"Taha Akyol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Taha Akyol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Taha Akyol

Plebisit ve miting

Gezi Parkı sorunu plebisitle, yani tek konulu ve sınırlı halk oylamasıyla halledilebilir, halledilmeli.

Direnişi uzun müddet devam ettirmenin insani ve fiziki zorlukları olduğu gibi, yasadışı örgütlerin yeniden şiddete başvurması gibi ihtimaller de vardır. “Büyük kamuoyu”nun da ekonominin de beklentisi durumun normalleşmesidir.
Tabii ki Başbakan “plebisit”i önerirken partisinin İstanbul’daki gücüne güveniyor. Buna bakarak protestocuların plebisite karşı çıkmaları yanlış olur. Plebisit, kimse için çantada keklik de değildir.

BAŞBAKAN’IN AVANTAJLARI

2009 İstanbul Büyükşehir Belediye seçimlerinde AK Parti’nin oyu yüzde 44’tür.
2011 genel seçimlerinde İstanbul’un üç seçim bölgesindeki toplam oyları yüzde 49.4’tür. Demek ki genel ve yerel siyasi dinamikler aynı değil.
Başbakan 2010 referandumunda MHP tabanının bir bölümünden aldığı desteğe bakarak, Taksim’de bir Osmanlı eserinin yeniden yapılacak olmasına “Evet” diyebilecek milliyetçi oyları hesaplamış olsa gerektir.
Başbakan’ın daima galibiyete odaklanmış mizacına bakarak, tahmin edebiliriz ki, çok güçlü, çok yoğun bir kampanya ile “Evet” çıkaracağına inanıyor olmalıdır.

MADALYONUN ÖBÜR YÜZÜ

Fakat bardağın bir de öbür yarısı var. Siyasi iktidar olarak AK Parti’ye oy veren fakat Gezi Parkı konusunda “Hayır” diyecek bir seçmen kitlesi de mevcuttur. Elimizde rakam yok fakat genel seçimlerle mahalli seçimlerde iktidar oylarının farklı olması, bu seçmen kitlesinin önemli olabileceğini düşündürüyor.
Rahmetli Özal da ilk seçim yenilgisini 1989 seçimlerinde almış, bütün büyükşehirleri kaybetmişti. “Mahalli faktör” ayrı bir dinamiktir.
Diğer bir faktör, sosyal medyadır. KONDA’ya göre Gezi Parkı protestolarına katılanların yüzde 69’u bunu sosyal medyadan öğrenerek gelmişlerdi; TV’den öğrenenlerin oranı, maalesef diyeceğim, yüzde 7’dir!
İktidarın medyaya baskı yaptığı düşüncesi, sosyal medyaya yönelişi güçlendirdi. “Baskı” algısının yarattığı tepki duygusu da plebisitte iktidar için dezavantajdır.

DÜRÜST PLEBİSİT

Görülüyor ki, mevcut avantaj ve dezavantajlar aşağı yukarı eşittir; o bakımdan gerçek anlamda bir “plebisit” yapılabilecektir. Tabii oylanacak metnin nasıl yazılacağı hayati derecede önemlidir; “Ağaçlar kesilsin mi?” veya “Tarihimize sahip çıkalım mı?” gibi, çok geniş kitleler için cevabı belli sorularla dürüst plebisit yapılamaz.
Soru öyle net ve tarafsız olmalıdır ki, plebisit baştan sakatlanmasın.
Madem plebisit imkânı doğmuştur; hükümet projeyi plebisit sonuna kadar askıya aldığını, protestocular da plebisiti kabul ettiğini açıklayarak, gergin durumu sona erdirmeli, eylemler bitmeli.
Plebisit, hukuken bağlayıcı değildir, yargı kararının yerine geçmez. Fakat, halkın vereceği çok kuvvetli bir mesaj olacağı için kimsenin söyleyeceği bir şey kalmaz.

MİTİNGLERİ SEVMİYORUM

Daha önce defalarca “Liberaller referandumu pek sevmez” diye yazdım. (Milliyet, 1 Aralık 2009) Ben de anayasa referandumları dışında pek sevmem; çoğunluğun tahakkümüne yol açabilir çünkü. Fakat, konusu ve mekânı sınırlı böyle konularda plebisit iyi bir formüldür.
“Mitingleri sevmiyorum” diye de yazmıştım. (Milliyet,19 Mayıs 2011). Hele liderlerin salı konuşmaları; aman Allah!
Miting havası, ölçülü kalması gereken siyasi rekabeti çığırından çıkarıyor. Olgun demokrasilerde var mı böyle şeyler?
Bugünkü gergin ortamda AK Parti’nin miting yapmaktan vazgeçmesi gerektiğini yazmıştım; biliyorum, boşuna... Ama bir yazar bazen de tarihe not düşmek için yazmalı, değil mi?

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI