Gündem Haberleri

    Polis olaylara müdahale etmedi

    Sefa KAPLAN
    06.09.2005 - 01:58 | Son Güncelleme:

    6-7 Eylül’de muhtelif kaynaklara göre, 5’i papaz 10-15 kişi öldü, 400’e yakın kişi yaralandı. Olaylar başlangıçta sadece Rum azınlıklara yönelik gibi görünüyorsa da, Ermeni ve Yahudi azınlıkların ev ve işyerleri de tahrip edilmişti. İstanbullu bir Rum, olaylara müdahale etmesi istenen bir komiserin şöyle dediğini aktardı: ‘Ben bugün polis değil Türküm.’.
     Yanlış hiçbir şey yapmadık

    Saldırıların önceden organize edildiğinin temel göstergelerinden biri, saldırganların elinde kürek ve testere dışında kaynak makineleri bulunmasıydı. Yassıada Tutanakları’ndan edinilen bilgiye göre ‘Gerekli aletler, saldırıların başlamasından önce kamyonlarla kent içindeki merkezi noktalarda ya da otobüs duraklarında hazır tutuluyordu.’

    Fransız Konsolosluğu’nun kayıtları ise olayları önlemesi gereken güvenlik görevilerin müdahale etmek şöyle dursun, tam tersine son derece pasif bir tutum takındıklarını gösteriyordu:

    POLİS DEĞİL TÜRK’ÜM

    ‘Polis memurları, sadece Taksim’deki milliyetçi gösteri esnasında harekete duydukları sempatiyi göstermekle kalmamış, sonrasında kamu düzeni bozulduğunda ve şiddet olayları meydana geldiğinde de pasif bir tutum takınmışlardır. Bu tutumu yalnızca kalabalık halk kitleleri karşısında değil, sayıca küçük ancak kararlı gruplarla karşı karşıya kaldıklarında da göstermişlerdir.’

    Azınlık mensuplarının daha önce son derece dostça ilişkiler kurduğu polislerin tutumu da aynıydı. Dr. Dilek Güven, ‘6-7 Eylül Olayları’ kitabında, İstanbul’dan daha sonra ayrılan Rum vatandaşlardan Mihalis Basiliadis’in anlatımlarına da yer verdi. Mihalis Basiliadis’a göre, mahalli polis memurları bile olaylara müdahele etmemişlerdi:

    ‘Beyoğlu’nda evimizin köşesinde bir fırın vardı. Sahibi aslında Arnavuttu ama Rumca konuştuğu ve Ortodoks olduğu için herkes onu Rum zannederdi. Bizim karşımızda ise bir karakol vardı. Bu adam pasta veya çöreklerini hiçbir zaman ertesi güne bırakmazdı. Her akşam fırını kapattıktan sonra arta kalanları karakoldaki polislere verirdi. O gün, iki kişi fırının camlarını aşağı indirince hemen komisere gitti. Komiser ona şöyle bir cevap verir:

    ‘Hiçbir şey yapamam, ben bugün polis değil Türk’üm.’ Bu garip, ama bu cevap o günler polislerden sıkça duyuldu.’

    Hiç kuşkusuz bütün güvenlik güçleri aynı tutum içinde değildi. Saldırıların bir kısmı, küçük müdahalelerle bile önlenebilecek nitelikteydi. Söz gelişi, Büyükada’da bir polis memuru, Rum Okulu’na saldırmaya çalışan 30-40 kişilik bir grubu, havaya iki el ateş ederek durdurmuştu. Patrikhane, Yunan Konsolosluğu ve Hilton Oteli gibi önemli yerler de sıkı bir biçimde korunmuştu.

    HALK KORUDU

    Peki bütün bu olaylar sırasında müslüman halk ne yapıyordu? Rum, Yahudi veya Ermeni komşularına yönelik saldırıları destekliyor muydu yoksa bunları engellemek için çaba mı sarfediyordu? Dr. Güven’in ifadesiyle, ‘Saldırılar sırasında çoğu durumda Müslüman komşuları, gayrimüslimleri korumaya çalışmışlardır. Saldırganlar bedensel zarar vermemeleri için talimat aldıklarından, küçük çaplı direnmeler bile şiddet olaylarını engelleyebilmişti.’ Güven, daha sonra bir başka vatandaş Dokdakis Donios’un tanıklığına başvuruyor:

    ‘Bizim sokağımızda şoför Nusret yaşardı. O gün 40 kişilik bir grup bizim evlere doğru gelmeye başladı. Nusret bunların önünü kesti ve ne istediklerini sordu. Onlar Rumların evlerine saldıracaklarını söylediler. Nusret, burada Rumların oturmadığını söyledi. Gruptan birkaç kişi yine de yürümeye devam edince Nusret bağırdı ve ancak onun cesedinin üzerinden yollarına devam edebileceğini söyledi. Ve grup hemen geri döndü. Nusret, 50 metrelik bir sokağı kurtarmıştı. Yan sokakta ise arkadaşım Zafer’in teyzesi Rum komşusunun kapısına dikildi ve adamlara şöyle dedi: ‘Pavli efendinin evine girmek için ilk önce bana saldırmanız gerekir.’ Adamlar hemen geri döndüler. Bu sokaktaki 60 Rum evinden sadece ikisi tahrip edilmişti.’
    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı