Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

PKK, Türkiye'yi rahatsız etti, ancak istediğini elde edemedi

Dünkü yazımda PKK saldırılarının neden bir türlü durdurulamadığını anlatmaya çalışmıştım. Ancak bunca çabaya, bunca kayba rağmen PKK ne istiyordu ve ne kadarını elde etti dersiniz? Bugünkü durumun bir bilançosunu yaparsak bakın nasıl bir tablo ile karşılaşıyoruz.

HALK AYAKLANMASI İSTENİYORDU...
 
PKK bu yaz aylarında hiç beklenmedik bir başkaldırı sergiledi.
 
Gün geçmiyor ki bir saldırı olmasın. Askerimiz şehit olmasın.
 
Gün geçmiyor ki, uzaktan mayın patlatarak polis veya erlerimizi şehit etmesinler.
 
Son rakamlara göre, bu yaz akan kan büyük: Türk güvenlik güçleri son 4 ayda 116 şehit verdi. PKK, 500 gerilla kaybetti.
 
Örgütün gizli planlarını, kafasındaki stratejileri bilmiyorum. Ancak, yaptıkları açıklamalar, çeşitli demeçler, istihbarat raporları ve uzman değerlendirmelerine bakınca, PKK' nın saldırılarının arkasındaki gerekçelerden bazıları şöyle görülüyor:

 - Öcalan' ın dış görüşme yasağının kaldırılmasını sağlamak.
 - Müzakerelerin yeniden başlaması için Ankara' ya baskı yapmak.
 - KCK tutuklularının serbest bırakılması mesajını vermek.
 - Hem Ankara'ya hem de dış dünyaya, güçlü olduğunu ve ne zaman, nereyi vurmak isterse vurabileceğini göstermek.
 - Öcalan'ın hedef gösterdiği gibi “Devrimci halk ayaklanması”nı gerçekleştirmek.
 
Yukarıda saydıklarımın dışında kendilerine göre daha birçok gerekçe vardır mutlaka. Ancak bu kadarıyla dahi elde edilen sonuçları karşılaştırabiliriz. Bunca kayba karşılık PKK ne elde etti?

 - Öcalan' ın dış görüşme yasağı hala devam ediyor. Bu izolasyonun bir bölümü Türk tarafından kaynaklanıyorsa, diğer bölümü Öcalan' ın kimseyle görüşmek istememesinden de kaynaklanıyor. Ailesini dahi kabul etmiyor.

 - Oslo tipi görüşmelerin yeniden başlamasına da imkansız gözüyle bakılıyor.

 - KCK tutuklularının serbest bırakılması söz konusu dahi edilmiyor.

 - Bölgede “Devrimci halk ayaklanması” gerçekleştirilemedi. Hakkari ve çevresinde çok güçlü olmasına, kırsal alandaki hakimiyetine rağmen, şehir-köy veya kasabalarda insanları sokaklara dökemedi. Oysa beklenen, her saldırının ardından halkın “Kalkışmasıydı”. Olmadı. Bir tek Beytüşşebap' ta deneme yapıldı, PKK’lıların cenazeleri sırasında güvenlik güçlerinin aracına PKK flama ve bayrağı asıldı. Güvenlik güçleri de soğukkanlı davranıp ateş açmayarak, bu olayı engelleyebildiler. 

Yani anlayacağınız, "İstediğim yerde, istediğim zaman vururum..." sloganı ve taraftarlarının moralini düzeltmenin dışında, PKK beklentilerinin hiçbirini elde edebilmiş değil. Hiç değilse, dışarıdan böyle görünüyor.
 
Aslında PKK kendi yıktığı bir yapıyı, yeniden kurtarmaya çalışıyor. Oslo görüşmelerini kamuoyuna duyurarak, hem müzakereleri durdurmuş, hem de Öcalan' ın sert eleştirilerine maruz kalmıştı. Şimdi adeta kendini affettirmeye çalışıyormuş gibi bir tutum içinde.
 
Ancak istediklerine ulaşabilmesi çok güç görülüyor.
 
Sonuçta, ne Ankara ne de Kandil, bu şekilde kazançlı çıkmalarının imkanı olmayan bir mücadele yürütüyor.

"...HABERİNİZ OLSUN, BİZ AYRILMA YOLUNDAYIZ..."
 
Van bağımsız milletvekili Aysel Tuğluk, geçen cuma TARAF gazetesinde bir açık mektup yayınladı. Bence son derece önemliydi. Kimselerin dikkatini çekmemiş olacak ki, beklediğim yankıyı göremedim. Oysa, Tuğluk bu makalede bize, madalyonun öbür yanını gösteriyordu. Son dönemde yaşanan olayları BDP açısından yorumluyor, gelişmeleri nasıl gördüklerini anlatıyordu.
 
Özetle "Bizi zorluyorsunuz, bölünmeye itiyorsunuz"... "Bölünüyoruz..." mesajlarını veriyordu.
 
Asıl, yazının son bölümü benim dikkatimi çekti.
 
"....Gerçi şu andaki konjonktür çözüme fırsat vermese dahi, yine de yapılması gereken bazı önerilerimi sıralamak, çözüm getirmese dahi, savaşı durdurup, sürecin barışçıl bir iklime evrilmesine vesile olabilir belki...," diyor ve şunları sıralıyor:

 1) Öcalan' a yönelik 14 aydır süren tecrit bitirilmeli.
 2) Tutuklu 8 bin (KCK) arkadaşımız serbest bırakılmalı.
 3)Devlet Batı Kürdistan'daki Kürtlerin kazanımlarına saygı göstermeli ve özerk yönetimi/statüyü, Türkiye'de de dahil olmak üzere kabul etmelidir.
 4) Kürt hareketi buna karşılık, ateşkes ilan etmelidir, edecektir.
 5) Kürtler de ulusal ve bölgesel çıkarlarını Türkiye ile ortaklaştırmalı, bölgenin demokratik ve özgür geleceğine yönelik birlikte çalışmayı esas almalılardır.
 
Tuğluk, bunları sıraladıktan sonra son sözünü söylüyor:
 
"...Bunlar olmazsa ne olur?
 
Öngörüde bulunmak zor değil.
 
Bölgede yeni bir dünya kuruluyor ve Kürtler bu yeni dünyada mutlaka yerini alacaktır. Türkiye'ye rağmen ve Türkiye'siz..."
 
BDP ve Kürt hareketini yönetenlerin ruh halleri bu.

Öngörüleri gerçekçidir veya hayaldir, orası önemli değil. Önemli olan onların ne hissettikleridir.
 
Tuğluk' un sözlerinde acaba hiç mi gerçek payı yok?

 

X