Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Polat Rambo değil Kara Murat

Kurtlar Vadisi’nin televizyonda hiçbir bölümünü izlemedim ama okuduklarımdan ne olup bittiğinden haberim var.

Kurtlar Vadisi Irak, Türk sineması için iyi bir örnek olabilir ama teknik özellikleri ile üçüncü sınıf bir Amerikan aksiyon filmi. Yönetmen Serdar Işık, başarıyla Amerikan sinemasını taklit etmiş. Aksiyon sahnelerinde kalabalıkları iyi yönetmiş. Patlama sahnelerinde gerilim duygusunu iyi yaratmış. Bütçesi ölçüsünde ışığı iyi kullanmış.

Birkaç yerde film zamanı ile gerçek zaman kayması yaşanmış ama bunlar normal gözle görülecek hatalar değil. Örneğin otelde tatlı ısmarlama sahnesini alalım. Tatlının ısmarlanması ile gelmesi arasında geçen zamanla, o arada gerçekleşenlerin süresi arasında ciddi fark var. Senaryodaki derin boşlukları bir yana bırakıyorum. Polat Alemdar madem bombayı çocukları öldürmemek için patlatamadı, o zaman nasıl elini kolunu sallayıp otelden dışarı çıktı?

Neyse... Asıl iğrençlik Amerikalı askerlerin Kara Murat filmlerindeki Bizanslılar, onların başındaki Sam Marshall’ın da ağzından salyalar akan Bilal İnci olarak resmedilmesinde.

Amerikalılar İsa adına çalışan şeytanlar. Gözlerini kırpmadan işkence yapıyor, çocuk öldürüyor, minarede ezan okuyan imamı bombalıyorlar. Hatta ele geçirdikleri Kürt esirlerin organlarını çıkarıp Avrupa’daki zenginlere pazarlıyorlar. Ama her nedense bu iblis Amerikalılar sivil Türk subaylarının başına "çuval" geçirmekle yetiniyorlar.

Diğer yandan filmde kaba bir İslam propagandası yapılıyor. Şeyh Abdurrahman Hicabi, İslam’ın barışçı mesajlarını veren karakter. Hıristiyanlık tu kaka, Müslümanlıksa cici. Filmde bir tane "iyi" Amerikalı yok, tamamı cani.

"Amerikalılar bunları yaptılar kardeşim, yapıyorlar da" diyebilirsiniz, Amerika’yı eleştirebilirsiniz. Ama "karşıtlık" duygusunu Amerikalıları "cani" göstererek yansıtmak ne kadar doğru bir şey? Türklerin kafasına medeniyet çatışmasına sürükleyecek bir nefretin tohumlarını atmak ne kadar doğru bir şey?

"Ne var bunda, bu da bir film işte" diyebilirsiniz. Doğru ama bu filmin mesajını önemsemeyeceksek, yıllardır Gece Yarısı Ekspresi’ne niye lanet yağdırdık?

Türkiye ile Amerika arasındaki diplomatik ve askeri bağlar "tezkere" onaylanmayınca çok zayıfladı. Bu film bazı kopuşların ilk sinyallerini veriyor. Umarım bu filmi "beğendiğini" söyleyen Tayyip Erdoğan, Amerika’yla masaya oturacağı İran pazarlığının da hesabını iyi yapmıştır. Bu filmin bu pazarlıkta işe yarayacağı sanılıyorsa, çok yanlış hesap yapılıyor.

Erkek tavlama kılavuzu

Beşiktaş’taki Kabalcı Kitabevi’ni gezerken "Erkek Tavlama Kılavuzu" isimli kitap ilgimi çekti. Kimmiş bu erkek uzmanı diye alıp bir baktım. İsmi Funda Aksoy. Kitabın içinde Aksoy’un nasıl erkek uzmanı olduğunu anlatan bir satır bile yok. Nasıl uzman oldu acaba? Bildiğim kadarıyla bu işin okulu, lisansı, yüksek lisansı yok. Demek ki bir diploma söz konusu değil. Funda Hanım alaylı. Bu kitaptaki bilgilerin hepsini deneyerek öğrendiyse oldukça çileli bir yolculuktan geldiği belli.

Aksoy’un kitabı, Çin bilgeliğinde kadınlar için 3 altın kural olduğundan söz ederek başlıyor:

1- Esprili, hoş sohbet ve seni güldürmesini bilen bir adam bulman önemlidir.

2- Güvenebileceğin ve sana hiç yalan söylemeyecek bir adam bulman önemlidir.

3- Yatakta çok iyi olan ve seninle aşk yapmayı seven bir adam bulman önemlidir.

Daha sonra Aksoy, erkekleri anlatarak kadınlara bu altın kurallara nasıl ulaşacakları konusunda yollar öneriyor. İşte yollardan biri. Aksoy kadınlara çıkılan bir erkeğin üçkağıtçı olup olmadığını nasıl anlayabilecekleri konusunda aşağıdaki testi yapmalarını öneriyor:

1- Size randevu verdiği halde ekti mi?

2- Son anda randevu yerini değiştirdi mi?

3- Yemek yedikten sonra aniden cüzdanını başka bir ceketinde unuttuğunu fark etti mi?

4- Geçmişi hakkında konuşmaktan kaçınıyor mu, ya da aynı olaydan iki kez bahsetti ve ufak tefek farklılar yarattı mı?

5- Belirli bir işi var mı? Yani işyerinden arayabiliyor mu?

6- İlk seferinde gayet lüks bir yerde buluştuğunuz halde ondan sonraki buluşmalarınız son derece mütevazı yerlerde mi gerçekleşti?

7- Siz otururken aniden telefon geldi ve yüzü birden asıldı ve sorduğunuzda "Önemli değil, bir iş mevzuu vardı da" gibi bir cevapla karşılaştınız mı?

8- Her buluşmanızda biraz daha canı sıkılmış mı gözüküyor?

9- Üzerindekiler hep pahalı markalar ama üzerine toz düşse paniğe mi kapılıyor?

Yukarıdaki maddelerden üçü gerçekleşti ve bu olaylardan hemen sonra çıkılan adam kısa bir süre için borç istediyse Aksoy ondan uzaklaşılmasını öneriyor. Bu tipler genellikle düşünceli, ince, nazik görünürlermiş. Tıpkı Kurban Bayramı’nda koyunları ailedeki hemen herkesin eliyle beslemesi gibi bir şeymiş bu. Ne demekse... (Bu kitaba haftaya devam edeceğim)

Kuzucuklar bu kitabı okumalı

Bu haftasonu için bir okuma önerisi: İsmail Biret’ten tiyatro efsanesi Naşit Ailesi’nin; Naşit Bey’in, Selim Naşit’in ve Adile Naşit’in renkli yaşam öyküsü: Komik-i Şehir Naşit Bey ve Çocukları.

İsmail Biret, Selim Naşit’in bacanağıymış. Selim Naşit ölmeden önce yaşam öyküsünü yazmayı çok istermiş ama bir türlü biriktirdiği malzemeleri bir araya getirmek kısmet olmamış. O da bacanağına ve Naşit ailesine duyduğu sevgi ve saygının bir göstergesi olarak, ailenin hayat öyküsünü varolan belgelere, bilgilere ve kendi yaşadıklarına dayanarak kaleme almış.

Biret’in çok akıcı bir dili var. Kitabı da ağırlıklı olarak Selim Naşit, Adile Naşit, Naşit Bey, Selim Naşit ve eşi Peyker’in ağzından yazmış. Ortaya çok hoş bir Türk tiyatrosu tarihi klasiği çıkmış. Okuması çok keyifli, bazen oldukça komik bir tarih. Hele de Adile Naşit’in kuzucuklarının kaçırmaması gereken bir tarih. Şiddetle öneriyorum.

(*) İsmail Biret, Komik-i Şehir Naşit Bey ve Çocukları, Doğan Kitap, 2005.

CUMA İTİRAFI

çapkınkız00; Cinsiyet: Kadın; Yaş: 31; İl: İstanbul

Sevgilimle karda sevişme fantezimizi gerçekleştirdik. Arabayla onca yol katettikten sonra uygun bir yer bulabildik. Karda yuvarlanırken her yanımız buz tuttu resmen. Sevgilim fazla soyunmadı ama beni iyice soymaya kalkınca bir ara donan popomu hissetmedim. Bir haftadır zatürree başlangıcı teşhisiyle evde yatıyorum. Sevgilim bir dediğimi iki etmiyor. Bir de pırlanta yüzük aldı. Her şeye değerdi.

Yorum: Umarım bu çiftin saunada sevişme fantezisi yoktur! Birinci dereceden yanık bir poponun acısını hangi pırlanta yüzük geçirebilir.

CUMA TAKINTISI

Gelin bu hafta yine bir balık lokantasına takalım. Kuruçeşme’yi geçiyorsunuz, biraz daha ilerliyorsunuz hemen Ece’nin karşısındaki parkın içinde, deniz kenarında, Marina. Deniz levreği harika, kalamar harika, patlıcan ezme harika, salata harika. Başka bir şey yemeyin zaten. Az ve öz. Lezzet garantili. Manzara, sohbet ortamı harika. En son karışık tatlı tabağı: Kabak tatlısı, incir tatlısı, ekmek kadayıfı... Ağzım sulandı valla.

CUMA LAKIRDISI

"Bir erkek onu çıkarmayı arzulayana kadar bir elbisenin hiçbir anlamı yoktur." (Sagan)
X