Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Polis halkın güvenini kaybediyor…

Son derece ciddi bir durumla karşı karşıyayız. Polis, öylesine hoyratça davranıyor ve kamuoyundaki kuşku ve kaygıları arttıran öylesine dramatik hatalar yapıyor ki bir an önce önlem alınmazsa, zaten azalan prestijini ve güvenini tümüyle kaybedecek. İkinci Ergenekon davasındaki olay, tüyler ürpertici örneklerden biridir.

İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ ın işi çok zor.
 
Bir yandan, polis teşkilatının bu ülkedeki statüsünü yükseltmeye çalışıyor, öte yandan elindeki teşkilat sapır sapır dökülüyor.
 
Polis, etkinliğinin giderek arttığının sanki farkında değilmiş gibi davranıyor.
 
Medyaya yansıyan son olay, bunun en tipik örneklerinden biri.
 
İkinci Ergenekon davasından dolayı 29 aydır tutuklu olan Teğmen Mehmet Ali Çelebi’nin başına geleni biliyor musunuz?
 
Çelebi, gözaltına alındığında, cep telefonunu polise teslim eder. Sonradan bir bakılır ki İstanbul Organize Suçlar Şubesi’nde, bu cep telefonu 1 saat 23 saniye süreyle -yasa dışı bir şekilde- açılmış ve içine Hizbut Tahrir üyesi bir başkasına ait telefon numaralı yüklenmiş. Organize Suçlar’ ın özrü ne biliyor musunuz :
 
“ Sehven olmuş...”
 
Yani , kazara- yanlışlıkla aktarılmış !
 
Allah Allah...Nasıl olabilir ki...
 
Polis’e telefonunuzu vereceksiniz ve içinde başka şeyler çıkacak.
 
“ Polise güven ”  konusu zaten çok çetrefelli bir konudur. Bu tip olaylarla, güven daha da sarsılıyor. Polis kendine özen göstermiyor. Kendini ayağından vuruyor.
 
Kendine yazık ediyor.

*   *   *

ARINÇ ÖNEMLİ BİR SÖZ ETTİ, KİMSE İLGİLENMEDİ  !

Başbakan Yardımcısı  Bülent Arınç, ne zaman konuşsa haber olur. O da bu gücünü bildiğinden dolayı, kendi zamanlamasını çok iyi ayarlar ve mesajını verir.

Geçenlerde Manisa’ da konuşurken, bence son derece önemli bir noktaya değindi. Ertesi gün gazetelerin manşetlerine çıkacağını, TV programlarına konu olacağını sandım. Baktım, kimseler ilgilenmemiş. Küçük birer haber yapmakla yetinmişler. Aynı konuşmada söylenen
“ seks ve alkol ” konusu ise hala tartışılıyor.
 
Arınç, ezan ile ilgili dikkatleri çekmişti.
 
Alaşehir Esnaf ve Sanatkar Kooperatifi genel kurulu sırasında, tam konuşmasını yaparken ezan başlayınca, bir ara duraksamış ardından da “Ben ezan okunurken konuşulabileceğine dair fetva aldım. O yüzden konuşmama devam edeceğim. Güzel bir şeydir, ezan bitene kadar susar, sonra devam ederler. Bu bazen istismar gibi algılanır, bazen hörmet gibi kabul edilir. ..” demiş; olaya damardan girmişti.
 
Hep dikkatimi çekmiştir, ezan başlayınca insanlar açık alanda konuşuyorsa durur, bir gösteri varsa bekler...Oysa böyle bir şeye hiç gerek yoktur. Arınç’ın dediği doğrudur. Ezan bir çağırıdır... İnsanlara, namaz vaktinin geldiğini bildiren  bir uyarıdır. Buna rağmen, nedeni tam bilinmeden, ezanla birlikte susulur.
 
Başbakan da susar. İstanbul’daki bir açık hava konuşmasında tanık olmuştum. AB ile ilgili bir toplantıydı. Ezan başlayınca, Başbakan durdu ve sonunu bekledi.
 
Neden susarlar, diye merak ettim.
 
Kimse doğru dürüst bir yanıt veremedi. Çoğu “Saygımı göstermek için...Durmazsam, birileri çıkıp neden durmadığımı sorar diye çekiniyorum, ondan” yanıtını verdi.
 
Arınç ilk defa bir boşluğu doldurdu.
 
Eğer birine çatmış olsa, mutlaka manşetlere çıkardı. Anlaşılan, dini bu konu medya için pek seksi gelmemiş.

*   *   *

İSRAİL’E DEĞİL, ABD’YE HAYRET EDİYORUM...

İsrail’ in Mavi Marmara gemisine saldırı konusundaki raporunun, basına sızmış halini okudum ve doğrusu hiç hayret etmedim.
 
İsrail, kendini savunmuş.

Tek taraflı bir yaklaşımla, bütün suçun Türk gemisinde olduğu anlatılıyor. Söyleyecek bir söz bulamadım. Bırakın ayrıntıları, sivil bir gurup ile askerin karşı karşıya gelmesi durumunda, kimin daha üstün olacağını çocuk bile anlar.
 
İsrail, Birleşmiş Millerler’e, olayı kendi gözlükleriyle görerek yansıtmış.
  
İster kabul eder, isterseniz reddedersiniz.
  
Benim anlayamadığım, aslında Washington’un tutumu.
  
Amerikan Dışişleri Bakanlığı, raporu “ tarafsız “ bulduğunu açıkladı.
  
Önce inanamadım.
  
Sonra, durumun vahametini gördüm. Amerikan yönetimlerinin, İsrail konusunda nasıl körleştiklerini bir defa daha gördüm. Biliyordum da, bu kadarını tahmin etmiyordum.
  
Düşünebiliyor musunuz, göz göre göre, silahsız sivil insanlar hücuma uğruyor ve İsrailli komandolar tarafından öldürülüyor. Washington da, bu raporu tarafsız buluyor.
  
Gerçekten inanılacak gibi değil. Çocukların dahi gülecekleri bir durumla karşı karşıyayız. Demek ki  kim  kabadayı ise, o kazanıyormuş.

Nerede insan hakları ?

Nerede hakkaniyet ?
  
Bu yaklaşımla kim ABD’ ye güvenir  ki...
  
Kim İsrail’in gerçekten barış istediğine inanır ki...
  
Hayır, kimse inanmaz.
  
Ben de inanmıyorum.

X