Polisin adı neden gizli?

Hürriyet Haber
20.08.2012 - 00:08 | Son Güncelleme: 20.08.2012 - 00:08

BİR kez daha cep telefonu görüntüleri gerçeğin gizlenmesini önledi.

Cep telefonuyla görüntü kaydedilmiş olmasaydı, muhtemelen İzmir’de trafik kazası nedeniyle tartıştığı gençlerden Emrah Barlak’ı vurarak öldüren, kardeşini yaralayan polis memuru tutuklanmayacak, “Polis kendini savundu” korumacılığı geçerli olacaktı. Nitekim o polis memuru, olaydan bir gün sonra görüntüler internette yayınlanmaya başladıktan sonra tutuklandı.
Dikkat ettim, gazete ve televizyonlarda polis memurunun adı hiç verilmedi. Önce “adı açıklanmayan polis memuru” denildi, tutuklamadan sonra da “İ.K.” olarak verildi adı. Hürriyet’in haberinde de “İ.K.” kısaltması kullanıldı. Demek ki, ismi artık öğrenilmişti.
Emniyet’in o polisin adını açıklamaması korumacı bir tavır. Bu ayrıca tartışılabilir. Benim asıl üzerinde durmak istediğim nokta, biz gazetecilerin o polisin adını açıkça yazmamamız. Gerçekten o polisin adı neden yazılmadı?
Bildiğim kadarıyla tutuklanan bir kişinin adını yazmamızın önünde hukuki ve yasal bir engel yok. Sadece Basın Kanunu’nun 21. maddesinde özetle “cinsel dokunulmazlıklara karşı işlenen suçlar”ın mağdurlarının ve “suçun faili ya da mağduru olan 18 yaşından küçük çocukların” kimliklerinin açıklanması yasaklanıyor.
Elbette gazetecilik etiği açısından da sınırlandırmalar var. Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi, “çocuklarla ilgili suçlar”, “cinsel saldırı mağdurları”nın kimlik bilgilerinin gizli tutulmasını öngörüyor.
Ayrıca biz gazetecilerin kişilerin mahkûm olana kadar suçsuz kabul edilmesine ilişkin “masumiyet ilkesi” ile “lekelenmeme hakkı”na da dikkat etmemiz gerek. Açıkçası hiç kimseyi haberlerimizle mağdur etmemeli, mağdurların da mağduriyetlerinin artmasına neden olmamalıyız.
Yasalar ve ilkeler çerçevesinde bakınca onlarca tanığın önünde cinayet işleyen, eylemi görüntülenen ve tutuklanan bir polis memurunun adının yazılmamasını anlayamıyorum doğrusu. Kaldı ki, polis olmayan cinayet zanlılarının adları gazete ve internet sitelerinde açıkça yazılıyor. Zaten tutuklu yargılanan sanıkların adları da veriliyor bütün davalarda.
En önemlisi, şimdi bu polisin adının yazılıp duyurulmaması yargılama süreci ve sonrasında medyanın takibinde bir perdeleme işlevi görebilir. Unutmayalım gözaltındakilere işkence yapmaktan yargılanan bir polis şefinin bile emniyet müdür yardımcılığına atandığı bir ülkenin gazetecileriyiz bizler. O polis şefinin davası perdelenmeseydi, medya zamanında titizlikle takip etseydi, bugün o göreve atanabilir miydi? Sanmıyorum.

Suda eriyen bikini bayatmış

14 Ağustos’ta altıncı sayfanın üzerinde bikinili genç bir kadın fotoğrafıyla birlikte verilen “Eski sevgiliye intikam bikinisi” haberi dikkat çekiyordu. Bu ilginç haberde, Almanya’da bir firmanın ürettiği bikinilerin suyla temas ettikten üç dakika sonra erimeye başladığı, erkeklerin eski sevgililerine bu bikinileri hediye edip intikam aldığı anlatılıyordu. Rosmarie Zapfl adlı aktivist bir kadının bu bikinileri “kadınlara hakaret” olarak nitelendirdiği de aktarılıyordu haberde.
Dış Haberler Servisi’nin hazırladığı bu habere dikkatli okurlarımızdan Erhan Verit’ten eleştiri geldi:
“Bugün suda eriyen mayo haberi yayınlandı. Aynı haber aynı kelimeler ile (Rosmarie Zapfl’nin sözleri de dahil) 2009 yılının temmuz ayında bazı gazetelerde yayınlandı. Dış Haberler Servisiniz üç yıllık bayat haberi acaba nereden buldu? 35 yıldır gün sektirmeden okuduğum Hürriyet’e yakışmıyor.”
Okurun bu eleştirisini okuyunca inanamadım doğrusu. Hemen internette araştırdım. Evet, gerçekten Temmuz 2009’da “suda eriyen bikini” haberleri çıkmıştı gazete ve internet sitelerinde. Hatta Hürriyet internette de 31 Temmuz 2009’da “Suda eriyen bikini yapıldı” başlığıyla çıkmıştı haber.
2009’daki haberlerin kaynağını da buldum; Austrian Times ve Daily Star’ın 30 Temmuz 2009 tarihli nüshalarından alıntı yapılmıştı. Tabii haberlerde kaynak verilmiyordu. Enteresandır, Hürriyet’te birkaç gün önce yayımlanan haberdeki Rosmarie Zapfl’ın sözleri de aynen yer almıştı üç yıl önceki o haberlerde. Hatta bikinili kadın fotoğrafı da aynıydı!
Okurumuz haklıydı. Üç yıl önceki haber, aynen alınıp bir daha kullanılmıştı. Dış Haberler Servisi’ne de aktardım haberle ilgili bulgularımı. Onlar da kabul ettiler hatayı. İnternet taramaları sonucu yazılan haberin üç yıl önce aynen çıktığı fark edilmemişti. Sorun, internetin dünyanın en büyük kütüphanelerinin toplamından daha çok bilgiyi, daha çok haberi barındırmasından kaynaklanıyor. Üstelik sanal âlemdeki bilgilere erişim çok kolay. Fakat doğrularla yanlışlar, eskilerle yeniler bir arada bulunuyor orada. Bu da biz gazeteciler için büyük bir problem. Ulaştığımız her bilgiyi doğru, her haberi yeni kabul etmemek durumundayız. Editoryal süzgeç de internet kaynaklı haberlerde daha etkin olmalı.

Müftülük güya düzeltti

YILDIZ Hamidiye Camisi ile ilgili haberde, Osmanlı döneminin ünlü Ermeni mimarı Sarkis Balyan’ın İtalyan olduğu yazılmıştı yanlışlıkla. Okurların uyarısı üzerine Hürriyet’te 24 Temmuz’da bir düzeltme ve özür yayımlandı. Bu düzeltmede yanlış bilginin İstanbul Beşiktaş Müftülüğü’nün web sayfasından alındığının belirtilmesi okurumuz Murat Özkan’ı yeniden harekete geçirdi. Özkan’ın girişimleri birkaç gün önce sonuç verdi, Beşiktaş Müftülüğü de web sayfasındaki yanlışın düzeltildiğini bildirdi. Özkan’ın bu gelişmeyi haber vermesi üzerine Müftülüğün web sayfasını kontrol ettim. Gerçekten Sarkis Balyan’ın İtalyan olduğu yanlışını çıkarmışlardı web sayfasından. Fakat nedense Ermeni olduğunu yazmamışlardı! Dahası uyarılmalarına rağmen, Balyan’ın Ermeni olduğunu yazmaktan kaçınan Müftülük, aynı sayfada 1905’te Yıldız Hamidiye Camisi önünde Sultan II. Abdülhamit’e suikast düzenleyenin “Belçikalı bir Ermeni” olduğunu özellikle vurgulama gereği duymuştu. Nefret yerine hoşgörü ve sevgi tohumları yeşertmeyi de seçebilirlerdi ama maalesef onu tercih etmemişler. Hem de resmi web sitesinde.

Hedef göstermeye kınama

BU kez gazeteciler hedef alınmıştı aslı astarı olmayan metinlerde. Yeni Akit, “Sakık’tan bombalar” başlığıyla yaptığı yayında gazeteciler Hasan Cemal, Cengiz Çandar, Ahmet Altan ve Yasemin Çongar’ı, PKK ile ilişki içinde göstermeye çalışıyordu.
Gazetecilik meslek örgütleri, daha önce de benzer yayınlar yapan Akit’in  bu “haber” ine tepki gösterdi. Basın Enstitüsü Derneği açıklamasında “Ne yazık ki son yıllarda çok sayıda örneği görülen bu tür tetikçilik vakaları, medya iklimini olumsuz etkiliyor” denildi. Açıklamada, “nefret söylemi boyutuna varan bir hedef gösterme çabası” olarak nitelendirilen yayın nedeniyle Akit kınandı. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti açıklamasında da 90 dolayında gazetecinin cezaevinde olduğu, gazeteciler hakkında 10 bine yakın dava açıldığı hatırlatıldı:
“Dışarıdaki gazeteciler de sözlü ve fiziksel şiddetle hedef alınmakta itibarsızlaştırılmaya çalışılmaktadır. Birçok gazeteci korku ve tehdit dolu günler geçirmektedir. Gazetecilerin gazeteciler tarafından hedef gösterilmesi ayrıca üzüntü vericidir. Hedef gösterilen gazetecilerin can güvenliklerinin korunması için yetkilileri göreve çağırıyoruz.”
Keşke hükümet yetkilileri, görevliler ve yargı da hiç olmazsa gazetecilik meslek örgütlerinin bu çağrılarını dikkate alsaydı.

Etiketler:


    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı