ABD sırt sıvazlıyor Erdoğan yalnız

Güncelleme Tarihi:

ABD sırt sıvazlıyor Erdoğan yalnız
Oluşturulma Tarihi: Mayıs 20, 2013 00:00

Uluslararası Kriz Grubu, dünyadaki sorunlu bölgeler üzerine çalışmaları ve raporlarındaki isabetli tespitleriyle tanınan bir düşünce kuruluşu.

Haberin Devamı

30 Nisan’da yayınladıkları ‘Buharlaşan Sınırlar: Suriye Krizinin Türkiye’ye Sıçrayan Riskleri’ başlıklı rapor, Reyhanlı saldırısıyla gün ışığına çıkan riskler için adeta erken uyarı niteliğindeydi. Başbakan Erdoğan’ın Washington randevusunun ardından Ankara açısından Suriye denkleminin ne noktaya geldiğini Uluslararası Kriz Grubu’nun Türkiye Proje Direktörü Hugh Pope ile konuştuk.

TÜRKİYE GÜCÜNÜ KAYBETTİ

Başbakan Erdoğan’ın Washington ziyaretinden sizin çıkardığınız en belirgin mesaj nedir?
En belirgin mesaj şu; ABD’nin Esad rejimini devirmeye yönelik bir askeri operasyona niyeti yok. Eğer Erdoğan bunu umuyorduysa bir hayal kırıklığı yaşamıştır elbette. Çünkü bir buçuk yıldır Esad’ın gitmesini talep eden keskin politikasında oldukça yalnız kalmış durumda.

Haberin Devamı

Yalnız derken Batı bloğu içinde mi demek istiyorsunuz?
Hayır, daha genel bir durumdan bahsediyorum. Kimse yangına Türkiye kadar yakın değil. Yaşananların bedelini Türkiye ödüyor. Elbette Amerika ‘Biz sizin arkanızdayız, yürüyün’ diyerek sırt sıvazlıyor. Ama aslında Türkiye ile beraber değiller. Bu kriz, Türkiye’nin tek başına bölgede askeri ya da diplomatik olarak bir şeyi değiştirecek kadar kritik bir baskı mekanizmasına sahip olmadığını ortaya koydu. Maalesef Türkiye 5 yıl önceki herkesle konuşabilen güçlü ve tarafsız konumunu kaybetmiş durumda. 5 yıl önce bölgede herkes ‘Başınıza iş almak istemiyorsanız Türkiye’yi kızdırmayın’ diyordu. Ama bugün bakın 2 senedir gitsin diye uğraştığı Esad hâlâ koltuğunda oturuyor. Tahmin ediyorum, Erdoğan bugün bu görüntünün ortadan kalkması için ne gerekiyorsa yapıyor. O nedenle de ABD temaslarında bu yönde umutlar beslediğini tahmin etmek zor değil.

ABD İÇİN TÜRKİYE; RADAR VE İSTİHBARAT

Beklediğini alamadı mı sizce?
Suriye konusunda tahmin ediyorum, hayır alamadı. Ancak ABD Başkanı Obama’nın akşam yemeğinde ağırlamış olması elbette Erdoğan’ın imajı açısından fevkalade bir durum. Washington, Türkiye’ye oldukça yoğun ilgi gösteriyor. Ama ABD’nin ilgisi daha çok Türkiye’nin muhteşem coğrafi konumuyla ilgili. Yani aslında ülkenin içinde olanlarla fazla da ilgilenmiyor. Türkiye dediniz mi ABD için dosyaların başlıkları şöyledir; ‘Türkiye ve İran’a karşı radar’, ‘Türkiye ve Suriye içi istihbarat’. Ama Türkiye’de yüzlerce insanın KCK gibi bir davadan tutuklu olmasıyla ilgilenmiyor mesela.

Haberin Devamı

WASHINGTON ZİYARETİ BAŞARILI

Yıllık insan hakları raporlarında var bu tür eleştiriler.
Evet var ama nedense hiç gündeme getirilmiyor. Zaten Türkiye de bu konuda çok hassas. Hatırlayın ne zaman Amerikan Büyükelçisi basın özgürlüğü ya da yargı gibi konularda bir şey söylese ‘Seni ilgilendirmez’ diye uyarıldı. Yani bu konular varken bu kadar üst düzey ağırlanmasına bakarsanız bence Washington ziyareti, Erdoğan açısından başarılı olmuştur. Özellikle de Amerikan halkını yaralayan Siyonizm açıklamalarından sonra gelen bir ziyaret olduğunu düşünürseniz. O konudaki tepkinin üstesinden geldi ve ziyareti de, yemeği de aldı. Bu tür bir ziyaretin zaten dünyanın bütün sorunlarını çözmesini bekleyemezsiniz. Ama iki ülkenin paralel durduğunu teyit eden bir görüntü olmuştır. Bu elbette Erdoğan’a yardımcı olacak bir imajdır.

Haberin Devamı

KIBRIS’TA FEDERASYON  MODELİNİ KİMSE İSTEMEZ

Erdoğan ile Obama’nın buluşmasında sürpriz bir Kıbrıs vurgusu göze çarptı. Ne pişiriyorlar sizce?
Kıbrıs’ta koşulların değiştiği bir gerçek. Hristofyas ve Talat da denedikten sonra iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon modelinin işlemeyeceği kanıtlandı. Bunu kimse istemiyor. Kıbrıslı Rumların yeni lideri Anastasiades, siyasi intihar pahasına Annan Planı’na ‘Evet’ demiş bir isim. Türkiye’nin öteden beri hayali olan konfederasyon fikrine de açık. Ankara neden bu adamı destekleyecek açıklamalar yapmak yerine onurunu kıracak bir tavır izliyor anlamıyorum. Daha da trajik olan, onurunu kırdıklarının da farkında değiller. Ekonomik krizle birlikte Kıbrıslı Rumlar bir arayış içine girdi. Artık ellerinde tuttukları AB kartı da o kadar güçlü bir kart değil.

Haberin Devamı

KIBRIS ÇÖZÜLÜRSE İSRAİL GAZINI ALIRSINIZ

AB sürecinden fazla beklentisinin olmadığı bir ortamda Türkiye neden tekrar bir çözüm süreci için elini taşın altına koysun?
Başbakan Erdoğan’ın bu işe girmesi için çok doğru zamanlama, çünkü Doğu Akdeniz’deki gaz hikâyesi çok kritik bir aşamada. Kıbrıslı Rumlar henüz ne kadar gaza sahip olduklarını kanıtlayamadılar. Rumların gerçekten gazı var mı belli değil. Ama İsrail’in gazı var. Hem de Kıbrıs üzerinden Türkiye’ye bir boru hattıyla taşıma fikrini değerlendirmeye de hazırlar. Tabii bunun olabilmesi için Kıbrıs’ta çözüm olması şart.

ABD’nin birden Kıbrıs sorununa ilgi duymaya başlamasının arkasında gaz hikâyesi mi var yani?
Bilmiyorum. Ama bildiğim şey Amerikalıların Doğu Akdeniz’deki gaz hikâyesine oldukça ilgi gösterdiği. Hatırlayın, Bakü-Tiflis-Ceyhan da Amerikalıların fikriydi. Bu da aynı BTC gibi son derece stratejik bir boru hattı olur. ABD bunu desteklemeye karar verdi mi şu aşamada bilmiyoruz, ama onlar açısından rasyonel bir politika olduğu ortada. Sonuçta Türkiye bu fırsatı kaçırsa da İsrail gazını çıkarmak için bir yöntem bulur. Ama siz neden Kıbrıs’ı sırtınızda küfe olarak taşımaya devam edeceksiniz ki? Siyaseten sorunu çözün, ilişkileri normalleştirin, AB sürecini normal rayına sokun, gazı da alın.

Haberin Devamı

Şam’ı kaybedip varlığını sürdürebilir

Ankara ve Washington, Esad’ın gitmesi konusunda hemfikir de nasıl gideceği konusunda bir açılım neden olamıyor? 
Esad rejimi şu anda kendisini bir anlamda milis gücüne dönüştürmüş durumda. Hükümetin imkânlarını kullanarak bir gruba ve bir bölgeye hizmet eden milis güçler... Rejimin artık Şam’ı kaybedip kaybetmeme konusuna fazla kafa yormadığını düşünüyorum. Çünkü rejim
Şam’ı kaybedebilir ama yine de varlığını sürdürebilir. Rejim için önemli olan Şam değil.

Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun ‘Esad etnik temizlikle Nusayri devleti için alan açıyor’ anlamına gelecek yorumuna da katılıyor musunuz?
Bunu yapıyor olabilir çünkü artık iş ölüm kalım meselesine geldi. ‘Öldür ya da öl’ ikilemi içinde hareket ediyor herkes orada. Artık olayların seyri gün gün değişiyor neredeyse.

Moskova’nın bugüne kadar sürdürdüğü tutumu dikkat alırsak Obama’nın Rusya vurgusu, Baas rejiminin unsurlarının yer alacağı çözüm arayışının ağırlık bastığı anlamına mı geliyor?
Rejimin yenilmediği ortada. O rejimin orada durduğu gerçeği daha ne kadar reddedilebilir bilmiyorum. ABD’nin politikasında tutum değişikliğinin sinyali var. Rusya’sız seçenekleri zorlamanın bir manası olmadığını gördüler. Rusya bir formülün parçası olduğunda, İran da arkasından gelecektir.

Arapça konuşan nüfusun kıymetini bilmiyorsunuz

HATAY’da o kadar Arap kökenli nüfus var ama konuşulan Arapça harap bir durumda. Kuran kursunda öğrenilen Arapça dil öğrenmek değildir. 1 milyon insanınız Arapça konuşuyor ve siz onların kıymetini bilmiyorsunuz. Getirin Dışişleri Bakanlığı’nda çalışıp size yardımcı olsunlar. Bildiğim kadarıyla Dışişleri’nde Arapça konuşan sadece 6 kişi var. Barış süreci sadece Kürtlerin haklarıyla ilgili olmamalı.

Ankara Şam’ın elinden PKK kartını alıyor

Reyhanlı’daki bombalar Türkiye’nin iç dengeleri açısından ortaya nasıl bir resim çıkardı?
Reyhanlı’daki trajik olayın sinyalleri epeydir vardı. Türkiye biraz da yayın yasağı sayesinde sınır aşan etkilerini kontrol altına almayı başardı. Şükür ki, Kürt meselesinde şu anda barış süreci gündemde. Eğer PKK çekilme sürecinde olmasaydı o sınırdaki alev nasıl bir şeye dönüşürdü düşünün. Bugün Türkiye aynı zamanda Şam’ın elinden PKK kartını alma sürecindedir. Geçen sene Gaziantep’teki bombalı aracı hatırlayın. Belki de hükümet PKK’yı işaret etmekte aceleci davranmıştı. İşler daha da karmaşık hal almıştı. Ama bugün Türkiye o açıdan daha güçlü. PKK ile uzlaşma süreci devam ettiği takdirde de eli daha güçlü olacak.

Türkiye laik değil laik görüşlü

Türkiye için krizden çıkış yolu nedir?
Akıllıca davranarak, tek başına yapabileceklerinizin sınırlarının farkında olarak çıkılır. Burada üslup çok önemli. Türkiye’nin yapamayacağı şeyler konusunda beklentiler yükseltilmemeli. Türkiye daha dengeli ve nüanslı bir pozisyona çekilebilir. Evet, Türkiye Sünni Müslüman bir ülke. Kimse buna karşı da çıkmıyor. Türkiye Sünni Müslüman ve laik görüşlü bir ülke.

Laik değil ama laik görüşlü mü?
Başbakan Erdoğan’ın kişisel tercihlerini biliyoruz. En son Kızılcahamam konuşması Kuran’dan alıntılarla ve dini eğitimini ortaya seren vurgularla doluydu. Dini görüşlü bir lider her ülkede olabilir. Ama Türkiye laik görüşlü bir ülke. Laik değil.

ANKARA PARTİZAN GÖRÜNTÜSÜNÜN FARKINDA DEĞİL

/images/100/0x0/55ea9f9af018fbb8f88c20e1

 Bugün Türkiye uluslararası alanda hâlâ böyle mi algılanıyor?
Türkiye bugün Suriye’de Sünni kampın tarafını tutarak ne kadar partizan bir Sünni aktör olarak algılandığının farkında değil. Hem de Sünni kampın hepsine değil o kampın içindeki bir gruba destek vererek. Türkiye’nin tarafı olduğu Katar ve Müslüman Kardeşler grubu. Suudi Arabistan’ın pozisyonu başka. Yani Türkiye 5 sene önce bölgede herkesle konuşabilen tarafsız bir aktörlükten Sünni ülkeler içinde bir bloğu temsil eden bir konuma doğru çekildi. Türkiye eski tarafsız pozisyonuna dönecek hamleleri yapmalı. İsrail ile başlayan süreç işe yarayabilir. İran’la da eski dengeyi sağlamalı.

İHH BİLE BÜTÜN TARAFLARLA KONUŞUYOR

Söylediğiniz kadar angaje olduysa bugün artık İran gibi aktörler açısından ‘Taraf değiliz’ şeklinde bir vurgu inandırıcı olur mu?
Bakın bizim raporu hazırlarken konuştuğumuz İHH bile bölgede Türkiye’nin daha gerçekçi bir politika uygulaması gerektiğini söyledi. Biliyorsunuz İHH, İranlılar ile Suriyeli muhalifler arasındaki esir değişiminde çok kritik bir rol oynadı. Çok iyi iş yaptılar ve İran’la da, Esad rejimiyle de, muhaliflerle de konuşabildiklerini gösterdiler. Eğer İHH her tarafla konuşabiliyorsa Türkiye neden konuşamasın? Bu Türkiye’nin savaşı değil. Türkiye partizan davrandığında bölgenin dengeleri değişiyor, insanlar tedirgin oluyor.

Kalaşnikof yok tabancaları var

Yayın yasağı başarılı oldu derken tam olarak neyi kastediyorsunuz?
Orada durum çok hassas. Hatay’ın nüfusunun üçte biri Arap Alevi. Bombaların patladığı Reyhanlı ise Sünnilerin çoğunlukta olduğu bir ilçe. Bir süredir Aleviler ve Sünniler arasında sıkıntı var. Arap Aleviler zayıf ve baskı altında hissediyorlar. Hükümetin Suriye’deki Sünni muhaliflere verdiği desteğin kendileri için doğrudan bir tehdit olduğunu düşünüyorlar. Biz Uluslararası Kriz Grubu olarak bu korkuların arkasında gerçek tehditler var mı diye bakmaya çalıştık ama bulamadık. Ama sonuçta Alevilerin bir algısı var, o da şu; Sünni milisler Suriye’deki işlerini bitirince gelip Hatay’daki Alevileri de öldürecek. Düşünsenize, yarın kalkıp birileri Alevilerin çoğunlukta olduğu Samandağ’a bomba koysa. Böyle bir şey beslenen korkuların gerçekten patlamasına neden olur. Hatay’da insanların belki AK-47’leri (Kalaşnikof) yok ama tabancaları var. Bu tür olayların neden olabileceği dinamikleri düşünmek bile istemiyorum.

Hükümet bunların ne kadarının farkında?
Hükümet bu konularda çok dikkatli. Geçen eylülde tam gerginlikler artmaya başladığında önemli bir şey yaptılar. Sığınmacı kamplarını Hatay’dan dışarıya çıkarttılar. Tansiyonu düşürdüler. Doğru politikalar uygulayarak süreci kontrol altına aldılar. Hatay valisi her konuşmasında ‘Biz mutlu ve büyük bir aileyiz’ vurgusu yapmaya başladı. Büyük ölçüde propaganda tabii ama olsun, işe yarıyor. Ama Reyhanlı’daki son bombalar işi değiştirebilir. Özellikle de buna müdahil olanlar arasında Türkler varsa. Suriye tam da bunu istiyor. Türkiye’nin kendisiyle savaşmasını.

REYHANLI SÜNNİ MİLİSLERİN ÜSSÜ

Neden başka yeri değil de Reyhanlı’yı seçtiler?
Reyhanlı Sünni milislerin ofislerine ve bir anlamda üslerine ev sahipliği yapıyor. Bazı hastaneler yaralanan milislerin bakımını yapıyor. Eğer amacınız hem Sünni milisleri hem de Türkiye’yi korkutmaksa, Reyhanlı bariz bir hedeftir.

900 kilometrelik sınırda bu anlattıklarınız yaşanırken, Türk hükümetinin müdahaleden yana politikası sürdürülebilir mi?
Reyhanlı’dan sonra Başbakan Erdoğan’ın akıllıca ton değiştirdiğini izledik. Provokasyon tehlikesinden bahsetti ve çok daha nüanslı bir pozisyon aldı. Herkes Başbakan Erdoğan’ın neden bu kadar Esad karşıtı olduğunu biliyor aslında.

Neden?
Çünkü 2011’de Türkiye’nin çabalarının Esad tarafından reddedilmesini kişisel aldı. Bu tür bir reaksiyon uluslararası ilişkilerde lükstür. Herkes Libya’da olanlar hemen Suriye’de de olacak sandı. Suriye’de rejimin bu kadar zalimce şiddet kullanmaya ne kadar mahir ve hazır olduğunu anlayamadılar. Rejimin kaybedecek bir şeyi yok ki şu noktada. O yüzden de Türkiye’yi tahrik edip işin içine sokmak istiyorlar. Ama Türkiye’nin kaybedecek çok şeyi var. Esad rejiminin amacı Türkiye’nin bir şey yapamayacağını kanıtlamak çünkü bunu kanıtlarlarsa Suriye’nin içinde halk da umudunu keser diye düşünüyorlar. Ve maalesef hakikaten de Türkiye’nin tek başına yapabileceği pek de bir şey yok Suriye içinde.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!