Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Poligon

Reşit ÇAĞLAYANGİL

Nişanı öne alan cinayet

PERDE ARKASI

İZMİR Polisi, Ramazan Bayramı'nı yoğun gündemle geçirdi. Urla'da villa cinayeti, olayların tuzu biberi oldu. İnci Gürel'in villasında öldürülmesi polisi alarma geçirdi. Asayiş Şubesi'nde, Cinayet Bürosu'nun tüm dedektifleri bu işi çözmeye çabaladı. Ekibiyle bir çok başarılı soruşturmaya imza atan Büro Amiri Başkomiser Can Gökay'ın bayramda tatlı bir telaşı da vardı. Gökay'ın ailesi Çorum'dan gelmişti. Meslektaşı bayan polis memurunu istetecekti. Cuma günü kız istemeye gidilecek, cumartesi günü de nişan yapılacaktı. Fakat perşembe günü ortaya çıkan cinayet planları altüst etti.

Görevine çok bağlı olan Gökay'ın ailesi cuma günü kız evine gitti. Aileler söz kesti ve Gökay, elinde önemli bir soruşturma olduğunu söyleyip büyüklerin rızasını alarak aynı anda nişanı da yaparak, yüzükleri taktı.

Nişandan sonra hemen Urla'ya dönen Gökay, ailenin eski bahçıvanı Ferhat Korkmaz'ın şüpheleri üzerinde topladığını tespit etti. Cumartesi akşamı teslim olan ve cinayetle ilgisinin olmadığını öne süren Korkmaz'ı 6 saat çapraz sorguya alan Gökay, sonunda sanığı konuşturdu. Tatbikatta her şeyi anlatan Korkmaz suç aletlerini de gösterdi. Başkomiser Gökay böylece 2 günde hem nişanı yaptı, hem de amirlerinin yüzünü kara çıkarmayıp cinayeti aydınlattı. Dilerim düğününü rahat bir ortamda yapar...

Doğru söze ne denir

GAZİANTEP Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Salman Çelikadam geçenlerde basın açıklaması yapmış. Çelikadam, emniyet kemeri kullanımının insan hayatı açısından öneminin tartışılamayacağını, ancak bu konunun genelde ciddiye alınmadığını, televizyon kanallarında yayımlanan diziler ve filmlerin, izleyicinin eğitiminde ve yönelişlerinde etkin rol oynadığını vurgulayıp, ’’Bunlarda rol alan başrol ve diğer oyuncular otomobile bindiklerinde emniyet kemerini takmadan aracı kullanması, gerçekten kötü örnek oluşturuyor’’ demiş...

TEBESSÜM

‘‘Ağzı sıkı’’

DEDEKTİF Haydar, bir cinayeti soruşturuyordu. Karışık bir olaydı ve amirleri ‘‘Soruşturmanın selameti’’ açısından basına bilgi vermemişti. Gazeteciler, Dedektif Haydar'dan bilgi almaya çalışıyor, o ise ‘‘Benden bir şey öğrenemezsiniz’’ diyerek kimselere yüz vermiyordu.

Hava soğuktu... Dedektif Haydar, çevresine bakındı ve içinde sadece şoförün bulunduğu Renault marka ekip otomobiline bindi. Otomobilin kaloriferinin etkisiyle gevşeyen Haydar, müdürünü cep telefonuyla arayıp olayla ilgili bilgi vermeye başladı. Cinayetin nedenini, sanığın kim olduğunu detayına varıncaya kadar anlatan Haydar, sonunda ‘‘Merak etmeyin müdürüm benim ağzım sıkıdır. Gazetecilere bir şey söylemem’’ diyerek telefonu kapadı. Dedektif Haydar, otomobilden inmeden de başka bir ekipten olduğunu düşündüğü şoföre, ‘‘Aman devre (Polislerin birbirine hitap şekli) konuştuklarımı kimseye anlatma’’ diyerek sıkı sıkıya tembihledi. Gerçekten Haydar gazetecilere bilgi vermedi. Fakat bir gün sonra gazeteciler cinayetin tüm detaylarını yazdı. Buna en çok Dedektif Haydar şaşırmıştı. Yalnız Haydar bir şeyi atlamıştı... Ekip otosu sanıp bindiği otomobil gazetecilerin aracıydı... Şoför, Dedektif Haydar'ın telefonda söylediklerini muhabirine anlatmıştı...

Çevik Kuvvet interneti sevdi

İZMİR Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü'nde kurulu ‘‘Internet Cafe’’ bir an boş kalmıyor. Çevik Kuvvet personeli, 12 terminalili kafede, boş zamanlarında bilgisayarın başına geçip, sitelerde dolaşıyor, arkadaş bulup ‘‘Chat’’leşiyor. Çevik Kuvvet Şube Müdürü Alim Çenesiz, ‘‘Yeni yılda terminal sayısını artıracağız’’ diyor.

Yaşamın İçinden

Zor karar

YILLAR önceydi... Foça'da yazlarını geçiren İzmirli bir aileydiler. Mühendis olan çiftin iki de çocukları vardı. Büyük oğulları üniversiteye gidiyordu, aynı zamanda iyi yüzücüydü... Oğulları kaldıkları sitenin havuzunda tramplenden atlamış ve başı beton zemine çarpmış, boynu kırılmıştı. Çocuklarını hemen ambulansla İzmir'e üniversite hastanesine getirdiler. Üniversiteli genç günlerce Anestezi Servisi'nde bitkisel yaşamda kaldı, kendisinden ümit kesildi.

O zamanlar organ bağışı yok denecek kadar azdı. Doktorlar, acılı baba ve anneye konuyu açtıklarında ummadıkları bir olgunlukla karşılaştı. Kısa bir düşünmenin ardından acılı baba, ‘‘Benim oğlumun hayalleri vardı. İyi insan, iyi yurttaş olmak istiyordu. Bu hayallerini belki de can vereceği kişiler gerçekleştirir’’ diyerek kabul etti.

Bunun üzerine suni solunum makinasında tutulan ve tıbben ölü olan gencin başta göz kornea tabakası olmak üzere, böbrek ve diğer organları alındı, bağış bekleyen hastalara takıldı. Acılı baba, şimdiki gibi organ bağışının olmadığı yıllar öncesi böyle bir karara varıp büyük olgunluk göstermiş ve oğlunun canıyla başkalarına can vermişti.

MAİL: rcaglayangil@hurriyet.com.tr

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI