Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Politbüro Ankara

<B>NEME</B> lazım, cezalandırmak için banka kredisini falan tırpanlayabilirler, dolayısıyla adını sanını zikretmeyeceğim. Geçen gün, orta çaplı bir işadamıyla <B>‘memleket meseleleri’</B>ni konuşuyorduk.

Yerden göğe kadar haklı olarak, ekonomik kriz ve o krizin ‘devlet ricali’ tarafından yönetimi konusunda bir dokunsan bin ah çekiyor.

Ama, dünyaya ve hayata açık tüm gerçek burjuvalara özgü emsalsiz bir ufuk genişliğiyle de, somut saptamalarını hiç sözünü sakınmadan dile getiriyor.

Laf döndü dolaştı, Ankara'ya geldi. Çünkü, söz konusu işadamı mesleki bir örgütteki konumundan ötürü, ister istemez başkent koridorlarında da dolaşıyor.

Onun ağzından anlatıyorum:

* * *

‘EFENDİM, başbakanlığa gidiyorsunuz, makam odasının koridoruna kırmızı bir halı koymuşlar ki, Bülent Ecevit bu halıyı kerteriz alıp dışarıya taşmasın...

Kapı açılıp dışarı çıktığında havada bir el sallanıyor. Atik davranıp yakalarsanız ne ala, sıkabiliyorsunuz. Yok yakalayamadınız, geçmişler olsun...

El, hiç kimsenin bulunmadığı başka bir tarafa doğru sallanmayı sürdürüyor.

Tetikteki
‘‘Gölge Adam’’ hemen yetişiyor ve ‘‘sayın Başbakanım, buradan’’ diye size yönlendiriyor. İçerikli bir konuşma ise maddeten mümkün değil...

Yine el sıkışma ve
haydaa, ‘‘Gölge Adam’’a emanet ve havale ediliyorsunuz.

Beyim, beyim, işte ben buna politbüro yönetimi derim!’

* * *

TEŞBİHTE zaten hata aranmaz ama engin ufuklu işadamının benzetmesi öyle cuk oturuyordu ki, samimiyetim olsaydı, şahsiyeti şak diye alnından öpecektim.

Politbüro! Hani ‘Duvar’ın yıkılmasından önce hükümranlık süren komünist partilerinin en üst, en kaymak ve tabii en moruk tabakası vardı ya, işte o!

Hatırlayın, başında süper demode bir fötr şapka ve düşmesin diye iki taraftan destekli Leonid Brejnev, ‘Kızıl Meydan’da resm-i geçit seyrediyor...

Veya, Lenin mozolesinde imzaya gittiğinde, içeri zaten arkadan sokulmasına rağmen, hal-i pür mecali görülmesin diye ahali dışarı kışkışlanıyor...

Amerikan, İngiliz, Çin servisleri de, ellerinde lazımlık, hazretin def-i hacet eylediği tuvaletlerde gizlice dolanıyorlar ki, muhteremin dışkısını tahlil edip hangi hastalıktan muzdarip olduğunu öğrenecek ve ömür biçecekler.

Müteveffa Sovyetler Birliği de bu politbüroyla eceline doğru gidiyor.

* * *

ENGİN ufuklu işadamıyla sohbetimin ertesi günüydü, Başbakan'ın fotoğrafını gördüm ki, başında o ebedi kasaba eşrafı kasketi, çift destekli yürütülüyordu.

Sonra gazeteler, Bülent Ecevit zaten önceden yazılmış defteri imzalamaya gittiğinde, Anıtkabir'e arka kapıdan sokulduğu haberini veriyordu.

Artı, tehditkar Kıbrıs demecini yorumlayan Metin Toker'in o harika ‘dış ilişkilerimizin her daim iflah olmaz baltalayıcısı Ecevit’ saptamasını okudum.

Laf aramızda da, acep Alzheimer hastalığı mı, yoksa Parkinson titremesi mi tahminlerine öyle alıştım ki, şan olsun diye ben de ‘Yamukson’ teşhisi koydum.

Söyleyin bana, bunlar politbüro yönetimine benzemiyor da neye benziyor?

* * *

DÜNYADA nüfusu en genç uluslardan biriyiz ve şu kadere bak, jerentokrasi' denilen türden bir ‘ihtiyarlar ricali’ tarafından yönetilmeye devam ediyoruz.

Ve o dinç omuzlarımızda, fiziki görünümde titrek elli, kasaba kasketli, ayakkabısız çoraplı, itekleme destekli; siyasi görünümde ise duragan zihinli, atmasyon tehditli, bürokratik tasallutlu bir Ankara'nın yükünü taşıyoruz.

Ey Ankara, sen ki ‘genç Türkiye’nin başkenti' sıfatını taşımıştın, Moskova'da ve her yerde moruk politbüroların çoktan rahmetli olduğunu artık gör!
X