Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

PKK’nın hesabı; AKP’nin “Aşil topuğu”...

Türkiye’nin demokratikleşmesi, bu demokratik süreçte Türkiye Kürtlerinin “kimlik hakları”na kavuşması, bunları güvence altına alacak olan Türkiye’nin AB rotası PKK’nın umuruna mı?

Değil. Tam tersine, PKK, bütün bunları, kendisini anlamsızlaştıracak, varoluşunu sorgulatacak birer “ölümcül tehdit” olarak görüyor.

PKK ile DTP’nin aynı “toplumsal zemin”e dayandığı biliniyor ya da varsayılıyor. Peki, PKK, DTP’nin parlamentoda bir grup gücünden temsilinden mutlu mu; bundan kendisi için işlevsel bir yarar görüyor mu?

Hayır. Tam tersine, DTP’nin TBMM çerçevesinde “demokratik süreç”te bir “aktör” haline gelmesini, kendisinin “devre dışı” kalacağı bir gelişme olarak görmek eğiliminde. DTP’nin açığa düşmesinden ve etkisizleşmesinden rahatsız olmaz. Hatta, bir “propagandif koz” daha ele geçireceği için daha da memnun olur.

Unutmayalım, PKK’nın İmralı’daki lideri, en başta DTP’lilerin bağımsız adaylar olarak seçime girmesine de karşıydı. TBMM’de bir grup oluşturmalarını istemiyordu. DTP’nin yüzde 10 barajına takılıp, TBMM dışında kalması daha işine geliyordu. PKK, “Kürt sorunu”nda kendisinin taraf olarak zaman içinde dışlanabileceği hiçbir gelişmeye teşne olmadığı için, DTP’nin baraja takılmasından da rahatsız olmayacaktı.

Sonra, başka hesaplarla, Ak Parti’nin TBMM’de çoğunluk ele geçirmesini engellemek hesabıyla, bağımsız adaylarla seçime girilmesine “peki” dediği duyuldu.

PKK, 22 Temmuz’dan sonra en fazla Ak Parti’nin Güneydoğu’da elde ettiği seçim başarısından rahatsız oldu.

Bütün bu faktörleri biraraya getirdiğiniz takdirde, PKK’nın çıkarının “silahlı tırmanış”tan, “terör eylemlerinde artış”tan yana olduğu hükmüne kolayca varabilirsiniz.

 

***      ***     ***

 

Türkiye’de terör tırmanışı, şiddet ikliminin geri gelmesi, savaş tamtamlarının “yeni siyasal söylem” haline gelmesi, PKK’nın işine geliyor. “Eskiye dönüş stratejisi”, 1990’lara dönüş, PKK’nın benimsediği bir yol.

Hele, bir de Türkiye, Irak topraklarını askeri harekat yapsa, bu yolla zaten sorunlu, sıkıntılı ilişkiler içinde bulunduğu ABD ile ters düşse, yakın gelecekte bir “yeni sayfa” açması beklenen Iraklı Kürtlerle de çatışmaya girse... PKK’nın zil takıp oynayacağı manzaralar olacak bunlar.

Böyle bir gelişme, PKK’ya yeniden anlam kazandıracağı, işlevselleştireceği ve onu tekrar “denklemin içine sokacağı” ölçüde, Ak Parti iktidarının da su almasını beraberinde getirecektir. PKK’nın Güneydoğu’da en amansız rakibi haline gelen Ak Parti, “askerileşmiş” bir Türkiye ve bölge iklimine hükmedemez. Bunu, herkes biliyor; en ziyadesiyle PKK biliyor.

Ancak, hükümet, her yönden öyle sıkıştırılmış durumda ki, kendisi için siyasi bakımdan “ölümlerden ölüm beğen” tercihleri arasında arasında kalıyor. “Terörle Mücadele Yüksek Kurulu” toplantısından sonra yapılan açıklamayı ve TBMM’ye sevkedilmek üzere “tezkere” hazırlığı yapılmasını böyle okuyabiliriz.

 

***     ***    ***

 

Hükümet, “oyun”u görmüyor da sayılmaz. Açıklamanın şu paragrafı, gördüğünü ifade ediyor: “Son dönemde gerçekleşen ekonomik, sosyal ve siyasal gelişmelerden rahatsızlık duyan ve halk desteği kaybolan örgütün, kanlı terör eylemlerini artırma gayreti içeriinde olduğu tespit edilerek, vatandaşlarımızın huzur güven ve refahını artıracak faaliyetlerin hız kesmeden sürdürülmesi kararlaştırılmıştır.”

Bu, hükümetin, Güneydoğu’da “aş ve iş” sağlayarak PKK’yı etkisizleştirmek politikasını benimsediğinin de ipucunu veriyor. Ak Parti, ne yazık ki, Tayyip Erdoğan’ın 2005 Ağustosunda Diyarbakır’da yaptığı açılımın arkasını getirmedi. Kulağının üzerine yattı. Güneydoğu’daki seçim başarısı da onu yanılttı. Doğru politika izlediği kanısına vardı.

Oysa, Güneydoğu ve “Kürt sorunu”nun Ak Parti’nin “Aşil topuğu” olduğunu gördük ve söyledik. “Önce aş ve iş” yaklaşımı, kulağa hoş geliyordu ama sürdürülemezdi, Bu yaklaşımın, bir “çözüm stratejisi” olamayacağını, herşeyin birkaç mayının patlamasına bağlı olduğunu çeşitli vesilelerle belirttik. 15 şehit, bu “politikasızlık politikası”nı birdenbire darmadağın etti.

Şimdi, çare olarak “Bu çerçevede terör örgütünün komşu bir ülkedeki mevcudiyetini sona erdirmeye yönelik olarak önümüzdeki süreçte gerektiğinde sınır ötesi operasyon dahil olmak üzere, hukuki, ekonomik ve siyasi her türlü tedbirin alınması, terör ve teröristlerle etkili yöntemlerle kararlı bir şekilde mücadeleye devam edilmesi konusunda görevli kurum ve kuruluşlara gerekli emir ve talimatlar verilmiştir” deniyor.

Bunun anlamı, Irak’a sınır ötesi operasyon. “Tezkere” de bu amaçla hazırlanacak ve TBMM’ye sunulacak. Ama unutmayalım? Hükümet, 20 Mart ve 7 Ekim 2003’te Irak’a asker sevkine ilişkin iki tezkere çıkartmış ama uygulamamıştı.

Yani, “tezkere” illa “operasyon” anlamına gelmiyor.

Bununla birlikte, tehlikeli bir eşiğe gelip dayandığımız kesin. Zira, “oyunu kuran” PKK, gelişmelerin istediği yönde seyrettiğine bakarak, bir-iki spektaküler terör eylemi, baskın ve pusu ile Gabar’daki gibi can almaya devam ederse,Irak’a operasyon kaçınılmaz hale gelebilecektir.

Önümüz Bayram. Salim kafayla düşünme zamanı olarak kullanılabilse bari...

X