı sermayeyi çeken faktörler hiyerarşisinde de değişiklik var. Beş yıl önce ilk sırada ucuz iş gücü yer alırken, artık sağlıklı ekonominin verileri birinci sıralara tırmanmış. Yabancı sermayeyi çekmek için, son yıllarda Yabancı Sermaye Ajansı da kurulmuş.

    Komünist yönetim döneminde Polonya'da yabancı yatırım hiç yokken, rejim yıkıldıktan sonra 1990'da, dışarıda yaşayan Polonyalılar başta olmak üzere yabancı sermaye 8 milyon dolar getiriyor ülkeye. 1992 ise piyasa ekonomisi açısından dönüm noktası. Liberal ekonomiyi hayata geçirecek yasal değişiklikler yapılıyor. Yatırımlar için gerekli izinler Yabancı Sermaye Ajansı tarafından verilmeye başlanıyor.

    Ancak, Polonya'da dış yatırımı ateşleyen Avrupa Birliği ile Ortaklık Anlaşması'nın imzalanması oldu. Polonya'nın Avrupa Birliği'ne aday üye olması yabancı sermayeye güven verdi.

    Amerikan ve Japon sermayesi, ülkeyi mesken tutmuş durumda. 2000 yılında yabancı yatırım miktarının 50 milyar dolara ulaştığını belirten yetkililer, önümüzdeki yıl özelleştirmelerin devam edeceğini buralardan gelecek parayla, yabancı sermaye miktarının artacağını söylüyorlar. ‘‘Daha şimdiden 12 milyar dolarlık garantimiz var’’ diyorlar.

    Yabancı Sermaye Ajansı'nın iki ay önce yaptırdığı bir araştırma, ‘‘Neden Polonya'yı tercih ediyorsunuz’’ sorusunu soruyor yabancı yatırımcılara.

    Çıkan sonuçlar çok ilginç. Daha önceki yıllarda, yabancı sermayenin Polonya'yı tercih etmesinin ilk nedeni, ucuz iş gücüyken bu gerekçe artık geri plana düşmüş.

    BEŞ GEREKÇE

    Polonya, Avrupa Birliği'ne aday ülkelere gelen yabancı sermayenin yüzde 50'sini çekmeyi başarıyor. Son yıllarda yabancı sermayenin Polonya'ya ilgisinin artmasının beş nedeni var. Yabancı Sermaye Ajansı tarafından yapılan araştırmanın yanıtları şöyle:

    1. GÜVEN:

    Ülkenin yüzde 5 olan kalkınma hızının, en az önümüzdeki dört yıl daha devam edeceğine inanıyor. Bu gelişme çizgisinin önümüzdeki yıllarda da tutulacağına inanıyor yabancı yatırımcı.

    2. BÜYÜK PAZAR:

    Polonya'da kişi başı yıllık gelir ortalaması 9 bin dolara ulaşmış durumda. 40 milyon nüfusu, gelişmekte olan tüketim alışkanlıkları ile Polonya pazarı yabancı sermaye açısından çekici. Ülkede peş peşe hipermarketler açılıyor ve hepsi iş yapıyor.

    3. UCUZ İŞGÜCÜ:

    İş gücü henüz ucuz, bu üretimi ucuzlatıyor.

    4. SİYASİ VE EKONOMİK İSTİKRAR:

    Ülkede siyasi partiler, yeni yeni güçlenmeye başlamasına rağmen, Avrupa Birliği'ne adaylık sürecinde gerçekleştirilen siyasi ve ekonomik reformlar istikrarın garantisi. Ayrıca ülkede çok güçlü olan Katolik Kilisesi de dahil olmak üzere sağ ve sol siyasi güçlerin hepsi Avrupa ile entegrasyon projesine sarılmış durumdalar. Bu da istikrar açısından yabancı sermaye tarafından güvence sayılıyor.

    5. EĞİTİMLİ VE KALİTELİ İŞ GÜCÜ:

    Komünizm sonrası eğitimini tamamlayan nesil yavaş yavaş iş alanına girmeye başlamış. Batılı yatırımcı bu insanlarla ilişki kurmakta zorlanmıyor.

    AB'nin yıl sonu raporu övgü dolu

    Polonya, Kopenhag'ın siyasi kriterlerini yerine getirmeye devam etmektedir.

    Polonya yargı reformu konusunda adım atmıştır.

    Çalışır hale gelen bir pazar ekonomisine sahiptir...

    Makro ekonomik istikrarı sağlamıştır. Büyümede etkileyici bir performans sergilemiştir. Özelleştirme cesaret verici bir hızla ilerlemektedir.

    Yasama alanıyla ilgili uyum çalışmalarında dikkate değer ilerleme sağlamıştır, ancak tam üyelik için gerekli yapıyı güçlendirirken daha da fazlası yapılmalıdır. Bu çaba, sadece merkezi ve yerel yönetimlerin yönetim kapasitesiyle ilgili değildir. İş dünyasını, sivil toplum örgütlerini ve geniş anlamda AB müktesebatına uymak durumunda olan herkesi ilgilendirmektedir...

    Bunlar, Katılım Ortaklığı'nın kısa vadeli öncelikleri arasındadır.

    Polonya, Katılım Ortaklığı'nın orta vadeli bazı önceliklerini de dikkate almaya başlamıştır.

    Teknoloji kenti Krakow

    Krakow, Polonya'nın değil Orta Avrupa'nın en ‘‘Avrupalı’’ kentlerinden biri.

    İşgal dönemlerinde de imparatorlukların başkenti olan Krakow, Avrupa Birliği müktesebatına uyum çerçevesinde, yerel yönetim reformlarını hızla hayata geçiriyor.

    Bu reformlar çerçevesinde yerel yönetimler güç kazanıyor.

    Krakow Vali Yardımcısı Jerzy Meysrtowicz, yerel reformlar konusunda şunları söylüyor: ‘‘Amaç Avrupa Birliği standartlarına uymaktı. Çok iyi sonuçlar aldık. Şu anda iller merkeze eskisi kadar bağımlı değil. Avrupa müktesebatı bunu gerektiriyor. Bu da bize kendi önceliklerimizi belirleme ve bölgemiz için vizyon geliştirme olanağı tanıdı.’’

    İşte bu vizyon sayesinde, Krakow özel bir ekonomi bölgesi oluşturmayı planlıyor. Avrupa Birliği'nin tarım konusundaki müktesebatlarına uymakta zorluk çekecek olan Polonya'nın tarım ambarı Krakow. Bir yandan tarım ile meşgul olanları AB ile ilgili bilgilendirme faaliyeti yürütülürken öte yandan, Polonya'daki tarım kesimini AB içinde rekabet edebilir duruma getirmek söz konusu. Bu amaçla kendilerine bir rol biçmişler. ‘‘Biz Avrupa'ya organik sebze, meyve ve gıda yetiştireceğiz. Yani katkısız, doğal ve sağlıklı’’ diyorlar.

    Ama bir yandan da, Krakow bölgesinin bir tarım bölgesi olarak kalmaması için yeni hedefler koyuyorlar kendilerine. Avrupa otomotiv sanayine yedek parça üretmek bunun bir adımı. Ama en önemlisi Krakow bölgesinin bir teknoloji bölgesi haline gelmesini sağlamak üzere, bu yöndeki yatırımların teşvik edilmesi ve bir de teknopark projesi var gündemlerinde.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı