"Kanat Atkaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Kanat Atkaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Kanat Atkaya

Plüton’u soran olursa Cücedir diyeceksiniz

Bugün biri yanınıza yaklaşıp "Plüton nedir?" derse öncelikle "Git başımdan, deli midir nedir?" diyerek kovalamaya çalışın, eğer "N’olur söyle, Plüton nedir, nedir?" diye peşinizden koşarsa da "Cücedir!" diyerek kurtulun.

Yukarıdaki cümleden sonra bana hálá güveniniz kaldı mı bilemiyorum ama Plüton hakikaten gezegen değilmiş arkadaşlar.

Bunu ben söylemiyorum, Astronomi Birliği’nin dünyanın dört bir yanından koşarak gelen (Kötü espri yapmak istiyorum: Bazıları uçağa binmiştir, hepsi koşmamıştır bence. Ay, iğrenç!) üyeleri söyledi, ben de haberlerde duydum.

Bu arada "Dünya yuvarlak di mi? Nasıl dört yanından koşuluyor" diyerek misilleme yapmak isteyen arkadaşları uyarayım, kötü espri konusunda hakikaten kötü kalpliyimdir, bütün arkadaşlarım bilir!

Bu tür haberleri gazetede görmeyip, televizyonda seyretmeyince hayatınızın sonuna kadar ıskalamanız ihtimali çok yüksek oluyor.

Astronomi Birliği üyeleri bu yıl Prag’da toplanmış. Plüton’un gezegen olarak adlandırılmasının yanlış olduğunu düşünen astronomlar, bundan böyle Plüton’u "Cüce gezegen" olarak anma kararı almış. Sınıflandırmada da gezegen olarak kabul edilmeyecek.

Plüton’un arkasından "Getti gök cismim getti... Yörüngesine gurban olduğum, gettiiiiii!" diye kendimizi harap edecek halimiz yok.

Ama el insaf! Kendimi bildim bileli, güneş sistemi dendiği zaman Plüton’un adını da muhakkak sayardım!!!

Şimdi bu kadar neslin "Plüton mu? Ha gezegen o. Onu boşver de, kupon yazıyorum, Fener maçı n’olur?" derecesinde emin olduğu bir bilgi böyle vırt diye değişiyor, koca Plüton’a (ufaktır aslında, bakmayın gezegen dediğimize) "Cüce" mi diyeceğiz?

Uzatmayayım, anladınız işte. Soran olursa "Cücedir" deyip geçiyorsunuz.

Klimalı eve kanepe rezervasyonu

Bu sıcak havalarda yapılabilecek en iyi işlerden birini bulmuşum, evde buzluk temizliyorum. Buzdolabının buzluk kısmında bir problem olduğunu, son buz kalıbını kerpeten yardımıyla karların arasından sökerken fark ettim.

Bir sonraki aşama herhalde buzluk kısmında "Kış Olimpiyatları" logosunun belirmesi olabilirdi...

*

Bir süredir Formula 1 aracı gibi ses çıkarıyordu zaten, belli ki zorlanıyordu makine; fişini çekince "ıgıngın-gın-gın-gıoooonn" gibi sesler çıkararak durdu, sakinleşti...

Fişi çekmek buzdolabına bir huzur, buzluktaki aysberglere bir mayışma getiriyor ama evde soğuk likit bulunmaması sinir bozucu.

İki saatin sonunda Damlataş Mağarası’nın minyatürü görünümündeydi buzluk hálá.

İçimdeki "Haydi abuk bir iş yapıp kazaya yol açalım" diyen ses, tornavida ve çekiç gibi, buzda titreme yaratacak aletlerle olaya yeni bir boyut kazandırmayı öneriyor.

İçimdeki sese, "Sus kardeşim bir dakika ya! Sana isabet edeceğini bilsem, kendime saplayacağım tornavidayı; vır-vır-vır..." diyerek, anneanneden kalma "bir kaseye sıcak su koyup buzluğa yerleştirme" modelini deniyorum.

*

Tam "Çıkarttığım kutu meşrubatları filan bu buzun üstüne koysam yine soğur aslında ya... Ama küçükken kar diye yemeğe kalkınca fırça yemiştik ’Pis o!’ diye. ’Pisse, niye dolapta saklıyoruz?’ diyememiştik tabii o yaşta..." görüşüne kaydığım sıralarda kapı çaldı, gelen Topesto.

Boynuna iki sene önce Tahtakale’de yine böyle bir havada aldığımız seyyar vantilatör asılı vaziyette geldi. Seyyar vantilatör dediğim minicik bir pervane, görmüşsünüzdür, iple boynuna asıp geziyorsun. Bence bir süre sonra dandik olduğu için pilden yayılmaya başlayan sıcaklık ayrıca yoruyor insanı ama olsun...

*

"Benim aldığım çalışmıyor" dedim.

"Pil koyman lazım, bak ben yeniledim, çalışıyor" dedi.

"Usta benim ev esiyor, şu boynundakini kapatsan" cümlesiyle sinirlerimin pek de sağlam olmadığını belli etmeye çalıştım.

"Ne o, cereyan mı yaptı canım? Ehe-ehe" diyerek şansını zorladı.

"Hayır, mıylıyor sürekli. Afacan sen bu enerjisi hangi santralda yükleyip geldin bakalım? Gördüğüm kadarıyla güvercinler bile uzun mesafe uçmuyor bu havada. Ancak iki apartman arası gidip, Boğaz’dan çıkmış donlu çocukların asfalta yattığı gibi gölgeye deviriyorlar bünyeyi" dedim.

"Martı Gövö n’apıyor?" dedi.

"Ne yapsın martı, uçuyor işte. Artık tanıyamıyorum galiba" dedim.

"Ne o huyu mu değişti. (Beni taklit ederek) ’Seni artık tanıyamıyorum Martı Gövö!’ Ehe-ehe!" dedi.

"Ah benim cüssesi dana kadar olurken, beyni buzağı seviyesinde kalmış arkadaşım, ah!.. Martılar eğer piercing veya gagayı boyamak gibi bir iş yapmazsa hepsi birbirine benziyor... Seni hangi sıcak hava dalgası attı bakayım?"

*

"Boynumuzda pervane, elimizde 1,5 litrelik su şişesiyle tam teçhizat kameraman Cevat Kelle gibi gezmemizin bir sebebi var elbette, klima almaya çıktım..."

"En iyi arkadaşımsın... Ayrıca çok akıllı bir insansın..."

"Biliyorum, haydi yürü!"

"Nereye?.."

"En iyi, en akıllı arkadaşınla klima almaya..."

"Ben dolapta semirmiş buz kitlesini kullanarak nonfigüratif heykeller yapmayı düşünüyordum, tornavida filan girişmek üzereydim..."

"Cumartesi (yani bugün oluyor sizin için) 35 derece olacakmış..."

"Dur bi tişört giyeyim... Şu önünde durunca boynuna sarılabilecekmişsin gibi duran dev klimalar var ya; çok mu pahalıdır acaba onlar?.."

"Riko kanepeye rezervasyon yaptırdı yalnız..."

"Vay adi!.."

Hektar hesabı anlaşılmıyor ölçü birimini değiştirelim

Orman yangınlarıyla ilgili haberlerde, kaybedilen alan hektar olarak ifade ediliyor.

Yangında kaybedilen araziyi herhalde deniz miliyle ifade etmeyecekler, normal.

Ancak "300 hektar orman yandı" cümlesi tahminimce büyük çoğunluk için hiçbir şey ifade etmiyor.

Yani tabii "Ah yazık ormanlar yandı, oradaki hayvanlara da yazık olmuştur şimdi, canııııım" diyoruz, diyorsunuz ama facianın boyutlarını gözünüzün önüne getiremiyorsunuz büyük ihtimal.

"Orman Yangını" denen felaketin büyüklüğünü, korkunçluğunu, neyi kaybettiğimizi net olarak anlayabilmemiz için örneklerde "hektar" yerine başka ölçü birimleri kullanılması gerektiğine inanıyorum bu yüzden.

"500 Cevahir İş Merkezi büyüklüğünde ağaçlık alan yandı... Antalya’daki yangında kaybettiğimiz yeşil alana 3 milyon 247 adet Zübürt marka otomobil park edilebilir..." gibi örnekler, şu anda Türkiye’nin seferberlik ilan ederek mücadele etmesi gereken felaketi daha iyi anlatabilir.

Şimdi benim bu örneği ciddiye alan çıkmaz umarım, elbette şaka yapıyorum.

Dünya güzeli yeşil alanlar küle dönerken, olanı biteni "Her sene yanıyor. Yine çıkar ağaçlar" gibi bir rahatlıkla takip etmek sinirime dokunuyor. Bu kadar.
X