Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Piyasa ile dost olmak

<B>KAMU </B>finansmanındaki bozulmanın giderek arttığı dönemlerde <B>Hazine borçlanması</B> başlı başına bir olay olurdu.

Hazine’nin mazlum, bankaların zalim konumunda oldukları düşünülürdü. Çünkü, giderek borçlanma ihtiyacı artan Hazine’nin pazarlık gücü kalmamıştı. Piyasa ne kadar kaçtan verirse, Hazine ‘evet’ demek zorundaydı.

Reel faizler görülmemiş düzeylere çıkmıştı. Her Hazine iç borçlanma ihalesinden önce nefesler tutulurdu. Hazine’nin ihtiyacı kadar borçlanıp borçlanamayacağı konuşulurdu. Borçlanabilse dahi, faizlerin ne olacağı merak edilirdi. Son derece teknik bir konu olmasına rağmen, borçlanma ihalesinin nerede kesileceğine başbakanlar karar verirdi.

Piyasa tarafından her defasında kandırıldığını ve sömürüldüğünü düşünen Hazine genelde piyasalara, özelde de bankalara düşmen gözüyle bakardı. İşin gülünç tarafı, o dönemde Hazine’nin kendisine kazık attığını düşündüğü bankacılık sektörü kendi denetimi ve gözetimi altındaydı.

Hazine’nin çaresizlikten içinde bulunduğu ruh hali iç borçlanma piyasasında faaliyet gösteren kesimlere Hazine’nin ‘reaya’ gibi bakmasına neden oldu. ‘Benden bu kadar faiz isterlerse, ben de vururum kafalarına alırım paraları geri’ anlayışı hakim oldu. 1999 yılının son günlerinde geçmişte satılmış Hazine bonolarının getirileri üzerine stopaj koymak bu ruh hainin ürünüydü. 2000 yılındaki Kasım Krizi’nin arkasında Hazine’nin piyasayı ‘reaya’ gibi görmesinin etkisi küçümsenemez.

ARTIK HABER DEĞİL

Şimdi durum değişti
. Kamu finansmanı ve genelde makro ekonomik ortam olumluya döndükçe, Hazine ile piyasa ilişkisi de olumlu yönde değişti. Her şeyden önce, Hazine piyasa dostu bir yaklaşım benimsedi. Hazine’nin bu tutumu her türlü takdirin üzerindedir.

Hazine bugün piyasada olan bitenler konusunda çok daha bilgilidir. ‘Ben mazlum, piyasa zalim’ bakışı ile değil, Hazine, mali piyasalarda, piyasa şartları içinde en uygun ve hedefleri doğrultusunda alış-veriş yapmaya çalışan bir tüccar konumuyla hareket etmektedir.

Bir anlamda, Hazine, geleneksel olarak dış borçlanmalarda gösterdiği özeni iç borçlanmalarında da göstermeye başlamıştır. Bunun da meyvesini yemektedir. Hazine iç borçlanma ihaleleri artık günlük haber olmaktan çıkmıştır. Bu piyasada ne olduğu artık yalnızca piyasada faaliyet gösterenleri ilgilendirmektedir. Zaten, böyle de olmalıdır.

Piyasa yapıcılarından oluşan bir iç borç danışma kurulu vardır. Belli aralıklarla Hazine yetkilileri bu kurulu toplayarak piyasa dinamiklerini piyasada faaliyet gösterenlerle tartışma olanağı bulmakta, fikir alış-verişinde bulunmaktadır. Bu yolla, Hazine’nin piyasayı daha yakından takip edebilmesi mümkün olmaktadır.

BİR ÖNERİ

İç borç danışma kurulu çok yerinde bir oluşum olmakla birlikte, kapsamı dar tutuldu
. Böyle bir işlevi gören kurulun üyeleri yalnızca Hazine’nin iç borç ihalesine giren kurumlar olmamalıdır. Bu kurula, piyasa yapıcılarının bir bölümü kurumsal kimlikleri ile katılmalı, ek olarak, iç borçlanma piyasasında faal olan, ama piyasa yapıcısı olmayan sigorta şirketleri gibi kurumların yanında akademisyenler de bulunmalıdır. Kurulun hem kurumsal hem de şahsi üyeleri belli aralıklarla değişmelidir.Yani üyelik, bir anlamda dönüşümlü olmalıdır.

Bu şekilde iç borç danışma kurulu bir dinamizm kazanacaktır. Beli bir dönemde kurul üyelerinin farklılaşmasıyla, Hazine açısından, piyasaya farklı açılardan bakma olanağı artacaktır.

Türkiye’de devlet iç borçlanma piyasası hale gelişmekte olan bir piyasadır. Geliştikçe, piyasa derinleşecek ve teknik yanı daha ağır basacaktır. Bu süreçte, iç borç danışma kurulunun da hem daha teknik hem de daha dinamik bir hale getirilmesi Hazine için de, piyasanın aktörleri için de daha işlevsel olacaktır.
X