"Yaşar Sökmensüer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yaşar Sökmensüer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yaşar Sökmensüer

Polenler yelpiğimi de, dobazımı da tetikledi

DÜN Öz Türkçe zorlamalara, yaşayan dile yerleşen bazı kelimeleri kazıma çabalarına değinmeye çalıştım. Bugün de, oralardan Türk Dil Kurumu’nun ilk Türkçe Eczacılık Sözlüğü’ne geleceğim. Ama önce, bazı okurlarımızın e-mail ve Hürriyet Sosyal üzerinden paylaştığı eleştirilere yer vermek istiyorum.

Aslında iki eleştiri iç içe:

“Öz Türkçe’ye karşı olmam” ve “Karşı olmama rağmen yazımda bazı Öz Türkçe sözcükler kullanmam”...

Elbette Öz Türkçe kelimeleri (de) kullanıyorum, kullanacağım.

Çünkü yaşayan dilimizi ayıklama ya da dile bir güzel yerleşen bazı kelimeleri “dilde tahakküm kurma hevesiyle” dışlama gibi bir niyetim yok.

Bilgisayar yerine kompüter filan demeye çalışmıyorum, yani...

Zaten dileğim, derya-deniz bir dilimizin olması.

* * *

Yazımda net vurguladığımı düşünüyordum ama...

“Öz Türkçe”ye değil, o minvalde dile yerleşen kelimeleri -yabancı kökenli diye- ayıklamaya, “arı(t)ma” adı altında tasfiyeye karşıyım.

Kullanımı olanaksız (ve bazen anlamını ver(e)meyen, yetersiz) kelimeler üretme ısrarına, dilde “ari ideoloji”ye karşıyım.

Dile yönelik sınırlamalara, dil muhafızlığına, tahakküme karşıyım.

* * *

Dilin sadece Öz Türkçe koridorunda değil, tüm kültür zenginliğiyle cüretkar ve mezhebi geniş olmasından yanayım.

Ki cüretkar kelimesinin TDK sözlüğünde iki anlamı var; 1. Yürekli. 2. Saygısız.

Bence ikisi de, cüretkar kelimesindeki manayı karşılamıyor.

* * *

Kullandığım kelimelerin kökenine aldırmadan, bir duyguyu, bir durumu en iyi karşılayacak, anlatacak dilin peşindeyim, cürmümce...

Kelimenin, kasdedilen anlamı taşımasının yanında, fonetiğini, tabiri caizse yerine yakışmasını da önemsiyorum.

Bir nebze başarırsam, ne ala...

* * *

TDK bir çalışma grubu oluşturarak, ilk Türkçe Eczacılık Sözlüğü’nü hazırladı. Çalışma, 12 yıllık bir emeğin, kuyumculuğun ürünü...

Yapılan “Türkçeleştirme” çalışmasına örnek olarak verilen kelimeler arasında, yabancı eczacılık terimlerini anlaşılır kılan karşılıklar var.

Ancak, ürtiker: dobaz, dezenfekte: bulaş savma, by-pass: aşırtma, makyöz: düzgüncü-yüzyapan, biseksüel: erdişi, agresif: yayılgan, deterjan: kirgiderir, refleks: tepke gibi, bence yine ölüdoğum Türkçe karşılıklar da...

* * *

Ötesi, bir kısmı aslının anlamını da karşılayamıyor.

Misal... Kürtaj yerine “kazıma” kelimesi öneriliyor.

Ama “Kazıma yaptıracağım, kazıtacağım” desen...

“Saçını, kafanı mı, dövmeni mi kazıtacaksın”, “Lazer kazıma plaket mi yaptıracaksın” diye sorarlar insana.

* * *

Ayrıca dışkı: kazurat, parfümeri: ıtriyat örneklerinde, önerilen kelimeler Türkçe değil Arapça...

Grip yerine önerilen “paçavra hastalığı”nda paçavra Rumca, prezervatif yerine önerilen kaput Fransızca, şırınga İtalyanca...

Ve bence -hiç mi hiç- mahzuru yok.

* * *

En kaotik örneklerden birisi de, astım yerine “yelpik” önerisi...

Valla ben “yelpik”i ilk kez duydum.

TDK Büyük Türkçe Sözlük’e baktım. Soru işaretim, daha da koyulaştı...

Çünkü yelpik kelimesinin, 10’dan fazla anlamı varmış.

Astımdan romatizmaya, yürek çarpıntısına, ağrı-sızıya, tükürükten delifişeğe...

Oysa astım, hepimizin bildiği astım işte...

* * *

Bir de meselenin ana başlığına gelirsek, yani eczacılık, eczane, ecza kelimelerine...

Arapça, Farsça’dan gelen eczaneye ne diyeceğiz? Ve illa, başka bir şey dememiz gerekiyor mu…

Öyle ki, “Ki’p’ritlerin eczasını az koyuyorlar, yanmıyo meret” derdi, Emek (eski) 74. Sokak’taki bakkal Sait amcamız.

Gösterirken, o yanmayan kibritlerden -Rus ruleti misali- bir tanesi c4 fünyesi gibi parlardı da, 5 dakika başparmağını yalardı.

* * *

Ahmet Hamdi Tanpınar, “Kullanamadığım o kadar kelime varken, ölmek istemiyorum” demiş.

İşte böyle...

X