Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Piyasalara müdahalenin istenmeyen sonuçları

BEĞENMEDİĞİMİZ dengeleri beğendiğimiz yönde değiştirmeye yönelik devletin fiyata ya da miktara müdahaleleri ekonomide mutlaka çarpıklıklar yaratırlar.Çarpıklıklar bazen karaborsa olarak karşımıza çıkarlar, ama her zaman kurala uymayarak rant elde edilmesini sağlarlar.Örneğin, petrol fiyatı çok yükseldi diye benzini devletin hala ucuza satması kamu finansmanını bozar. Bir gün, hem karaborsa oluşur hem de sonunda devlet fiyatları artırmak zorunda kalır. Bu çeşit dengeler sürdürülemezler.Aynı şekilde, devletin bir malın miktarına karışması da çarpıklık yaratır. Örneğin, araba başına haftada 20 litre benzin verilmesi kararlaştırıldığında, bu kural çok çabuk bozulacaktır. Haftada 20 litreden fazla benzin kullanan araç sahipleri benzin istasyonları ile anlaşarak ve daha yüksek fiyat ödeyerek benzin almaya devam edeceklerdir. Bu olmazsa, uydurma plakalar icat edilerek benzin alınmaya devam edilecektir.AHLAKİ SORUNSon aylarda tüketici kredileri ve kiralar üzerinde yapılan tartışmalar müdahaleci içgüdümüzün depreştiğini gösteriyor. Devletin her iki alana da müdahaleleri bu piyasaları bozacak nitelikte olacaktır. Sonuçta, herkes kaybedecektir. Kredi kartı limitinin kredi kartı sahibinin geliri ile sınırlandırılması düşünülüyor. Kimileri halkın bankalar tarafından soyulduğunu düşünüyor. Kimileri de bankaların herkese kredi vererek ne yaptığını bilmediğini sanıyor. Halbuki, gerçek ikisi de değil.Bir bankanın kime ve hangi limitle kredi kartı verdiği banka ile müşterisi arasındaki bir ilişkidir. Kredi kartı alan, borcunun tamamını ödemezse ne kadar faiz vermek zorunda olduğunu baştan bilmektedir. ‘Faizler çok yüksek o nedenle ödeyemiyorum’ bahanesi çok ciddiye alınacak bir sav değildir. Faizlerin yüksek olduğu bilindiği halde, neden ödeyemeyecek kadar borç altına girildiği irdelenmelidir. Bu konuda ahlaki bir sorun söz konusudur.Bazı kart sahipleri işlerini kaybettikleri için kredi kartı borçlarını ödeyemediklerini ifade etmektedirler. İnsanın işini kaybetmesi her zaman bir risktir. Borçlanma bu riski göz önüne alarak yapılmalıdır. Risk gerçekleştiğinde, bir takım varlıkların kaybedilmesi olağandır. Bu bahane de iktisadi anlamda çok geçerli değildir.Bazıları mali açıdan güç duruma düştükleri için kredi kartlarına borçlanmaya zorlandıklarını iddia etmektedirler. Yani, faizi ne olursa olsun, borçlanarak hayatlarını devam etmek istemektedirler. Elbette, bu yaklaşımın sonuçlarına katlanacaklardır.Şikayet edilen tüm konular kredi kartlarının kötü kullanılması anlamına gelmektedir. Kredi kartının kötü kullanılması bankaların kredi kartı vermesinin kısıtlanmasını haklı göstermez. Bu konuda hesap yapması gereken bankalardır. Onlar da, bu hesabı yaptıkları için kredi kartı faizleri çok yüksektir.Birçok banka kredi kartı faizlerini yüzde 100 civarında tutmaktadırlar. Yani, kredi kartı borçlarının yüzde 50’si batsa dahi, bankalar hala karlı durumdadırlar. Faizler çok yüksekse, kredi kartı satamayacaklardır. Faizler çok düşükse, zarar edecekleridir. Zarar, sermayenin erimesi demektir. Yeterli sermayeleri varsa, bu konu da bankalardan başkalarını ilgilendirmez.HERKES KAYBEDERKısacası, tüketici olarak hoşumuza gitmese bile, kredi kartlarına sınırlama getirmek yanlış bir uygulamadır. Bugün bu konuda yapılacak yanlışlar yarın konut kredilerine de sıçrayabilecektir. Çünkü, konut kredilerinde de benzer şikayetler duyma olasılığı çok fazladır. Devletin bu konularda, hem de yasalar yoluyla, bankalar ile müşterileri arasına girmesi çok sakıncalıdır. Ahlaki sorunun boyutları artacaktır. Halbuki, bu sorunu en iyi şekilde piyasa mekanizması çözer. Devlet bu işe bununu soktuğunda, ya bankalar ya müşteriler ya devlet ya da hepsi kaybeder.
X